Ortadoğu ve Üçüncü Dünya nitelendirmesi kimlere ait?

Abone Ol

AVRUPA Birliği ile iplerin giderek gerilmesinin temelini birtakım ölçüsüz sözler oluşturuyor. Bu ölçüsüz sözler önce AB cenahından geldi, gelmeye devam ediyor. Türkiye’yi küçük düşürücü, hizaya getirmeye yönelik açıklamalar ister istemez sinirleri gerdi, iktidara geldiği günden beri AB üyeliğini kendisine öncelikli hedef edinmiş bir iktidarı bile çileden çıkardı. Bu çileden çıkış sebebiyle de AB’den yapılan açıklamalara cevap mahiyetinde söylenen sözlerin dozu artmış, üslubun sertleşmesi, bunun sonucu olarak diplomatik söylem sınırlarının aşılması ayrıca değerlendirilebilir. Ancak, Türkiye’de iktidarda kimler bulunursa bulunsun AB’nin aşağılayıcı tavrının millete bıkkınlık verdiği de bir gerçek. Bu bıkkınlık ile Cumhurbaşkanı Erdoğan da AB ile ilişkileri sürdürüp sürdürmemek konusunda milletin oyuna başvurabileceklerini söyledi. Bu ifade milletin ruh halinin de ifadesiydi. Ancak, ülkemizde baştan beri ne olursa olsun AB’ne girilmesi gerektiğini, savunan, AB üyeliğinin Türkiye’yi Üçüncü Dünya Ülkesi olmaktan kurtaracağını, kısacası AB üyeliğini bir çağdaşlaşma, medeni ülkelerin arasına girme projesi olarak görenler oldu. Bu anlayışta olanlar bugün de konumlarını koruyorlar. Bu sebeple de AB’den gelen tüm eleştiri ve aşağılamalara rağmen girmek için uğraşılması gerektiğini savunuyorlar. Belli ki bu AB’nin azat kabul etmez arsız âşıkları yapılan açıklamalardan rahatsızlık duymuyor, söylenenleri bir aşağılanma olarak algılamıyorlar. Elbette bu onların yaklaşımı ama milletin büyük bölümü artık bu AB kapısında beklemekten vazgeçilmesini istiyor. Eğer aksini düşünenler varsa bunların referanduma karşı çıkmalarının anlamı yoktur. Ancak, onlar da biliyorlar ki millet kendileri gibi düşünmüyor. Ne var ki, onlar her türlü dışlanmayı, bir takım dayatmaları içlerine sindirebiliyorlar.

Bu tespitlerin ardından başlıkta ifade ettiğim “Ortadoğu ve Üçüncü Dünya nitelendirmesi kimlere ait?” soruma dönmek istiyorum. Bu soruya verilmesi gereken cevap, sömürgecilerdir. Bir başka ifadeyle dünya üzerinde bir zamanlar geniş bir sömürge imparatorluğu kurmuş olan İngiltere, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeyi Ortadoğu olarak nitelendirmiş, ne yazık ki bu nitelendirmeyi hiç sorgulanmadan İslam dünyasının beyinleri dışa ayarlı aydınları(!) kabul etmişlerdir. Hâlbuki dünyanın konumunun İngiltere’ye göre değerlendirilmesi, Yakındoğu, Ortadoğu ve Uzakdoğu gibi nitelendirilmesi İngiltere’nin hâkimiyetini ve değerlendirmesini doğru kabul etmek, kendi konumuzu kendimizin tarif etmesini reddetmek anlamına gelir. Aynı durum sömürgecilerin bazı ülkeleri Üçüncü Dünya ülkesi olarak nitelendirmelerinde de geçerlidir. Geri ve güdülmesi gerektiğine karar verdikleri ülkeleri Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak nitelendirenler nedense Birinci Dünya ya da İkinci Dünya Ülkeleri’nden hiç söz etmezler. Öyle anlaşılıyor ki kendilerini dünyanın efendisi ve sahibi görenler Birinci Dünya Ülkeleri olarak kendilerini, yani Batı olarak nitelendirilen ABD’nin de içinde bulunduğu Haçlı ittifakını kabul ediyorlar. Onların bu kabulünü pek çok ülkenin aydın geçinenlerinin aynen benimsemesi, Türkiye’nin AB’ye girmesini çağdaşlaşma ve medeni ülkeler arasına girme projesi olarak görmeleri ve topluma sunmaları eğer bir aşağılık kompleksinin eseri değilse nedir? AB’ye girmeyi medenileşmenin şartı olarak gören birtakım kimselerin bu halini görünce Haçlı ittifakının özellikle İslam dünyasını Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak nitelendirmesinin yadırganacak bir yanı kalmıyor. 

Netice itibariyle diyebiliriz ki, kendi kimliğimize dönmenin ilk şartı kendimizi bizim tanımlamamız gerekiyor. Başkalarının tanımını doğru kabul etmeyi sürdürdüğümüz sürece Batı’dan gelecek bir takım değerlendirmelere fazlaca öfkelenmenin anlamı yoktur. Çünkü Haçlı ittifakının Türkiye ve İslam dünyasına yönelik söylem ve eylemlerinin rahatsızlık verecek boyutlara ulaşması yeni değildir. Bunun için ısrarlı bir şekilde diyoruz ki, AB’ye girmek istemek kendi medeniyet değerlerimizi terk ederek Batı’nın medeniyet değerlerine teslim olmaktır. Bu ise kimliksiz ve kişiliksizliği beraberinde getirir. Gelin el ele vererek İslam Birliği’nin kurulmasına katkıda bulunalım. Bu yönde harekete geçmeden Batı’dan gelen değerlendirmelere kızmanın ve küsmenin anlamı kalmaz.