Ortadoğuda gergin bekleyiş...

Abone Ol

Ortadoğu’da Suriye, Irak ve İran merkezli kriz, önce “8 Gün Savaşları”, ardından da Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti ve patriotlar ile bir üst aşamaya tırmanacağının güçlü mesajlarını veriyor. Bu üst aşamanın Esad’ın iktidardan devrilmesine yönelik, ortak askeri bir operasyonu ihtiva eden son hamle olacağı yönündeki kanaatler her geçen gün ağırlık kazanıyor.

Esad rejimine tekrar ömür biçilmeye başlanmasının ve “2013 Mart’ına kadar bu iş tamamdır” denilmesinin altında da yine bu olası güçlü operasyon beklentisi var. Burada, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin belirsizliğini koruyan sağlık durumuyla birlikte, Talabani sonrası Bağdat-Erbil hattındaki köprülerin tamamen yıkılması ve Kuzey Irak ağırlıklı bir Kürt-Arap savaşının ön cephede Ankara ve Tahran’ı, arka planda ise Washington, İsrail ve Rusya’yı bu sürecin içine çekme olasılığı da, “yarı küresel bir savaş”a doğru önemli bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Bu kaygıyı en fazla taşıyan ülkelerin başında ise, hiç kuşkusuz İran geliyor. İran-Şii jeopolitiğinin bölgede bir uzantısı olarak kabul edilen kalelerin bir bir sallanmaya başlaması ve burada Rusya’nın özellikle Suriye konusunda “muğlak” bir tavır sergilemesi de, İran’ın daha agresif bir tutum sergilemesine yol açıyor. Bu bağlamda İran’dan gelen “Dünya savaşı çıkar” açıklaması, 3. Dünya Savaşı’nın bu sefer Ortadoğu’dan çıkacağı doğrultusundaki öngörüleri daha da pekiştiriyor ki, bunun adı aslında “İnsanlığın Son Harbi” olan “Kıyamet Savaşı”dır.

Nitekim, İran Genelkurmay Başkanı Firuzabadi’nin NATO’nun Patriot füzelerini Türkiye Suriye sınırına yerleştirmesiyle ilgili yaptığı açıklamada; “Patriot’ların her biri dünya haritasında bir kara lekedir. Dünya savaşı için planlar yapıyorlar. Bu, insanlığın geleceği ve Avrupa’nın geleceği için çok tehlikelidir” ifadelerini kullanması, olası bir dünya savaşının arka planındaki güçleri ortaya koymakla birlikte, böylesi bir savaşın coğrafyasını da çizmesi açısından oldukça dikkat çekiciydi.

İran bu konudaki kararlılığını iptal edilen son bir ay içindeki üç ziyaret ile de göstermiş durumda. Önce, patriotlar konusunda, “Beklenmedik sonuçlar doğurabilecek kışkırtıcı bir eylem” değerlendirmesinde bulunan Dışişleri Bakanı Salihi’yi Türkiye’deki iki toplantıya göndermedi, ardından da Şeb-i Arus törenlerine katılması beklenen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın törenlere katılamayacağı son dakikada duyuruldu.

Amiyane tabirle, “göstere göstere” yapılan bu son dakika iptalleri Türkiye üzerinden dünyaya belli bir tepkiyi yansıtmakla birlikte, diğer taraftan İran’daki farklı kanatlar arasındaki mücadeleyi de ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekici oldu. Son gelişmeler, nihayetinde bu kanatlardan radikal olan kesimin sistem içindeki ağrılığını göstermesi ve Türkiye ile daha yakın ilişkiyi-işbirliğini savunan, bu noktada akil ve rasyonel bir tutum sergileyen sivil bürokratik kesim ile Ahmedinejad’ın karşı karşıya kaldığı sıkıntıyı resmetmesi açısından da önemli...

Zaten, dünyadaki sorunun temelinde de yönetici elitteki bu radikalleşme, şahinleşme eğiliminin gittikçe güç kazanmaya başlaması yatıyor. Güvenlikçi kaygılar üzerinden, başta Ortadoğu bölgesi olmak üzere, tüm dünya “militarist” bir sürece doğru sürükleniyor ve bunun başını da ABD ve İsrail çekiyor. Bu anlamda güvenliğin yerelden bölgeselleşmeye-küreselleşmeye doğru seyreden yönü, bu kaygıları Ortadoğu’da daha da derinleştiriyor.

Nitekim, İran’ın temel kaygısının da kendisine yönelik askeri bir harekat olduğu görülüyor. İran, patriotlarla birlikte bölgedeki caydırıcılık gücünün zayıflatılmasını, kendisine yönelik saldırının bir parçası olarak algılıyor ve bundan dolayı da bir savunma silahı olan patriotları bir saldırı silahı olarak değerlendiriyor. Bu kaygının İran halkına ve Şii coğrafyaya empoze edilmesiyle de birlikte, bu vb. ülkelerde akil-rasyonel kesimin sistem içerisindeki ağırlığı haliyle zayıflıyor. Bu da, savaş tamtamlarının havaya daha fazla hakim olmaya başladığı bir sürecin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Burada, Rusya vb. ülkelerin yaptığı değerlendirmeler de, en az İsrail ve ABD’nin yaklaşımı kadar İran’daki karar alıcı mekanizmalar üzerinde bir etki yaratıyor. Örneğin,  Rus basınında, “Kapıda savaş kokusu var…” türünden atılan manşetler bile süreçte başlı başına bir “bomba” tesiri yaratıyor. Bu kapsamda Rusya’nın önde gelen gazetelerinden Nezavisimaya’nın İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurmaya hazırlandığı ve bunun ani bir saldırı şeklinde olacağı yönündeki haberler ve “Tahran’ın bu ani saldırıya karşılığı sonuçları tahmin bile edilemeyecek geniş ölçekli bir savaşa yol açabilir” değerlendirmesi, bunun en son örneklerinden birisini oluşturuyor.

Dolayısıyla, böylesi hassas bir süreçte, en azından Türkiye-İran arasındaki işbirliği ve sağduyunun muhafazası, her iki taraf açısından büyük bir ehemmiyet arz ediyor. Bunun için de kullanılan söylem ve eylem tarzı oldukça önemli. Oyuna gelmemek gerekiyor! Aksi takdirde, “Kıyamet Savaşı” kapıda demektir...