OPERASYONUN ŞİFRESİ AJAX!

Abone Ol

“Sabah saat 11’de Dışişleri Bakanı’nın odasında yapılacak toplantı hakkında tam bir heyecan hüküm sürüyordu. Saat onu çeyrek geçiyorken artık sinirlerimin tamamen normal olduğunu söyleyemeyecek kadar gergin olduğunu itiraf etmeliyim. Hâlâ vakit vardı, hem de çok. Bu arada kafamda hiçbir işe yaramayacak düşünceler, spekülasyonlar birbirini kovalıyordu.

Planın uygulanması sırasında olabilecek karışıklıklar, dökülecek kanı düşünüyordum. Başarısızlık ihtimali ya da, başarsak bile çıkacak olan pürüzlerin olması durumu tamamen doldurmuştu kafamı. Hem de o dönemdeki en önemli işim konusunda onay almayı beklediğim bir toplantı öncesinde…

Operasyona verilen şifre adı AJAX idi. AJAX ortaklaşa bir operasyon olacak, İran Şahı, Winston, Churchill, Anthony Eden ve öteki İngiliz temsilcileri, Başkan Eisenhower, John Foster Dulles ve Merkezi Haberalma Teşkilatı, müttefik olarak çalışacaktı. İttifakın hedefi, ‘İran Başbakanı Dr. Musaddık’ı devirip, yerine bir başkasını getirmekti.’

Dr. Musaddık da zaten Şah’ı yerinden edip onun yerine kendisi oturmayı planlayarak Sovyetler Birliği ile bir ittifaka girmişti. 71 ile 80 yaşları arasında olduğu konusunda değişik tahminlerin ileri sürüldüğü hırslı ihtiyarın düşüncesi, Rusya ile ittifakın kendi buluşu olduğuydu.

Oysa pek çok kişiye göre durum oldukça farklıydı. Gerçek inisiyatif Ruslardan gelmişti. Pek çok Musaddık destekçisi de bunu fark etmişti. Bu yüzden son aylarda İran Komünist Partisi Tudeh, Musaddık Hükümeti üzerindeki kontrolünü artırmıştı.

Bu gerçeğin anlaşılması ve ortaya çıkarabileceği tehlikeler Amerika’yı, İngiltere’yi ve İran’daki önemli unsurları bir araya getiriyordu. Bu unsurlar arasında Şah’ın da bulunduğuna ikna olmuştum. Şah dışında silahlı kuvvetlerin önemli bir bölümü ve halkın büyük çoğunluğu da bu unsurlar arasındaydı.

AJAX Operasyonu hakkında ilk teklif, İngiliz-İran Petrol Şirketi’ni (AIOC) millileştirmeye uğraşan Musaddık’ı; bu işten vazgeçirmek için her yolu deneyen ama başarısız kalan İngiliz İstihbarat Teşkilatı’ndan gelmişti. İngilizlerin tek isteği AIOC ile edinilen petrol imtiyazına tekrar kavuşmaktı…”

***

CIA Ortadoğu Şefi Kermit Roosevelt, 1953 yılında, İran Başbakanı Musaddık’ı devirmek için yaptıkları planı bu şekilde anlatmıştı, “Countercoup; Karşı Darbe” isimli kitabında.

Esasen çok “tanıdık ve bildik” geliyordu; ABD’nin üçüncü dünya ülkelerindeki çıkarlarını korumak amacıyla sık sık ihtilallere, askeri darbelere ve gizli-açık operasyonlara başvurduğu sır değildi!

Türkiye’nin de zaman zaman karşı karşıya kaldığı kriz dönemlerinin de, Amerika’nın tezgâhladığı müdahaleler sonucu gerçekleştirildiği iddiaları çok taze!

İran’da ne mi oldu, peki? Musaddık devrildi, yerine Şah geçti. Şah’ın, tahtını kendisine iade eden CIA Ortadoğu Şefi Kermit Roosevelt’e söylediği şu sözler tarihe geçti: “Tahtımı, Tanrı’ya, halkıma, orduma ve tabii size (Amerika, İngiltere ve Kermit Roosevelt kastediliyor.) borçluyum. “

***

Türkiye, 15 Temmuz’da alçak, hain darbe ve işgal harekâtına maruz kaldı.

Hain saldırıdan hemen sonra, 29 Temmuz’daki yazımda, “Darbelerin hepsi gayri meşru. Ama 15 Temmuz darbe girişimi bunun da ötesinde hain ve alçak bir işgal harekâtı. Bakın dikkatlerinizi çekiyorum; ‘hareketi’ demiyorum bu bir ‘harekât’. Yani içinde birçok unsuru barındıran, çok yönlü ele alınmasını gerektiren ve zaruri kılan bir kalkışma. İşte bu nedenle böylesi ‘karanlık global güçler’ tarafından tertiplenen bu harekat karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin de benzer bir karşı harekâta start vermesi elzem” demiştim.

Merakım şu; Türkiye’de petrol de yok!

Diğer sebep/sebepler ne ola ki!

Adil Öksüz hâlâ yakalanamadı!

Ve de şu meşum “Yurtta Sulh Konseyi” kimlerden müteşekkil, sahi!

ÇÖL ORTASINDA BİR VAHA: İKEV!

HER geçen gün gelişen, büyüyen, tuğla üzerine tuğla koyan, erdemli, milli ve manevi değerlere bağlı, inancı, tarihi ve kültürüyle onur duyan lider ruhlu nesil yetiştirme projeleri ortaya koyan bir vakıf, İKEV.

Millî Gazete yazarları olarak İKEV’in (İlim Kültür ve Eğitim Vakfı) misafiri olduk, geçen akşam.

İKEV Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Sevim’in cümleleri doğrusu ruhumuzu şöyle bir okşayıp geçti;

“Millî Gazete yüz akımız. Reel politiği dikkate almadan sürdürüyor yayın çizgisini. Örnek bir gazete. Kafamıza göre İslam’ı sağa sola çeviremeyiz. İşte Millî Gazete bu bakımdan da sağlam duran bir gazete. Gençlerin ruh dünyasına daha fazla eğilmemiz şart. İKEV olarak eğitim alanında neler yapabiliriz, onun araştırması içindeyiz.”

Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, gazete bünyesinde atılan yeni adım ve atılımları sıraladı; “Milli Görüş derinlikli ve kapsamlı bir hareket. İKEV yaptığı nadide çalışmalarla büyük hizmetler yapan bir kuruluş. Projelerle İKEV’in daha da ilerilere gideceğinden kuşkumuz yok. Eylem ve üretmek çok önemli.” Kurdaş’ın, ünlü spekülatör Yahudi Soros-fotokopi makinesi-çoğaltma üzerine verdiği örnek herkesin dikkatini çekti.

Vakfın Yönetim Kurulu üyesi, eski milletvekili Mustafa Hasan Öz de, İKEV’in geldiği noktayı ve bundan sonra gerçekleştireceği atılımları somut örneklerle ortaya koydu;

* “Düzce’deki Necmettin Erbakan Kültür Merkezi... Burası büyük bir kompleks. Erbakan Hocamız bundan her bölgeye birer tane yapılmasını istedi.”

* “Öğrencilere maddi ve manevi destek veriyoruz.”

* “Öğrencilere şu anda bizim vaadimiz şu; ilahiyattan mezun olduğunuzda elinizde diploma, iş aramaya çıkmanıza gerek yok. Prof. olana kadar destek bizden...”

* “Diyarbakır yurdu da yakında hizmette olacak.”

* “Yeni yurtlar için 5 arsa hazır.”

* “Spor kulübü kurduk.”

İKEV’DEN NOTLAR

* İsrafil Bayrakçı, Şakir Tarım ve Necmettin Çalışkan uzaklardan gelerek iştirak ettiler programa.

* Ammar Acarlıoğlu da oradaydı; keşke son ezgilerinden birini seslendirseydi diye geçirdim içimden.

* Uzun lafın kısası: İKEV yurtları, çöl ortasında adeta bir vaha. Barındırıcı, kurtarıcı ve kollayıcı.

* Abdullah Sevim, Yılmaz Bayat ve Mustafa Hasan Öz… Bu “üçlü” ve de elbette diğer isimlerini buraya alamadığım yönetim kurulu üyeleri, çok daha büyük hizmetlere imza atmak için gecesini gündüzüne katıyor!

Yerinizde olsam izlerdim…

ÇOK KONUŞULAN MESELELER!

* Kanal İstanbul projesinin, Lozan’da ve Boğazlar Sözleşmesi’nde geçen ilgili maddeleri saf dışı edip hukuki bir boşluk meydana getirerek, Türkiye’nin elini güçlendireceği varsayılıyor. Çok konuşulan ve tartışılan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Lozan çıkışını bu bağlamda mı ele almak lazım?

* Okullarda çok ciddi bir din dersi öğretmeni açığı var. Bir okurum aradı; İstanbul’un göbeğindeki bir okulda din dersine giren başka branştan öğretmen çocuklara, “Eylül Aşkı” kitabını okutmuş. Ne alaka! Oysa üniversite bitiren İmam Hatiplerden bu alanda neden yeterince istifade edilmiyor?

KÜÇÜK BİR İTİRAZ!

Çok sayıda mail ve telefon aldım…

Konu şu; Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, camilerde sandalye ve taburelerde namaz kılınmaması gerektiğini tebliğ etti.

Peki, ama oturarak da namaz kılamayanlar ne yapacak?

Daha doğrusu şöyle soralım; yaslanarak ya da taburede oturarak namaz kılmaktan başka seçeneği olmayanlar camiye gitmesin mi? Ne yapsın bu cemaat!

Tamam, elbette camileri kahveye benzetmeyelim ama mecbur kalanlar da bırakın taburede oturarak namazını kılsın.

NOT: 

Bugün, 3 Ekim 2016, Pazartesi 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak!