Orta doğu’da küresel satranç

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

DÜNYADAKİ hareketlilik, içten içe kaynama noktasına dönüştü. Sarı Kovboy’un, “Buralar benden sorulur” edasıyla çıkarı olan her yere el uzatması ters tepmeye başladı. Türkiye’de, “terörsüz Türkiye” gibi çok hassas bir konuda yanlış yerden işe başlanması, hain ellerin bayrağımıza kadar el uzatmasıyla sonuçlandı. Yalnız ülkemizin geleceği düşünülmesi gereken millî bir olayda bile, çıkar ve şahsiyet hesabı yapılması, istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasına yol açtı.

Trump’ın, başta şanlı mücahitler tarafından savunulan Gazze’yi “turizm merkezi” haline getirme planı olmak üzere; 10 kadar ülkeyi işgal ve ilhak etme tehditlerine karşı “yetti gayrı!” diyen sesler yükselmeye başladı. Sarı Kovboy’un tehditleri öylesine ipe sapa gelmez gerekçelere dayanıyor ki! Bu tehditlerin tutarsızlığını bir ortaokul talebesi bile anlamakta zorlanmaz. Konuşmalarında uluslararası hukuk değil de, keyfiliğin hâkim olduğu herkesin anlayabileceği açıklıkta!

Devlet başkanı noktasına gelmiş/getirilmiş bir zat, ülkelerin “parayla” satın alınamayacağını anlayamaz mı? Grönland’ı “parayla satın alacağını” açıkladı. Peki, kendi parasıyla mı? Uygulamalarından gördük ki, haraca bağlayıp sömürdüğü çoğu petrol zengini ülkelerin parasıyla! Satın almak gerekçesinde de korsanlık mantığı var: “Grönland’ı ben almasam, Rusya ve Çin alacak!”

Dünyanın jandarmalığına özenen ve Birleşmiş Milletler’de etkili konumda bulunan bir ülkenin başkanı böyle mi konuşur? Grönland’a karşı bir tehdit varsa, dünya barışı adına, o ülkenin toprak bütünlüğünü koruma sorumluluğunuzun olduğunu bilmelisiniz!

TERÖRSÜZ TÜRKİYE

“TERÖRSÜZ Türkiye” önemli bir söylemdi. Terör, Türkiye’nin tamamını yakından ilgilendiren “millî” bir meseleydi. Bu yüzden sorunu 86 milyonluk Türkiye’nin temsil yeri olan TBMM’de çözmek gerekirdi. TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin görüşlerinin alınmasıyla işe başlanmalıydı. Konu TBMM’de müzakere edilmeli ve çözümün adresi Meclis olmalıydı.

Bir yol haritası oluşturulmadığı için adres şaşırıldı. Teröristbaşını Meclis’te konuşturup PKK’yı silah bıraktırmayı; böylece “umut hakkı”ndan faydalandırarak “siyasi özgürlük” kazandırmayı amaçlarsanız istenmeyen sonuçlarla karşılaşmanız tabiîdir. DEM Parti’yle Bahçeli arasındaki “cicim ayları”, şimdi yerini “karşılıklı restleşme”ye bıraktı. DEM Parti, artık “Öcalan’a özgürlük” konusunu seslendiriyor.

Terörün çözümü için her partinin katılımıyla oluşan bir “komisyon” kurulmuş olması kimseyi aldatmasın. Komisyonların uygulama hakkında “karar verme” yetkisi yoktur. Hatta şu söz meşhurdur: Hükümetler çözümünü istemediği bir konuyu komisyona havale eder; zaman kazanmaya çalışır. Terörün çözümünün TBMM’de aranması en sağlıklı yöntemdir. Hükümet ve muhalefet çözümün adresinin TBMM’de müzakere olduğunu öğrenmelidir.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, terörün yuvalandığı en uzun sınır komşumuz durumundaki Suriye konusunun zor kullanılarak değil; müzakere yöntemiyle çözüleceğini şöyle anlattı: “Suriye’nin huzuru Türkiye’nin huzurudur. Suriye’nin toprak bütünlüğü, ancak Suriyelilerin rızasıyla sağlanabilir. Şam’ın, Halep’in, İdlib’in, Kobani’nin huzuru; Ankara’nın, İstanbul’un, Hatay’ın huzurudur. Çıkar odaklı politikalar bölgeyi kırılgan hale getirir.” (21 Ocak 2026, TBMM grup kon.)

TEHDİTLERE TEPKİLER

NİHAYET, Trump’ın keyfî tehditlerine karşı tepkiler yükselmeye başladı. Tepkiler hem ABD içinden; hem AB ülkelerinden; hem de bütün dünyadan! En sert cevapların kadınlardan gelmesi dikkat çekti. Trump’ın, “Amerika olmadan NATO bir hiçtir” sözünü, İtalya’nın kadın Başbakanı Giorgia Meloni, Davos Toplantısı’nda şöyle cevapladı: “Ne yapalım! Avrupa’daki üslerinizi mi kapatalım! Ticarî anlaşmalarımızı mı iptal edelim! Mc. Donald’s’ları mı boykot edelim?” (21 Ocak 2026)

Trump’a bir başka sert tepki de AB’nin kadın Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’den geldi. Sayın Leyen, ABD ile yol ayrımında olduklarını şu sözüyle açıkladı: “Güçlünün hukukunun, zayıfın haklarının önüne geçmesini kabul etmeyeceğiz.” (21 Ocak 2026, Davos Toplantısı)

AB Komisyon Başkanı’nın kendi çıkarları için “zayıfın hakları”ndan söz etmesi AB’nin bundan önceki uygulamalarını hatırlattı. 26 aydır Gazze’de bebekler, kadınlar, masumlar İsrail’in her yönden attığı çağın en gelişmiş bombalarının altında can verirken; Afrika sömürgecilerin elinde inlerken “zayıfın hakkı”nı korumak AB’nin yeni mi aklına geldi?

Bu tepkiler üzerine Trump, yüzde 25 gümrük vergisi uygulama fikrinden geri adım atmak zorunda kaldı.

Grönland’ın da diyeceği vardı. Başbakan Jens Frederik Nielsen, “Tedbir alıp ABD’den gelebilecek askerî bir müdahaleye hazır olmalıyız” (21 Ocak 2026) açıklaması yaptı.

Zalimler zayıftır. Haklılık en büyük güçtür. Barış için, İslâm dünyası olarak, D-8’i ciddi şekilde gündemimize alma zamanıdır.