Örtülerine bürünenler?

Abone Ol

Hepimizin bildiği bir hakikat var ki Kur an evrensel bir

kitaptır ve taşıdığı tüm mesajlarla bütün insanlığa seslenmektedir. Bizler,

zaman zaman bunu idrak edemiyor olsak da hangi tarihte ve kimi muhatap alarak

söylenmiş olursa olsun mutlak surette bizi işaret etmektedir.

Ey İsrailoğulları derken de bize söylemekte, Ey

münafıklar derken de bize seslenmekte, Ey Müminler derken de bizi işaret

etmekte, hatta Ebu Cehil in iki eli kurusun derken de yine bize mesaj

vermektedir. Hâl böyle iken bizler, okuduğumuz tüm ayetleri birebir bize

söyleniyormuş hatta bizim ismimizle başlıyormuş gibi okumalı ve içerdiği

mesajları bu manayla anlamalıyız.

Şüphesiz böylesi bir gözle okuyacağımız mesajların

başında gelir Müddessir Suresinin ilk ayetleri. İlk emirlerdendir çünkü. Çok

çok zorlu maratonlara ve çetrefilli çatışmalara hazırlanması için Kulunu

yeniden yapılandırma, programlama, maddeten ve manen çelikleştirme hamlesidir

Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)! Kalk artık uyar

emriyle seslenir Kuluna. Oku emrinden sonra vefakâr eşinin örtüsüne sarılan

Rasulünü artık kalkması için uyarır. Çünkü yapılacak çok iş, düzeltilecek çok

yanlış ve temizlenecek koca bir âlem vardır. Çünkü zaman, örtülere sarılıp

yatma zamanı değildir. Tebliğ edilmiş mühim bir görev sahibini beklemektedir.

Peki bizler çoğu defa birçok sebeple duyduğumuz,

okuduğumuz bu ayeti hiç kendimize inmiş gibi okuduk mu

Ey Ahmet, ey Mehmet, ey Ali Artık kalk ve uyar. denmiş

gibi anladık mı Ya da Ey örtüsüne bürünen Ayşe, Fatma, Hatice Artık

üzerindeki örtünü at ve göreve başla. şeklinde algıladık mı

Evimizde, işimizde, vakfımızda, partimizde, mahallemizde,

apartmanımızda, akrabalarımızda, okulumuzda tutulması gereken yığınla iş,

düzeltilmesi gereken çok fazla yanlış, uyarılması gereken kitleler varken ve

bizim de üzerlerimize tonlarca ağırlıkta maddi manevi örtüler çekilmişken, biz

bu ayeti 1400 yıl öncesinde mi bıraktık

Hiç düşündük mü bizim büründüğümüz örtülerimiz nelerdi,

neler olabilirdi Rasulünden örtüsünü atmasını ve artık eyleme geçmesini

bekleyen Rabbimiz, bizden hangi örtülerimizden sıyrılıp hangi eylemlere

geçmemizi bekliyordu

Hiç düşündük mü yerimizden devinmeden nasıl aksiyon adamı

olup da tarihler yazdıracağımızı Hiç düşündük mü örtülerimizi atıp

saplandığımız yerden kalkmadan nasıl yeni dünyalar kuracağımızı ..

Farkında olsak da olmasak da bizler çoğu zaman hem toplum

olarak hem de toplumu oluşturan bireyler olarak görünen görünmeyen örtülerin

altında etkisiz bir haldeyiz. Kitaplığımızın rafında Kur an tozlanırken bizler

başköşeye oturttuğumuz televizyon, internet, film ve dizilerle boğuşmaktayız.

Elimizin altındaki yavrularımız bir bitki gibi

yetiştirilmeyi beklerken bizler ellerimizi ve zihinlerimizi hapseden akıllı

telefonlarımız ve sosyal medya hesaplarımızla uğraşmaktayız.

Komşularımızın kılık kıyafeti günden güne daha vahim bir

hâl alırken ve zina, kumar, içki gibi belalar kapımızı çalmış, hatta evimizin

içine dahi girmişken, bizler öğleye kadar uyuduğumuz rahat yatak

yorganlarımızla hemhal olmakta, hiçbir şekilde rahatımızdan taviz vermeyi

aklımızın ucundan dahi geçirmemekteyiz.

Bir nesil ellerimizden kayıp giderken, edep ve hayâ gün

be gün gençlerimizin literatüründen silinirken bizler diploma peşinden koşmakta

ve sanki hayat bir üniversite bitirmekten ibaretmişçesine dışarıda akan hayata

gözlerimizi kapatmaktayız.

Dünya Müslümanları yakılan fitne ateşiyle cayır cayır

yanarken, her bir İslam coğrafyasından feryatlar yükselirken bizler daha fazla

para kazanma hırsıyla, daha yüksek statülere sahip olma sevdasıyla sağır

olmakta ve kendi hayatlarımıza kafamızı gömerek umarsızlaşmaktayız.

Ya da Allah yolunda bir şeyler yaptığımızı iddia

ettiğimiz zamanlarda bile Neden hep ben çalışıyorum, hiç kendime vakit

ayıramıyorum gibi yüreğimize düşen hastalıklarla kendimizi geride tutmakta ve

farkına varamadan cihad şuurundan uzaklaşmaktayız

Evet, bizler üzerlerimize örtü üzerine örtü çekerek

uyumakta, uyuşmakta ve kalkıp uyarılması gereken insanlar olduğunu, yerine

getirilmesi gereken vazifeler olduğunu unutmaktayız.

Gördüğümüz yanlışlara karşı mücadele etmemizi engelleyen,

karşılaştığımız en ufak sıkıntıda yılgınlığa sevk eden, durmadan söz verdiğimiz

yeni dünyaları kurma umudunu kaybettiren, çalışmalarımızı tehir ettiren, tebliğ

farzını angarya gördüren, Kitabımızı tozlu raflarından indirip Rabbimizin

Kelamıyla buluşmamıza mani olan, O nun zikriyle kalbimizi temizlememizi

imkânsız kılan, anne baba, akraba ziyaretlerini yaşlılığa bıraktıran, günde

birkaç hadis, birkaç sayfa kitap okumaktan aciz bırakan hatta kıldığımız namazların

secdelerine dahi yansıyan örtülerdir bunlar.

Yılgınlık, umutsuzluk, kibir, uyuşukluk, üşengeçlik,

nemelazımcılık, plansızlık, programsızlık, çekingenlik, korkaklık, pısırıklık,

mektepli olmak, çalışmak, zevk ve rahatına düşkünlük, uykuya esir olmak,

midesinin kölesi olmak gibi her ne varsa üzerimizde bizi kalkıp uyarmaktan,

harekete geçmekten alıkoyan işte onlar bizim örtülerimizdir ve biz bütün

ömrümüz boyunca üzerimize yapışıp kalan bu örtülerden sıyrılma, Allah için

harekete geçme, Hakk için eylemde bulunma gayreti içerisinde olmak zorundayız.