Ortadoğu'da Osmanlı'dan kurtuluş ve kuruluş

Abone Ol

Ortadoğu ve Balkanlar uzmanı Harvard Üniversitesi öğretim

üyesi Prof. Dr. Albert Howe Lybyer, İstanbul Robert Koleji nde 1900-1906

yılları arasında görev yaparken ve 1919 da King Crana Komisyonu nda danışmanlık

yaparken kaleme aldığı ve 1913 te yayınlanan , Muhteşem Süleyman Dönemi

Osmanlı İmparatorluğu İdaresi (The Government of the Ottoman Empire in the

Time of Suleiman the Magnificent) adlı yapıtında şu soruyu soruyor: Bu kadar

karışık, geniş coğrafyalar ortasında ve farklı etnisitelere bağlı insanlar

arasında, Osmanlı İmparatorluğu birleştirici bir teşkilat yapısına nasıl sahip

oldu

Amerikalı Albert Howe, sorunun cevabını, Osmanlı

Devleti nin idari sistemindeki iki büyük ve güçlü kurum olan Osmanlı Hükümdarlık

Teşkilatı ve İslam ı göstererek ortaya koyuyor. Yazar, bu iki güçlü yapıya,

Batı da en yakın karşılık olarak devlet ve kilise kavramını ortaya koymaya

çalışırken, Batılı toplum yapısında bu iki kavram daha dar ve daha farklı

anlamda ifade edildiğinden Osmanlı daki bu iki kurumu tanımlamaya yetmeyeceğini

ifade ettikten sonra, Batılıların bu yüzden bu iki büyük ve güçlü kurumu tam

anlamıyla kavrayamadıklarını ifade ediyor.

Birinci Dünya Savaşı ndan sonra, Osmanlı Devleti nin 30

Ekim 1918 de imzaladığı anlaşma sonrasında, Irak, Suriye ve Filistin i

bağımsızlığına kavuşturuncaya kadar Ortadoğu yu Milletler Cemiyeti adına ve

yerine yönetmek üzere İngiliz ve Fransızların bu coğrafyada kurduğu manda

(mandater) yönetimleri, sözüm ona, bu bölgeyi Osmanlı Devleti nden koparıp

özgürlüğüne kavuşturma adına sözde Kurtuluş ve Kuruluş hareket ederken,

uygulamada ise asıl sömürgecilik ve baskıcı yöntemleri kendileri

uygulamışlardır.

Sözde manda anlayışı, Albert Howe nin başyapıtında ifade

ettiği, İslam ın birleştirici rolünün ortadan kaldırılması aslında Batı nın

politikalarına ters düştüğünden, Ortadoğu daki Arap, Türk, Türkmen ve Kürt gibi

heteredoks topluluklar arasında nifak tohumları ekerek bir tür Ortadoğu nun bu

duruma düşmesine neden olmuşlardır.

Aynı anlayış, Ortadoğu coğrafyasında sistematik şekilde

mikro milliyetçilik kartını yeniden kararak , bu bölgede sorunların daha da

derinleşmesine neden olmaktadır.

Ortadoğu da İsrail ve enerji güvenliği ilkesiyle hareket

eden ABD, hem nalına, hem mıhına bir anlayışıyla ,Türkiye ve PYD kozlarını

aynı skalada elinde tutmaya çalışmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner ve

Sözcü John Kırby nin PYD ve YPG ile ilgili açıklamaları, sınırlı ve sorunlu

alanlarda söz konusu olan ABD nin kesişen çıkarları olunca, stratejik işbirliği

kurduğu Türkiye gibi sözde dost ve müttefik ülkeler yanında, pragmatik

işbirliği yoluyla kendisine ileride risk oluşturmayacak Proxy güçleri de benzer

şekilde devreye sokmaktan hiçbir beis görmemektedir.

Kuzey Suriye de , de jure anlayışının bir kenara

bırakıldığı, de facto uygulamalarla Türkiye nin istikrar ve güvenliğini

sarsıcı boyutta etkileyen ve tehdit eden uygulamalara Rusya gibi yeni

aktörlerin eklemlenmesiyle kaos daha da karmaşık bir hal aldı.

PYD ve silahlı kanadı YPG ye ABD nin nispi yakınlaşması

Suriye deki güç dengesi bağlamında ele alınmaya çalışılırken, Kuzey Suriye de

kurulması amaçlanan ve zihinlerde sınırları oluşturulan Kürt tüzelliği (entité

) nedeniyle, Türkiye nin bu konudaki kararlı tutumunun göz ardı edilmeye

çalışılması dikkat çekicidir.

Türkiye, bir yandan Ortadoğu anaforuna çekilmeye

çalışılırken, buna paralel olarak İsrail-Türkiye ilişkilerinin ise kalıcı

düzeyde yeniden restore edilmeye çalışılması ise dikkat çekicidir. Kuzey

Suriye deki gelişmeler bıçak sırtında ilerlerken, Türkiye-İsrail yakınlaşması

ise, Doğu Akdeniz deki yeni güç birliğinin işaret fişeği niteliğinde olsa

gerek.