Onu anmak değil; anlamak!

Abone Ol

Merhum Erbakan Hocamızı vefat yıldönümünde rahmetle yâd ederken, bu millete anlatmak, ortaya koyduğu dünya görüşünü yeni nesillere aktarmak yolundan gidenler için bir vazifedir. Zaten Saadet Partimiz de Erbakan Haftası münasebetiyle yayımladığı genelgesinde bu yılki programların “O’nu anmak değil; anlamak” başlığıyla yapılacağını duyurarak güzel bir organizasyona imza attı.

Kuşkusuz tarih kitapları, onu yirminci yüzyıla damgasını vurmuş, “tarih yazan adam” olarak kayda geçecektir.

Yeryüzünün her bir noktasında, ümmetin derdiyle dertlenen, şuurlu bireyler olması için çaba sarf eden, onlara yeni rotalar ve yüksek hedefler çizen, kurumsallaşmasında/teşkilatlanmasında rolü olan “en etkin şahsiyetlerden biri” olarak anacaktır.

Her geçen gün daha çok konuşulacak, anlattıklarının doğruluğu tescillendikçe hakkı daha birçok teslim edilecek belki ama… Ba’deharabi’l-Basra!..

***

Kendisi evrensel bir lider olarak son anına kadar Saadet Partisi Genel Başkanı sıfatı taşıyor olsa da; o bir partiye, cemaate, düşünceye ve ülkeye hasr edilemeyecek kadar büyük bir liderdi. Bu nedenle başkalarının sahiplenmesini -niyetleri ne olursa olsun- anlayışla karşılamalı diye düşünüyorum.

Her fani gibi Erbakan da öldü, artık yok. Bugün yapılacak olan onun insani yönlerini tartışmak değil; davasını anlamak, bıraktığı değeri korumak ve daha yükseklere taşımak olmalıdır.

Direk veya dolaylı büyük bir itibarsızlaştırma operasyonlarına tanık olduğumuz içinde bulunduğumuz süreçte bu görev, samimi Milli Görüşçülere düşmektedir.

Bugün, onun izinden giden ve davasına sahip çıkan herkes, onun ortaya koyduğu “ilke” ve prensiplere herkesten daha fazla uymak/bağlı kalmak zorundadır. Çizdiği yol ve koyduğu hedef zaten ortadadır. Bilinmeyen yeni bir şey keşfedilecek değildir.

***

Ülkemizde şu anda gördüğünüz her “olumlu” ve “hayırlı” icraatta onun imzası/payı vardır. Ülkemiz insanını siyaset alanına dâhil etmekle en büyük hizmetlerinden birini ifa etmiştir.

İtiraf edelim ki bugün kamuda, hademeden Cumhurbaşkanlığı’na kadar her kademede görev yapan mütedeyyin insanda emeği vardır.

O, devlet dairesinin önünden geçmeye korkan, mazlum Anadolu insanına, “Ayağa kalk ve devleti sen yönet!” ruhu aşılamıştır. Başlattığı kutlu yürüyüş, kısa sürede ülkenin çehresini değiştirmiştir.

Dünyayı yönetmeye talip olan bir Müslümanlık anlayışı getirmiş, İslam’ı hapsedildiği izbe köşelerden kurtarıp, camiden caddeye, konuttan kamuya taşımıştır.

Cihat, faiz ve “adil düzen” gibi çoktan “tedavülden kalkan” kavramları yeniden Müslümanların gündemine yerleştirmiştir.

Daha da önemlisi Müslümanlığın bireysel ibadetlerden ibaret bir din olmadığını insanlığa öğretmiştir. Hayatındaki en büyük ideali İslam Birliği’ni kurmaktı.

Tüm zorluklara rağmen, kısa süreli koalisyon ve 11 aylık başbakanlık dönemine sığdırdığı dev icraatlara bakarak, “Acaba 11 yıl Başbakan olarak kalsaydı bugün nasıl bir dünya olurdu ” sorusunun cevabını takdirlerinize bırakıyorum.

Hayatını özetlemek gerekirse; hayatı asrın hikâyesi gibiydi. Son nefesine kadar hak yolunda mücadelesini sürdürdü. Savaş meydanında, “at üstünde” öldü. Geçen yüzyılın neredeyse her anında bir izi, bulunduğu her yerde bir damgası vardı. Zaten hayatı iman ve cihattan ibaret anlıyor ve yaşıyordu.