İSLAM IN beş temel esasından biri olan orucun nefis
terbiyesinde ve ıslahındaki rolü asla inkar edilemez. Oruçlu insan, kötü söz ve
davranışlarını terk ettiği gibi, yenilmesi ve içilmesi meşru olan her şeyi de
ALLAH istediği için terk eder. Bu durum, insanın tamamen ruhi terbiyesi ve
eğitimi ile ilgili bir husustur. Gerektiğinde mahrum kalma ve istediğini
yapamamanın getireceği sıkıntıyı aşmanın yollarını öğrenir. Orucun sadece
yeme-içmeyi terk etmekten ibaret olmadığını, bunun ötesinde büyük manevi
kazanımlar elde edildiğini, oruçlu
olduğumuz şu zaman diliminde bizzat yaşayarak idrak etmekteyiz. Aksi takdirde
oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, edep ve
ahlakını güzelleştirmiyorsa amaçlanan hedefe ulaşılamamış demektir. Bu durumda
iç dünyamıza bir zenginlik kazandıramadığımız gibi, oruçtan beklenen sevaba da
ulaşamayız.
Bu nedenle oruçlu insan; yalan, gıybet, iftira, hile,
aldatma, her türlü kötü söz ve davranışlardan uzak, bütün sosyal ilişkilerinde,
söz ve sözleşmelerinde, iş ve işlemlerinde dürüst ve dosdoğru olmalıdır. Bu
durum bütün oruç tutanlar için göz önüne getirildiğinde, halk arasında Onbir
Ayın Sultanı diye tanımlanan Ramazan Ayı nın Müslüman bir toplum için ne
kadar büyük bir huzur kaynağı olduğu fark edilecektir. Evveli rahmet, ortası
mağfiret, sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan Ramazan ayı, ilahi rahmetin
müminlerin gönüllerini doldurduğu müstesna bir aydır. Bu ayda Müslümanların
yerine getirdikleri fıtır sadakası, zekat ve diğer mali yardımlar, toplumsal
yardımlaşma ve dayanışmayı ve kardeşlik duygularını en üst seviyeye çıkarır.
Ayrıca iftar sofralarına davet edilen muhtaç insanların yüzlerindeki mutluluğu
görmek kadar güzel bir şey olamaz. Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.)Efendimizin: Kim, iman ederek ve mükâfatını sadece ALLAH
Teâlâ dan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur. müjdesine erebilmek için, rahmet iklimi bu
ayda nefsimizi kötü duygulardan arındırdığımız gibi etrafımıza da her türlü
maddi-manevi desteği vermeye çalışalım.
Oruç ALLAH Teâlâ ya itaat ve ibadettir. Kişiye sınırsız
sevab kazandırır. Çünkü oruç yalnız ALLAH Teâlâ içindir. ALLAH Teâlâ nın keremi
ise sınırsızdır. Oruç bir yıldan öbür yıla kadar işlenen küçük günah-lara
keffarettir. Oruç ALLAH Teâlâ nın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmaktan
ibaret bulunan takvaya sebep olur.
Oruçtan beklenen bu güzel neticelere nail olabilmek için
onu kemaliyle tutmak ve yalan konuşmak, gıybet etmek gibi oruca zarar verecek
şeylerden kaçınmak gerekir. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi
bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına ALLAH Teâlâ için hiçbir
ihtiyaç yoktur. buyurmuşlardır.
Enes b. Malik (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
İnsanların etlerini yemeğe devam edenler, yani gıybet
edenler oruç tutmamıştır. buyurdu.
Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
Oruç, yemekten, içmekten kesilmek değildir. Oruç ancak
fuzuli ve şehevâni sözlerden oruç tutmaktır. Eğer bir kişi sana söver veya sana
karşı bilgisizce hareket ederse sen muhakkak ben oruçluyum, dolayısıyla sana
uyamam de!
Bu sebeble tutulan orucun tam kâmil olabilmesi için:
1- Göz dinen kötü, haram ve mekruh olan şeylere
bakmayacaktır.
2- Dil yalan söylemeyecek, dedikodudan, aleyhte konuşmak
ve gıybet yapmaktan, özellikle yalan yere yemin etmekten sakınacaktır.
3- Kulak dinen kötülenmiş, haram ve mekrûh olan şeyleri
dinlemeyecektir. Müslümanlıkta söylenmesi haram olan her şeyin dinlenmesi de
haramdır. Bir kimsenin aleyhinde konuşanı ve gıybet yapanı dinleyen de,
söyleyenin günahına ortak olmuş olur.
4- Eller harama ve hileye, dinen kötü ve mekruh olan
şeylere uzanmayacaktır.
5- Ayaklar gidilmesi dinen kötü, haram ve mekruh olan
yerlere basmayacaktır.