Allah insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım derken bize ulaşılması imkansız bir rütbe vermiştir. Çünkü Allah‘a kulluk yaratılmışların en büyük gayesidir. İbadetlerin zorunluluk derecesi Allah rızası olmalıdır. Çünkü Allah rızası gözetilerek yapılan her davranış ibadet hükmündedir. İbadetlerde hikmet arayışlarının, sosyal faydalar gözetilme gayretlerinin ihlaslı bir Müslüman nezdinde başlı başına önemli bir yeri yoktur. Mutlaka her ibadetin bir hikmeti vardır. Ama bu bizim ibadetlere yaklaşımımızda bir kriter olmamalıdır. Tek kriter Allah‘ın bunu bizden istemesidir.
Oruç ibadetini de bu pencereden değerlendirebiliriz. Oruca sadece açlığı anlamaya yönelik olarak sosyal maslahat gözeten bir ibadet şeklinde bakamayız. Açlığı anlamaya yönelik bir ibadet olarak ele alırsak, bu sefer zaten aç olanların bu ibadet ile mükellef olmasını izah edemeyiz. Burada dikkat etmemiz gereken husus emir telakkisine sarılmamızdır. Allah‘ın emri olması her şeyin üzerindedir. Ramazan ayında oruç tutmamızın yegane sebebi bu emirdir. Bunun dışında bize sağlayacağı şahsi, sosyal, sağlıkla ilgili ve iktisadi faydalar orucun sonucudur; sebebi değildir. Merhum Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi‘nin (k.s) deyimiyle; "oruç, ne aç kalma ne de açları doyurma ayıdır; oruç, günahlardan arınarak olgunlaşma ayıdır". Şunu da unutmamak gerekir ki, oruç zamanı tüketmek için değil zamanı yaşamak için tutulur.
Bu anlamda Allah‘ın emri gereği O‘nun rızası gözetilerek tutulan orucun tasavvurumuzdaki yerini daha iyi bir şekilde özümseyebiliriz. İnsan için sadece tokluk, şehvet ve servet yük değildir. İnsandaki benlik duygusu, arzuları, nefsi hepsi insan için birer yüktür. İşte oruç bu yüklerinden tamamen kurtulma merasimidir. İnsanı özgürleştirir, çünkü bu yükler insanı köleleştirir, kendine bağımlı yapar, insanı kontrol eder. İnsan oruçla hepsini elinin tersiyle itmiş ve Rabbi ile arasındaki bütün engelleri kaldırmış olur. İşte tam bu zamanda müminin miraca yönelmesindeki huşu başka hiçbir zamanda yakalanamaz.
Oruç, zamanın yeniden İslamileşmesi için bir fırsattır. Günümüzde zaman o kadar çok İslam‘dan uzaklaştı ki, her anımız ilahi olandan uzak ve bağımsızdır. Zaman günümüzde dünyaya göre şekillendirilmiştir. Zaman iş, aş ve haz döngüsüne sıkıştırılmıştır. İlahi olan için zaman ayrılmamıştır. Ancak dünyaya yönelik olduğu zamanlarda dini olan, zamanda yer bulabilmiştir. İşte oruç zamanın bu algısını bir nebze de olsa yıkmaktadır. Zaman İslami referanslara göre şekillenmektedir. İmsak ve iftar vakitleri zamana yeniden hükmetmemize vesile olmaktadır. Ayın şekilleri, güneşin doğuşu ve batışı, bizim için yeniden dini gereksinimler çerçevesinde anlam ifade etmeye başlamaktadır.
Oruç aslında az dünyadır. Bütün varlığımızla sahip olduğumuz ve olmak istediğimiz dünyalıklardan azına talip olmaktır. Oruç azla yetinebilmektir. Şiir nasıl meramını az sözle anlatabiliyorsa bizde hayatımızı az dünyalıklarla yaşayabiliriz. O yüzden oruç şiir gibidir, yalın duru ve sade. Anlam dünyamızda böylesi öneme haiz oruç ayı eylem dünyamızda nasıl cereyan etmektedir. Önce şunu belirtmek gerekir ki, Ramazan ayı bir eğlence ayı değil bir ibadet ayıdır. Ramazan ayını orucun yüklendiği misyona uygun bir şekilde geçirmek gerekir. Peygamber Efendimiz (sav) Ramazan‘da ibadetleri ziyadeleştirirken son on gününde itikafa girerdi. O dönemde Ramazan ayı içerisinde eğlence demek ibadet, infak ve özellikle teravih demekti. Ramazan ayı onlar için Kur‘an ve namaz ayıydı. Ramazan‘da sosyal etkinliklerin kendini göstermesi sonraki dönemlere rastlamaktadır.
Zamanın değişen sosyal dokuları eğlence anlayışımızı, tarzımızı da değiştirmiştir. Bizi ilgilendiren kısmına gelirsek Osmanlı‘nın son döneminde toplumda yer edinmeye başlayan eğlenceler Ramazan ayına da sirayet etmiştir. Direklerarası eğlence merkezi bu dönemlerde ortaya çıkmıştır. Tabi ki o dönemin Ramazan etkinlikleri en azından bu ayın vakarına yakışır bir seviyedeydi. Direklerarası eğlence merkezinde bir medeniyetin yansıması olan etkinliklere rastlanmaktaydı.
Günümüzde Ramazan eğlencelerinin oruç ayının anlam ve şuuruna uygun olarak gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Önceleri Ramazan‘ın infak ve sadaka anlayışına yakışır bir şekilde düşünülen iftar çadırları, anlam ve mahiyetinden saparak eğlence çadırları olmaya başlamıştır. Zenginlerin iyilikte yaptığı gövde gösterisine dönmüş yardım faaliyetlerinin yanında çalgılı eğlencelerde Ramazan‘ın adabına yakışmayacak şekil almıştır. Popüler eğlence kültürünün cezbediciliğine yenik düşen oruç medeniyeti yerini Ramazan eğlencelerine bırakmıştır. Helal haram dahi gözetilmeden tertip edilen Ramazan eğlenceleri ibadete ve eğlenceye bakışımızın ne derece yozlaştığının bir göstergesidir.
Sadece Ramazan eğlenceleri değil oruç medeniyetini zedeleyen unsurlar. Orucu yaşayışımız da gerçek anlam ve mahiyetinden koptu . İftar sofraları orucun ruhundan olabildiğince uzaklaştı. Sofralar zenginleşti, hem sofradaki yemekler bakımından hem de sofranın başına oturanlar bakımından. Artık garip guraba iftar sofralarının misafirleri değil. İftar sofraları, beş yıldızlı otellerde, milyon dolarlık yatlarda verilen iftarlarla mesaj pazarlama gayretlerini gütmeye başladı. İnfak ayı, israf ayına dönüştü. Efendimizin (sav) bir tek iftar yemeği olan hurma, tıka basa yenen yemeğin öncesinde sünnetlik aparat oldu.
Ramazan bir medeniyet göstergesidir. Ramazanı medeniyet birikimimize yakışır şekilde değerlendirmemiz gerekir. Aslından, özünden, manasından uzaklaştırmadan sade ve yalın yaşamamız icap eder. Dünyayı az yaşamamız ahireti çok hatırlamamız orucun en güzel idrak şifresidir.