Örtünme ve çıplaklık

Abone Ol

“İslâm dini sadece cismani bir din olmadığı gibi sırf ruhani bir din de değildir. Bilakis ikisi arasında din ve dünya işlerini bir araya toplayan insanî bir dindir. Tamamıyla insanın yaratılışına uygundur. Her ikisinden de yeterli ölçüde haz almıştır. Ruhi ve bedeni ihtiyaçları âdilâne bir şekilde uyumlu kılarak ruhu da aklı da hakikatleri idrak ile olgunluklarla doldurur. Beşeri temayülleri terbiye eder.” ( İ. İsmail Hakkı, Angilikan Kilisesine Cevap, 192)

Evet, İslam, insanın doğuştan getirdiği fıtri arzularının hiç birisini inkâr etmez. Bilakis itiraf eder. Hatta o ihtiyaçlarını meşru yoldan karşılaması için teşvik eder. Ama bunu yaparken eşref-i mahlûk olarak nitelediği insanın, şerefini ayaklar altına alacak süfli davranışlara meyl etmesine engel olmak için bütün kapıları kapatmıştır. İşte Müslüman hanımlara emredilen tesettür de bu tedbirlerin en başında yer alır.

Çıplaklık, ahlakın bozulmasına, zinanın artmasına ve insanların şehvetlerinin kölesi haline gelmesine sebep olduğu için haramdır. Nitekim çıplaklığın serbest olduğu ülkelerde ırza tecavüzler ve aile boşanmaları çok yüksek oranlardadır. Hatta ahlaksızlıklar, devletlerin en tepesinde yer alan kişilerin dahi ayrılmaz vasfı haline gelmiştir.

Çağdaş cahiliye mensuplarının çıplaklığı bir terakki olarak kabul edip, örtünmeyi gericilik, ilkellik olarak görmelerinin aksine İslam’ın emretmiş olduğu örtünme, medenileşmenin bir sembolüdür. İnsanın doğuştan getirdiği saf ve temiz duygular; gerek ruhi ve gerekse bedeni ayıpların açığa çıkmasından tiksinir. Çıplaklığı güzellik olarak değerlendirmek doğrudan doğruya tabii zevk duygusunun körelmesinin bir ifadesidir. Afrika’nın göbeğindeki ilkel insanlar da çıplak değil mi? Bu bölgelere İslam girdiğinde yaptığı ilk değişiklik, medeniyetin ifadesi olarak çıplakları örtmek olmaktadır. Nitekim ilk cahiliye mensubu kadınlar da Kâbe-i Muazzama’yı çırılçıplak bir şekilde tavaf edecek kadar alçalmışlardır. Bugün dünyaya egemen olan çağdaş cahiliye de aynı kafadadır ve nerede ise kadında örtülü yer bırakmamıştır. Kadını, İslam’ın çekip çıkardığı çıplaklık ve fuhuş bataklığına tekrar yuvarlamıştır.

Çağdaş cahiliye mensupları, akl-ı selimi, zevk-i selimi ve bütün ahlaki değerleri tersyüz ettikleri için çıplaklığı ilericilik olarak niteleyip, insanca yaşamayı gericilik ve çağdışılık olarak sunmaktadırlar.

Meselenin İslami ve insani yönü bu iken, bizim cahiller grubu kalkar; efendim dinle kıyafetin, dinle kadın giyim kuşamının ne ilgisi olabilir, derler. Hâlbuki örtünme konusu İslami açıdan çok büyük önem taşır. Bu mesele birilerinin gördüğü gibi teferruat değildir. Çünkü bu meselenin özü tevhid ve şirk meselesine dayanır. Zira işin amele, pratik hayata yansımasından önce inanç boyutu vardır.

“Azamet devrimizde bizim silah kuvvetiyle mahvedilemeyeceğimizi anlayan Avrupa’nın müteassıb Hıristiyan müelliflerinden birçokları Türk milletinin ancak “garplılaşmak” suretiyle imha edilebileceğine hükmetmişler ve eserlerinde bu noktayı büyük bir ehemmiyetle tebarüz ettirmeye çalışmışlardır.” (Danişmend, Garp Medeniyetinin Membaı Olan İslam Medeniyeti, 5)

Batılı tarihçi Michaud aynı manada şöyle demektedir: “Müslümanların bizim anladığımız medeniyet seviyesine ulaşmaları için son derece tefessüh etmelerinden, kendi örf ve an’anelerini kat’i surette unutmalarından başka çare olmadığını söylemek gayet doğru olur.” (Danişmend, a.g.e, 5)

Evet, ülkemiz insanı maalesef bu tuzağa düşmüş ve bu gün tam da batılı emperyalist kâfirlerin istediği ve tarif ettiği şekilde bir nesil yetişmiştir. Yolar, çarşı ve pazarlar adeta bir et yığınına çevrilmiştir. Türkiye tarihinin en büyük sosyal ve ahlaki buhranını yaşamaktadır. Buna rağmen -özellikle- cemaat ve sivil tolum kuruluşlarından hatırı sayılır bir itiraz yükselmemektedir.

Bugün şehirlerimiz çıplaklıkta batılı başkentleri aratmayacak hale gelmiştir. Tam da Üstad’ın tasvir ettiği şekilde:

Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;

Evde cinayet , tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!