Örtülü ya da açık olması faizi faiz olmaktan çıkarır mı?

Abone Ol

Faizi en düşük seviyeye indirmek için arka arkaya yapılan faiz indirimleri öyle bir noktaya gelmişti ki, dolar bir günde 5-6 lira değer kazanırken paramız o oranda değer kaybediyordu. Bu durum ister istemez ithal ürünlerde hızlı bir fiyat artışına yol açtı. Birtakım paragöz iş adamları durduk yerde raflardaki etiketleri değiştirerek kârlarını artırma yoluna girdiler. Bunu engellemek için önce Merkez Bankası yoluyla piyasaya yaklaşık 4 milyar sürüldü. Yani faiz indirimi adeta iç ve dış sermaye çevrelerinin öfkesini artırdı. Adeta iktidar, dolardaki ve fiyatlardaki artışı durdurmak için birtakım tedbirler alıp gidişatı önlemeye çalışırken, bir yandan fiyatlar artmaya devam ederken öbür yandan da dolardaki değer artışı sürdü. Bu ise ister istemez fiyatlardaki artışın nerede duracağı sorusunu cevapsız bırakır hale geldi. Vatandaşa yönelik yastık altındaki altının sahip olunan doların ortaya çıkartılması çağrılar da istenen sonucu vermedi.

Sonunda kur korumalı TL vadeli mevduat uygulaması devreye sokuldu. Böylece ellerindeki doları bankalarda dolar hesabında tutanların paralarını TL’ye çevirmeleri istendi. Buna karşılık dolardaki artış devam etse bile bankadaki paralarından kazançlarının azalması önlenmiş oldu. Bu nasıl sağlanacaktı? Böylece insanların bir kısmı ellerindeki doları TL’ye çevirerek bankalara vadeli yatırmaya başladılar. Çünkü alınan karara göre faiz alt sınırı 14, üst sınırı ise 17 olacaktı. Yani sermaye çevrelerinin dediği olmuş, faiz oranları yeniden eskiden olduğu gibi yüzde 17’ye çekilmişti.

Bu noktada ister istemez mademki faizleri artıracak eski oranlara çıkacaktınız da niçin şimdiye kadar ille de faizleri indireceğiz diyerek piyasayı altüst ettiniz? Sorusu akla geliyor. Buna karşılık yapılanın faiz artırımı değil, hibe olduğunu ileri sürenler de oldu.

Halbuki Hazine ve Maliye Bakanlığının açıklamasına göre “Kur korumalı TL mevduatına uygulanacak faiz bankalarca azami politika faizinin 300 baz puan üzerinde belirlenebilecek. Böylelikle TCMB’nin politika faizinin yüzde 14 olduğu dikkate alındığında söz konusu enstrüman için en düşük faiz yüzde 14, en yüksek faiz yüzde 17 olacaktır” deniyordu.

Görünen o ki, faize karşı olmak bırakın faizi tümden kaldırmayı, azaltmaya bile yetmiyor. Çünkü bunun için ülkenin dışarıdan yüksek faizlerle borç almaktan kurtulması, güçlü olması, cari açığının sıfırlanması gerekiyor. Bunu sağlamanın yolu da üretime dönük yatırımdan geçiyor. Gösterişe dönük yatırımlarla üretimde gereken artış sağlanamıyor ve ister istemez özellikle de küresel sermaye çevreleri ile içerideki temsilcileri alıştıkları sömürüyü sürdürmekten vazgeçmiyorlar. Bunun yanında aynı çevreler güçlü bir Türkiye’yi de istemiyorlar. Çünkü güçlü Türkiye onlar için çıkarlarına engel olarak görülüyor.

Tüm bunları, alınan kararların yapılan faiz indirimlerini ortadan kaldırıldığını göstermek için sıralıyor değilim. Sadece ülke yönetiminde sorumluluk üstlenenlerin alacakları kararları önceden iyice incelemeleri, kalıcı olabileceğine inandıktan sonra yeni uygulamaları, hayata geçirmeleri gerekiyor. Böyle olmazsa ülke deneme tahtasına dönüyor, doğru uygulama bulunana kadar insanımız perişan oluyor. Tüm bunları söylerken faizsiz ya da faiz oranlarının sıfıra inmesinin, hatta eksiye geçmesinin mümkün olmadığını söylüyor değilim. Çünkü yeryüzünde faizin sıfır hatta ekside olduğu ülkeler var. Demek istediğim, insanımızın duyguları ile oynayarak siyasi fayda sağlamak için birtakım söylemlerin yanlış olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Ayrıca gerçekten faizlerin sıfıra inmesi isteniyorsa öncelikli olarak bunun altyapısının oluşturulması, millet ile el ele vererek hızla üretim artışının sağlanması gerekiyor. Hemen belirteyim ki, insanımız inandığı takdirde bunun için her türlü desteği verir. Ama insanımız çeşitli kereler söylenenlerin arkasının gelmediğini görür, bir de iktidar sahipleri kendileri gibi düşünmeyenleri hain ve terör işbirlikçisi olarak dışlamaya devam ederse bu sonucu almak zorlaşır.