Kültürde neden ileri değiliz. Çünkü kültür ileri olunacak, ileri olunması için çalışma yapılacak bir alan değildir. Mesele; ait olduğun medeniyet değerlerini diğer medeniyetlerin değerleri ile yeniden formatlamak ve ortaya yeni yaklaşımlar, yeni medeniyetler çıkarmaktır. Hiçbir medeniyet hareketi tek düze bir yol izleyerek ve sadece kendisi kalarak varlığa gelmemiştir. Yemen ’in acı kahvesi İstanbul da sütlü Türk kahvesine evrilmiş, 1450’li yıllarda Fransa ’ya gittiğinde bir sosyal statü içeceği olarak takdim edilmiş ve yıllar sonra nescafe olarak doğduğu topraklara geri dönmüştür. Sanat ve kültürün genel seyri bu şekildedir. Ne bir medeniyetten bir sanat devşirmek kötü bir şeydir, ne de bir medeniyetin sizden bir sanat tarzı devşirmesi iyi bir şeydir. Çünkü süreç tabii olarak geçişkenlik üzerine kurulmuştur.
Uzun yıllardır tartışılan Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılması ve yerine dünyanın sayılı Opera salonlarından birinin yapılması noktasında önemli bir adım atıldı. Adımın önemi, yapılan işin önemli olduğundan değil aksine yapılan işin uzun yıllardır boş yere gündemi meşgul etmesinin artık mümkün olmamasından geliyor. Artık dünya standartlarının üzerinde bir opera salonumuz var. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Ancak gel gelelim bu salonun içerisini anlamlı kılacak opera sanatçılarımızın durumuna… Ben hiç bilmiyorum cehaletime verin Türkiye ’de dünya çapında bir opera sanatçımız var mı? Onu geçtik meselemiz opera sanatı bizim sanatımız değil efendim Batı sanatı demek değil. Bu tartışmalar artık mazide kaldı. İslamcılığın dar sokaklarında düşünce üretmek mümkün değil. Bu yüzden o bizim sanatımız değil demek yerine bir dönüşümün oluşmasını hızlıca sağlamak zorundayız. Yoksa başka kültürden gelen domatesin yenmesinin haram olduğunu söyleyen fetvaların din olduğunu zannederiz. Dolayısı ile opera operadır ve bir sanattır.
Dikkat edilmesi gereken mesele bir opera sanatçısı yetiştirme hamlesinin yerine -ki bu iş hamle ile yapılır mı o da tartışılır- bir opera binası dikmekle işe başladık. Yani bir inşaat yapmakla işe başladık. Sonra inşaatın içini muhtemelen opera ile değil de siyasi konuşmalarla dolduracağız. Yani bu konuda atılması gereken başlık opera BİNASI kesinlikle opera değil. Mesele opera ile ilgili değil zaten.
Din kendi varlık alanlarını oluşturur. Eğer Müslüman iseniz kaçınılmaz olarak çeşme ve su kültürünüz oluşmak zorundadır. Yine Müslüman iseniz namazgâhlarınız olmalı ve bazı semtlerin ismi “Namazgâh” bazı köylerin ismi “Tekkeköy” olmak zorundadır. Eğer Hıristiyan iseniz dindeki gizem kiliseye yansımalı ve kilise içerisinde gizem ve şifre üzerine kurulmuş bölmeler olmalıdır. Yok, eğer Yahudi iseniz kaçınılmaz olarak bir getto kültürü ile yaşamak zorundasınız.
Kültür sanatta kendi varlık alanlarını oluşturur. Bizde hat sanatının kendi uzanımlarını ortaya çıkarması; ebru, tezhip gibi yan sanat ve erbaplarını ortaya çıkarması doğal bir süreçtir. Yazı üzerine kurulmuş bir medeniyetin binlerce yazmadan oluşan kütüphaneleri binlerce hattatları olması da gayet tabi bir durumdur. Yani ne olursa olsun olan bir şey kendisine mekân oluşturur. Önceden mekânların yapılması ile bir şeyi oldurmak suni bir sanat ortaya çıkarır ki bu sanat taklitten öteye geçilmez.
Anadolu hakikaten her yönü ile bir medeniyet havzasıdır. Yaşayan kültürlerin izleri iyi bir takipçi tarafından sürülürse 7 bin yıllık bir geçmişe ulaşılabilir. Mezarlıklarımızda dikilen servi ağaçlarından Anadolu’nun bazı bölgelerinde kutsanan sedir ağaçları, bütün bir kültür esasında bir mit’e dayanır. Ayrıca Anadolu’da bazı hayvan isimlerinin söylenmekten bile ictinab edilmesi, ekmeğin kutsal sayılması gibi dini olana eklemlenmiş gelenekler Anadolu inanışlarının bir diğer tezahürleri olarak karşımıza çıkar.
Bu yüzden Anadolu özelinde ortaya çıkan sanat ve kültür çalışmalarının mekânlarının yapılması opera binasının yapılmasından daha gerçekçi olur. Bir yerde bir bina üzerinden bir sanat geliştirme durumu söz konusu iken diğer tarafta var olan binlerce yıllık sanat geleneklerinin kendi binalarını inşa etmesi süreci söz konusudur.
Yeni genç nesil, X, Y, Z kuşakları bilir mi bilmem ama bu topraklardan Kazancı Bedi diye bir gazelhan geçti. Urfa yöresi başta olmak üzere binlerce yıllık acıların eski kadim kasidelerin seslendiricisi olan Bedi, 30 bini aşkın gazel ezberi ile bir gece sobasından sızan karbon gazı nedeni ile eşi ile birlikte rahmeti rahmana kavuştu.
Bir miras, bir gelenek, binlerce yıllık bir okuyuş biçimi ve tarzı bir gece yeri doldurulamayacak kadar büyük bir yara aldı. Dönemin Kültür Bakanı istifa etmeyi hayalinden bile geçirmedi. Dönemin Başbakanı şimdilerde neden kültürde ileri değiliz diye dert yana dursun o dönem kaderin bu dert yanmalara verdiği cevabı anlayamadı. Evet, Opera Kaç Para bilinmez ama Türküler kuracak medeniyeti…