İnsanları kesen (ve biçen) bir "ortaklık" hakikaten yoksulluk ve yoksunluk. Ama her manada. Sadece ele geçen, geçmeyen para değil. Her gün, çok yerde ne kadar dışlandığınız, nasıl tahakküme uğradığınız, nasıl açık veya dolaylı şiddete maruz kaldığınız, nasıl küçümsendiğiniz, aşağılandığınız, değerlerinizin nasıl yok sayıldığı.
Nelerden yoksun sayıldığınız; Anayasa‘da bir yığın eşitlik, hak, özgürlük yazarken mahkûm olduğunuz onca yoksulluk! Böyle bakarsanız "varoş" sizi şaşırtır. Çünkü, sadece büyük kentlerin yoksul, göç mahallelerinde bulmazsınız... Varlıklı bir plaza içinde de karşınıza çıkar... Bir garnizonda da... Orta sınıf saydığınız öğretmenlerin sözleşmelisinde de, eğitimli banka kölesinde de, itilip kakılan poliste de, aşağılanan askerde de çıkar. Madende de çıkar medyada da! Konumundan ötürü, sınıfından ötürü horlananda da çıkar... Kimliğinden, kökeninden, inancından, farklı inancından ötürü hırpalananda da.
"Açılım" denen her şeyi kafadan retle varoşa filan açılamazsınız zaten. Kapınızı kapadığınız çok şey, varoşlardaki çok insanın hayatıdır. Kimliği, inancı,umudu, korkusu, itirazıdır! Siyasi iktidarı eleştirirken başka güçleri; sermaye, medya, ordu, bürokrasi, Diyanet, eğitim, yargı, cemaat, cemiyet iktidarlarını hiç eleştirmeden her varoşta olamazsınız. "Varoştan varoşlarla geldiği halde", başkasını sık sık küçümseyip hor görebilen, azarlayıp tepeden bakabilen bir başbakanla mücadele ederken... Herkesin oyunu bile eşit saymamak isteyenlerle...
Statü, makam, maddi güç, rütbe ve yetkilerine; başkasını ezmek için abananlarla... Kimliğini, kökenini, tahsilini, parasını, rütbesini, kılığını, köşesini; ezeli ve ebedi üstün sayanlarla...
Beğenmeyince halka küfredenlerle samimi yolculuk yapamazsınız. Destekliyor diye "sol" sandığınız kimilerinin; faşizanlığa, aşağılamaya, her tür fakiri hakir görme meyilleriyle doğru dürüst yola bile çıkamazsınız. Bırakın size "bütün varoşlara doğru" yolculukta samimi yoldaşlık etmelerini... Sizi dahi "içinizdeki varoş"tan, "varoştaki siz"den koparırlar... Kimliğinizi boyar, dilinizi oyar, yol üstünde ilk fırsatta soyarlar. Hami sandıklarınız, bir bakmışsınız, harami çıkmış!..
Umur Talu HABERTÜRK