ORTADOĞU?NUN GELECEĞİNİ İYİ OKUYABİLMEK

Abone Ol

18 Aralık 2010 da Muhammed Buazizi ile Tunus ta başlayan

ve domino etkisiyle gelişen, kargaşa ve kaosa ve en sonunda da toplumsal

başkaldırışa dönüşen sözüm ona Arap Baharı (El Thavrat el Arabiyye) hâlâ

nerede ve ne zaman duracağı belirsizliğini korurken, en son Yemen örneğinde

görüldüğü üzere, Ortadoğu nun yumuşak karnını oluşturan Pandora nın

Kutusu ndan daha neler çıkacağı gayri mefhumdur.

Osmanlı sonrası, bölgenin sınırlarını sömürü çıkarlarına

göre belirleyen kolonyal paydaşların gelişen olaylara doğrudan müdahil olmaları

ve ortaya koydukları fabrikasyon haberler ile olayların istedikleri istikamette

seyir almasına neden olmaktadırlar.

İşte bu noktada, bireysel olarak ortaya çıkan ve

toplumsal harekete dönüşen olaylar zincirindeki halkaların yavaş yavaş kırılması

ve kopma eğilimi sonucu mikro milliyetçilik, etnisite ayrışması ve mezhep

savaşlarına doğru hızlı bir gelişme göstermektedir.

Ortadoğu yu enerji ve sömürü alanı olarak kontrol altında

tutmaya çalışan bölge dışı aktörler ve hâlâ kendilerini buranın imtiyazlı doğal

sahipleri olarak görmeye devam eden kolonyal güçlerin obsesif-kompulsif

(takıntı) bozukluk sarkacı sonucunda ortaya çıkan müdahaleci tavırları ister

istemez olayları içinden çıkılmaz bir boyuta sokmuştur.

Bölgesel aktörler ve yönetimler ise, bölünmüşlük ve

farkındalığı toplumun tüm katmanlarına yayarak kendi öz yönetiminin sarsılmaz

bütünlüğünü koruma çabası içerisine girmektedirler. Başka bir ifadeyle, kendi

öz yönetimlerinin ayakta kalabilmesi için devlet içi şiddeti tetiklemeye ve

tırmandırmaya çalışmaktadırlar.

Bu da bizlere, 30 yıl ve 80 yıl savaşları sonucu 1648 de

imzalanan Vestfalya Anlaşması (Westphalian Peace) ile ulus devlet kavramı

başat güç olarak önem kazanmışken, ortaya çıkan ulusal güvenlik stratejisinin

politik boyutlarını göstermesi bakımından da önem oluşturmaktadır. Yüzyıl önce

belirlenen sınırlar yeniden aşılarak, sınır belirleme (demarcation)

anlayışının tetiklenmesi yeni mikro milliyetçilik hareketlerini daha efekt

olmaya itmektedir.

Yapay sınırlar, iç içe eklemlenmiş jeo-stratejik bölgeler

ve farklı yapılanmalar içerisinde yeni kriz noktalarının oluşmasına neden

olabilecek kıvamdadırlar. Örneğin, Yemen de yaşanan olaylar, bab el Mandap i

Süveyş Kanalı na bağlaması nedeniyle Mısır ı dolaylı yoldan etkilemektedir. Keza,

Suudi Arabistan ın stratejik konumunu da tehdit edici boyutlardadır.

Bu gerçek, Arap ülkelerinin bir araya gelip Yemen e direk

müdahil olmalarının arka planında yatan en büyük nedenlerin başında

gelmektedir. Şimdi, Arap Baharı sonucu yaşanan olaylar 30 yıl savaşlarını

çağrıştıran niteliktedir. Batı da, kralların güç paylaşımına karşı koymaları ve

genel anlamda, İmparator-Papa nın sultaları altında kalmamak için ortaya çıkan

kraldan çok kralcı anlayışı, olayları bu sürece evrilirken, yeni yapılanma

düzleminde ortaya çıkan Westphalian Barışı , Batı da sadece Habsburglar

egemenliğini sona erdirmekle kalmamış bu rüzgâra birkaç asır zor direnebilen ve

dayanabilen Osmanlı Devleti nin gücünün de azalmasına neden olmuştur. Böylece,

Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkan tüm etnisiteler, daha düne kadar

Pax-Ottomania ya bağlı önemli birer güç kaymağı iken, bugün ise, BMGK in ana

omurgasının önemli sacayağını oluşturan İngiltere, Fransa ve ABD nin savunduğu

Westphalia Sistemi nin sonucu olarak ortaya çıkan ulus devlet kavramından

ziyadesiyle istifade etmişlerdi.

Şimdi ise Batı, bu yapılardan ulusçuk-devletçik

oluşturma hesapları içerisindedir. Bu coğrafyada tetiklenmeye çalışılan mikro

milliyetçilik hamlesinin arkasında yatan esas kaynak da bu olsa gerek.