Orantılı Gücün ölçüsünü AB ve ABD mi belirleyecek?

Abone Ol

PKK’YA yönelik başlatılan harekât ile ilgili olarak ABD Dışişleri, ”PKK’nın saldırılarına son vermesini, Türk hükumetinin de orantılı güç kullanmasını istiyoruz” açıklaması yapmış. Bunu takiben Volkan Bozkır’ı arayan AB Komisyonu üyesi John Hahn da, ”Türkiye terörizmin her türünü önleme hakkına sahip, bununla birlikte verilecek yanıt orantılı olmalı” mesajı vermiş… Bu açıklama ve mesajlara verilebilecek çeşitli cevaplar var ama sanıyorum bu cevapların içinde, ”Hay… Hay… Emriniz olur ” karşılığı hiçbir zaman olmaz/olamaz. Buna rağmen Türkiye’yi orantılı güç kullanmaya davet edenlerde utanma duygusunun yok olup gittiğini söylemek de yanlış olmaz. ABD ve onun AB’li koalisyon ortakları orantılı güç kullanmaktan söz ederken önce kendi geçmişlerine bakmaları ve hatırlamaları gerekir.

Söz gelimi Irak’ın işgali hangi orantılı güç kullanımı ile izah edilebilir. Yıllardan beri Afganistan’da bulunan ABD ve koalisyon ortaklarının insanlı insansız hava araçları ile saldırıları sonucu Afganistan ve Pakistanlı 10 binlerce sivilin hayatını kaybetmesini izah edebilirler mi Çünkü artık dünya demokrasi, insan hakları söylemleri ile ülkelerin işgal edilmesini yutmuyor… Kısacası, ABD ve AB ülkelerinin Türkiye’ye ders vermeye hiç hakları yoktur. 1980’li yıllardan itibaren terör örgütünü Türkiye’nin başına bela edenler başta ABD olmak üzere bugün Türkiye’ye orantılı güç kullanma çağırısında bulunanlar değil midir Böyle olunca da Türkiye’nin PKK’ya yönelik sadece iç güvenlik sağlamak için karşı hamlesi üzerine orantılı güç kullanma davetinde bulunmanın tek bir hedefi vardır, o da oluşturup büyüttükleri terör örgütüne yalnız olmadığı mesajı vererek destek olmaktır. Olayın başka türlü izahı yoktur. Bu köşede sıkça bölgemiz ve Türkiye üzerinde Batılı sömürgeci güçlerin emellerine dikkat çekiyor ve onlara karşı uyanık olmamız gerektiğini vurguluyorum. Bu arada da sadece bölgemize yönelik sömürgeci emelleri olanlara kızmakla işin içinden çıkılamayacağına, böyle emellere sahip ülkelerle dost, bunun da ötesinde stratejik müttefik olmanın yanlışlığını hatırlatıyorum. Özellikle AK Parti iktidara geldiği günden beri ısrarla AB’ne girmeyi öncelikli hedef olarak takdim etmenin anlamsızlığın da dikkat çekiyorum.

Hemen belirteyim ki, sahip oldukları güce güvenerek olsa gerek ABD ve AB ülkeleri bölgemize yönelik her türlü saldırı ve işgallerini fütursuzca sürdürüyorlar. Bir taktım terör örgütlerini de bölgemize yönelik işgal ve sömürülerine zemin hazırlasın diye destekliyor, hamiliğine soyunuyorlar.

Halkımız Kürdü ve Türki ile çatışmalar son bulsun, ülkemizde barış, hâkim olsun istiyor. Bunun için hiçbir ülkenin de telkine ihtiyaç yoktur. Bin yıldan beri birlikte barış içinde yaşamış insanlar eğer bugün bir çatışma içine girmişlerse aralarında uzlaşılamaz farklar olduğundan değil, sömürgeci güçlerin bölgemize yönelik fitne çıkarma çabalarının sonucudur.

Ne yazık ki sömürgeci güçler aramızdan çeşitli vaatlerle yandaş, bir diğer ifade ile maşalar bulmakta zorluk çekmemişlerdir. Tüm bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki, öncelikli olarak Müslümanlar birbirlerinin kardeşleri olduğunu, zalimleri dost edinmemeleri gerektiğini hatırlamak ve hayatlarına yansıtmak zorundadırlar. Aksi halde ülkemizi ve insanımızı korumak adına yapılan hareket konusunda nasıl davranmamız gerektiği yönünde birileri telkinde bulunma cesaretini bulabiliyorlar. Ancak, bu telkinlerin sahiplerine birlik halinde ‘Siz kendinize bakın, önce işlediğiniz cinayetlerin hesabını verin’ diyebilmemiz gerekiyor. Bu arada özelliklede kendi sorunlarımızın çözümünde hiçbir gerekçe ile yabancıların arabulucu olarak araya girmelerine imkân vermemeliyiz. Kısacası kendi göbeğimizi kendimiz kesmek durumundayız.