Ortak sorun ekonomik kriz

Abone Ol

Gündeme hergün yeni bir konu geliyor ve toplum bununla meşgul edilmeye çalışılıyor. Halbuki gündeme taşınan ve sorun olarak takdim edilen konular genellikle toplumun bir kesimini ilgilendiriyor, geniş kesimlerin ise kesinlikle ilgisini çekmiyor. Buna karşılık aylardan beri etkisini gösteren ekonomik kriz ise tüm toplumun ortak sorunu... Çünkü, giderek daha yakından hissedilen kriz hergün işsizlerin sayısının artması, çalışanların giderek işlerini kaybetmemek için yeni fedakarlıklar yapmak zorunda kalacakları bir noktaya doğru hızla sürükleniyor.

Kriz neden ülkemizde dalgalı bir seyir izliyor Söz gelimi borsa bir düşüp bir çıkıyor Döviz bir yükselip bir düşüş sergiliyor...

Daha doğrusu piyasalardaki bu dalgalı seyir sanki krizin ülkemize fazla bir etkisi olmayacak görüntüsü veriyordu. Ancak, bu hafta ortaya çıkan manzara artık piyasaların dalganlanmadığını, dibe çakıldığını gösteriyor. Çünkü, yıllardan beri dikkat çektiğimiz halde kısa vadede yüksek gelir elde ettiği için ülkemize akın eden sıcak paraya bakarak ekonominin güçlü olduğunu ileri sürenler öyle anlaşılıyor ki bir gün bu sıcak para ülkemizi terketmeye kalktığında ne olacağını hiç düşünmemişler. Halbuki bizler bu köşede çeşitli kereler borsanın yüzde 70nin yabancıların elinde olduğunu hatırlatmış, hiçbir yatırıma yönelmeden sadece kısa vadelerde yüksek gelirler elde edecek biçimde piyasada dolaştığını ve bu miktarın da 75 milyar dolar civarına ulaştığına dikkat çekmiştik. Bütün bunları "Biz dememiş miydik " demek adına hatırlatıyor değilim. Aslında herkesin gördüğü, görmesi gereken bir gerçeğe dikkat çekmiştik. Çünkü, ekonomimiz kendi gücü ile ayakta durmuyor, gerçekleşen üretim patlaması ile ihracatta rekorlar kırılmıyor ithalata dayalı bir ihracaat patlaması yaşıyorduk. Tüm bu dengeler hafif bir sallantı ile bozulmaya mahkumdu, öyle de oldu.

Son bir ayda 200 bin insanımız daha işsizler ordusuna katılmış... Belli ki kurumlar ya kapılarına kilit vuruyor ya da küçülerek ayakta kalmaya çalışıyorlar. Küçülmek işsizler ordusuna yeni işsizlerin katılması, üretimin düşmesi, kısacası durgunluk anlamına geliyor.

Elbette bu krizden çıkış yolları vardır. En az zararla atlatmanın da çaresi bulunabilir. Bunun için öncelikli olarak krize doğru algılamak, doğru teşhis koymak gerekiyor.

Hemen belirteyim ki krizin söylentisi bile insanları etkiledi ve artık kimseler uzun vadeli borçlanmaya cesaret edemiyor. Bunun da  ötesinde kısa vadeli borçlanmadan da kaçınıyorlar... Zaruri ihtiyaçlarının dışında insanlar tüketim yapmamaya dikkat ediyorlar. Böyle olunca da piyasada  hareket giderek azalıyor.

Bundan iki ay önce aslında bu durgunluk başlamıştı. İnsanlar tüketimlerini mümkün olduğunca sınırlandırmışlardı. Uzun vadeli kredilerin altına imza atanlar için öncelikli konu bu borçları ödemekti. Elde nakit zaten kalmamıştı. Global krizle birlikte insanlar iyice korktular, geleceğin iyice belirsizleşmesi karşısında harcamalarını mümkün olduğunca aza indirdiler. Artık alış veriş merkezleri eski canlılığını yitirdi. İnsanlar alış veriş merkezlerine çoğu zaman şöyle bir dolaşmak, vakit geçirmek ya da yağmurdan kaçmak için gider oldular.

Bu ekonomik durgunluktan kurtulmanın yolu dar ve sabit gelirlilerin alım gücünü artırmaktan geçiyor. Ancak, buna da IMFnin izin vermesi çok zor. Kitlelerin alım gücü artmadan piyasanın canlanması mümkün görünmüyor. Kitlelerin alım gücünün artması için elbette insanlara açıktan para dağıtılması gerekmiyor. Ama yıllardan beri kemer sıkmaya mahkum edilen dar ve sabit gelirlilerin biraz nefes almasının sağlanması anında piyasada etkisini gösterebilir. Talep olmadan arzın artması, yeni iş imkanlarının gündeme gelmesi mümkün olmaz.

Dileriz bu sıkıntılı günler çok uzun sürmez ve ilgililer en kısa zamanda meseleye gerçekçi bir çözüm bulur ve uygulamaya koyarlar. Çünkü, bugünler birbirimizle kavga değil, dayanışma günleridir.