Ortadoğudaki Kavganın Sebebi

Abone Ol

Seksenlik ninenin “kefen param” olur diye koluna taktığı bileziğe göz dikip önce ninenin canını alıp sonra bileziğini alan nesil yetiştirdi bu batı türü eğitim.

Batıda biraz ileri gidip banka soyguncuları, para taşıyan araba soyguncuları üretti bu eğitim.

1988 yılında hanımımla beraber ilk ve son defa yaptığım hac görevimi yerine getirirken Medine-i Münevvere’de tanıştığım eski milli güreşçilerimizden Turan Kurt merhum, mescidin önünde dövizcilerin bir masa bir sandalyenin başında, meydanda dünyanın her tarafından devletlerin parasını masasının üstünde görünce, ezan okunduğunda para deposunun üzerine bir örtü çekip camiye girdiğini görünce, “Vallahi, Almanya Başbakanı Kohl görse bu durumu soygun yapar. Adamlar bu paraları bankaların yedi kapısının arkasına koyuyorlar, yine de ya silahla ya kalemle soygun durmuyor” demişti.

Turan Kurt, bir Alman güreş takımını çalıştırmak için davet edilmiş, yıllarca çalıştırmış, yaşlanınca emekli olmuş ve Milli Görüş camiasında İslami hizmetlerine devam ediyordu.

“Emeklisin ne yapıyorsun ” dediğimde, “Eskiden sırtlarını yere getirdiğim Almanların şimdi alınlarını secdeye getirmeye çalışıyorum” diye cevap vermişti.

Batı eğitimi hırsız sayısını artırınca evlerde para, bileklerde bilezik taşınamaz oldu ve kartla alış-verişler başladı.

Bu sefer banka kartları çalınmaya başlandı.

Ülkelerin her metrekaresine kamera yerleştirme yaygınlaşıyor da kimsenin aklına eğitimi değiştirmek gelmiyor.

Çeteler ülke statüsüne yükseliyorlar ve bu sefer ülkelerin servetlerini çalmaya geliyorlar.

“Efendim kan, gözyaşı, barut kokusu neden hep Ortadoğu’da ” diyerek halkı Müslüman ülkeleri aşağılama tarafına gidenler, şunu bilsinler ki bundan yüz yıl önce İstanbul’dan, Bosna’dan, Buhara’dan bir hacı kafilesi bir senede deve veya at üzerinde hacca gider gelirdi.

Şimdi aynı yerlerden yaya değil, arabayla hacca gidip gelmek mümkün olmadığından uçakla belanın üzerinden uçuyorlar.

Çünkü Ortadoğu’da dünyanın en değerli iman madeniyle petrol var.

İmanı söndürmek, petrolü çalmak için batılı devletler cirit atıyorlar.

Ülkesini savunan yiğitlere de “Terörist” damgası vurup Müslümanlara bile kötü gösterebiliyorlar.

Allah’ın güneşini kimse söndüremediği gibi Allah’ın nurunu da kimse söndüremez.

Çöl bedevilerinin nasıl medeni olduğunu, Kırk Haramilerin nasıl adalet dağıtıcısı haline geldiğini, zalim Ömer’in İslam eğitimiyle nasıl adil Ömer yapıldığını anlatan iki hadis, buyurun okuyun:

Bir gün Habbab b. Eret, Sevgili Peygamberimize: “Ya Resulûllah, zalimlerin zulmünden kurtulmamız için dua etmeyecek misiniz ” dedim. Sevgili Peygamberimiz oturumuna geldi, yüzü kıpkırmızı olmuştu ve şöyle dedi: “Sizden öncekilerin eti ve sinirleri demir taraklarla kemiğinden ayrılırdı da bu zulüm onları dinlerinden ayıramazdı. Bıçkıyı başın tam ortasına koyarlar başını ikiye ayırırlardı yine de dininden döndüremezlerdi. Elbette bu iş tamama erecek. İslam hâkim olacak. Bir atlı, San’a şehrinden Hadramut’a kadar tek başına gidecek ve Allah’tan başka kimseden korkmayacak” buyurur. (Buhari, Sahih, Menakıb’il-Ensar hadis 3852, Beyhaki, Delail 2/283)

Sevgili Peygamberimiz: “Eğer ömrün uzun olursa (Kûfe yakınındaki) Hîre’den bir kadının deve üzerinde gelip Kâbe’yi ziyaret edeceği günleri göreceksin. O kadın (yolculuğu esnasında) Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmayacaktır.” (Buhari, Sahih, menakip hadis no: 3365)

Bu hadisi Sevgili Peygamberimiz, Adiy b. Hatem’e söylemiş. Adiy b. Hatem: “İran’ın fethinden sonra bir kadın, Allah’tan başka kimseden korkmadan Hîre’den Kâbe’ye geldiğini gördüm” diyor.