Önümüzdeki Süreç Kritik

Abone Ol

Ülkemiz bir yandan ekonomik olarak çok kritik bir dönemden geçerken diğer yandan siyasal açıdan kritik bir seçim süreci yaşıyor. IMF’nin yeni ve sert bir küresel kriz yaşanmasının olası olduğuna ilişkin uyarı yaptığı bir dönemde seçim sonrası süreçte yaşanacak ekonomik gelişmeler, seçilecek yönetimin atacağı ekonomik adımlar ülkenin geleceği bakımından büyük önem ifade etmektedir. Geçtiğimiz iki yıllık süreçte yaşanan gelişmeler halk nezdinde hayat pahalılığı ile birlikte döviz kurlarının ekonomik durumun psikolojik göstergesi haline gelmesine neden oldu. Bunu bilen iktidarın döviz kurlarını suni olarak baskılaması ve uygulanan seçim ekonomisi nedeniyle mali disiplinin kaybolması seçim sonrasında ülke ekonomisi bakımından kritik bir sürecin yaşanacağını gösteriyor.

Ekonomi biliminin genel kabulüne göre bir ülkede para biriminin değer kaybetmesinin ihracatı artırması ve dış ticaret dengesini olumlu etkilemesi beklenir. Ama Türkiye’de son 1.5 yıl içerisinde döviz kurlarının baskılanmasına rağmen yaşanan olağanüstü kur artışına rağmen dış ticaret dengesi giderek bozulmaya devam etmektedir. Ocak 2023 döneminde aylık dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre %38,4 artış göstermek suretiyle rekor kırarak 14 milyar 237 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalatımız sürekli olarak artıyor çünkü Türkiye birçok yazımızda ifade etiğimiz üretimde düşük katma değerli ürünleri üreten ve ihraç eden, yüksek katma değerli ürünleri ithal eden ülke konumunda her geçen gün daha fazla açık verme eğiliminde olmaya devam ediyor. Aynı zamanda faizin ve dövizin baskılanmasının sonucu olarak yüksek katma değerli ithal ürünlerin TL cinsinden nispeten düşük faizle borçlanan ve baskılanan kurdan döviz alan yatırımcılar için ticari yatırım aracı haline gelmiş olması da dış ticaret dengesinin bozulmasının nedenlerinden birisi olarak ifade edilebilir. Ekonomik olarak derin yapısal problemlerimizin olduğu ve dünyanın da büyük ve planlı bir krize sürüklendiği bir dönemde seçim sonucunda iş başında olacak iktidarın atacağı adımlar büyük önem taşımaktadır. İki kutuplu bir ayrışma ile seçime giden ülkemizde ittifakların verdikleri seçim vaatleri göz önüne alındığında ekonomi ile ilgili verilen vaatlerden bazıları ekonomik tabloyu iyileştirmek bir yana daha da kötü bir tablonun oluşmasına neden olacak nitelikte görünmektedir.

Siyasiler seçim sonrası dönem için ülkeye büyük meblağlarda yatırım, finans desteği girişini vaat etmektedir. Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki uluslararası yatırımcılar ve finansörler bizim gibi ekonomik olarak kritik durumda olan bir ülkeye yatırım ve finansal destek vermeyi çok büyük bir kazanç elde etme ihtimalleri olmadan kabul etmezler. Diğer yandan ülkeye vaat edilen şekilde yüksek miktarda döviz girişinin olması durumunda zaten baskılanan döviz kurunun kısa vadede daha da düşmesi sonucu ortaya çıkabilir. Bu durum ise zaten bozuk olan dış ticaret dengesi ve cari dengenin daha da bozulması ile sonuçlanabilir. Seçim sonrası süreçle ilgili kritik bir konu da faiz politikası ile ilgili atılacak adımlardır. 2002 yılından bugüne kadar uygulanan yanlış ekonomi politikaları ve bu politikaların neden olduğu yapısal sorunları göz ardı ederek bugün yaşanan ekonomik problemlerin temeline faiz indirimi politikası koyan anlayış seçimlerden sonra politika faizinin artırılması ve enflasyon faiz makasının daraltılması gerektiğini savunmaktadır. Her iki ittifakın da olası ekonomi kurmayları göz önüne alındığında seçim sonrası ciddi bir politika faizi artışı olası görülebilir. Bu konuda defalarca ifade ettiğimiz gibi politika faizi indirme politikası nedeni değildir. Sadece biriken yapısal problemlerin neticesinde krizin tetikleyicisi olmuştur. Ayrıca politika faizinin enflasyon-faiz makasını kapatmak için hızlı artırılması işsizliğin artması, yatırımların azalması gibi istenmeyen etkiler oluşturması olasıdır.

Yaşadığımız ekonomik problemler dünyada hâkim olan ekonomik/finansal sistemin ürünüdür. Mevcut sistemin doğasında kriz vardır. Bu nedenle yaşanan krizlerin Ortodoks ekonomi öğretilerinin ezber öğretileri ile çözülmesi mümkün değildir. Sorunu oluşturan sistem çerçevesinde ortaya konulan çözümler kısa vadeli iyileştirmeler sağlayan ama döngüsel olarak bizi tekrar tekrar krizlere sürükleyen çözümler olmanın ötesine geçemez. Ülkemizin kendi koşulları ve ihtiyaçları doğrultusunda özgün, akla yatkın, bilimsel adımların atılması, çözüm önerilerinin uygulanması mümkündür. Yeter ki o zihniyet dönüşümü sağlansın ve zihinsel olarak mevcut sistemin prangalarından kurtulmuş nitelikli kadrolar iş başında olabilsin…