Gündem

Onlar niçin güzeldi

Onlar niçin güzeldi?

Abone Ol

Bu ümmeti üç şey ayakta tutmaktadır ki bunlar kurtarıcıdırlar; Birincisi ihlâstır ki bu insanın fıtratında vardır. İkincisi namazdır. Namaz dinin direğidir. Üçüncüsü ise tâattır (emirlere uymaktır) ki düzen bununla korunur.

Hayr‘ın en büyüğü, nefsin hiç hoşlanmadığıdır!

Abdurrahman bin Avf şöyle demiştir: "İslâmiyet , nefislerin hoşlanmadığı birçok şeyi beraberinde getirdi. Ancak biz hayrın en güzelinin işte bu nefislerin hoşlanmadığı şeylerde bulunduğunu gördük. Hz. Peygamber‘le birlikte Mekke‘den çıktık (hicret ettik). Bu çıkış bizim yücelmemize ve muzaffer olmamıza vesile oldu. Bedir‘e de Hz. Peygamber‘le birlikte Allah‘ın şu ayet-i kerimede belirttiği şekilde gittim:

"Rabb‘in seni evinde hak (savaş) için çıkardığında müminlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı. Öyle ki hak belli olduktan sonra sanki göz göre göre ölüme sürükleniyormuş gibi (cihat konusunda) seninle mücadele ediyorlardı. (Hatırlat) o zaman ki Allah iki taifeden (kervan veya ordudan) birinin sizin olacağını size vaat etmişti. Siz ise kuvvetsiz ve silahsız olan taifenin (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Allah ise kelimeleriyle (geçmişte verdiği söz ile) hakkı yerine getirmek (İslâm‘ı Hâkim kılmak) ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu." (Enfal: 8/5-7)

Allah Teâlâ burada bize yücelik ve zafer ihsan etti. İşte o zaman bir kere daha anladık ki hayrın en büyüğü nefsin en çok hoşlanmadığıdır." [Heysemi]

"Rabb‘in seni evinden hak (savaş) için çıkardığında müminlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı"

"Kalkınız ve savaşınız!"

Hz. Peygamber bir gün sahabilerine: "Kalkınız ve savaşınız!" buyurdular. Onlar da şöyle karşılık verdiler: "Ey Allah‘ın Resûlü! Kalkar savaşırız. Biz İsrailoğullarının Musa (as)‘a "Sen ve Rabb‘in gidin ve (onlarla) hemen savaşın. Biz burada (savaştan uzak kalıp) oturacağız" (Mâide: 5/24) dedikleri gibi demeyiz. Aksine: "Sen ve Rabb‘in gidiniz, biz de sizinle birlikte savaşırız" deriz." [Heysemi]

Sa‘d bin Übâde kalkarak şunları söyledi: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah‘a yemin ederim ki hayvanlarımızla birlikte denize dalmamızı emretsen hiç tereddütsüz dalarız. Diğer taraftan develerimizi Yemen‘de bulunan Berkü‘l-Gımad dağına kadar gitmek üzere arkanızdan sürmemizi emretsen bunu da yaparız."

Sa‘d bin Muaz da şunları söylemiştir: "Seni şereflendiren ve sana Kur‘ân‘ı indiren Allah‘a yemin ederim ki ben oraya hiç gitmediğim ve yollarını da bilmediğim halde eğer Yemen‘de bulunan Berkü‘l-Gımad dağına gidecek olsan seninle birlikle geliriz. Musa (as)‘a "Sen ve Rabb‘in gidin ve (onlarla) hemen savaşın. Biz burada (savaştan uzak kalıp) oturacağız" (Mâide: 5/24) diyenler gibi olmayız. Aksine "Sen ve Rabb‘in gidiniz; biz de sizinle birlikte savaşacağız" deriz. Evinden herhangi bir niyetle çıktığın halde Allah Teâlâ sana niyetlendiğin bu işten başka bir görev verebilir. Böyle bir durumda Allah‘ın sana verdiği görevi yerine getir ve istediğinle sulh ve istediğinle de savaş yap.

"Bizi hep yanında bulacaksın"

Bütün bunları yaparken de bizi hep yanında bulacaksın Mallarımızdan dilediğin kadarını al ve bize de dilediğini bırak. Bizim yanımızda bizden almış olduğun bize bıraktığından daha hayırlıdır. Biz bütün emirlerinde sana tabiyiz". Sa‘d‘ın bu sözleri üzerine "Rabb‘in seni evinden hak (savaş) için çıkardığında müminlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı." (Enfal: 8/5) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu. [M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü‘s-Sahabe, Divan Yayınları]

Kadisiye‘de Kur‘an‘la yardım talep ediyorlar

Sa‘d bin Ebî Vakkas (ra) öğle namazını kıldıktan sonra Hz. Ömer‘in kendisine vermiş olduğu ve Kur‘ân‘ı çok iyi okuyan hizmetçisine Enfal Suresi‘ni okumasını emretti. O sıralarda askerlerin hepsi bu sureyi öğrenmeye çalışıyordu. Sa‘d‘ın bu sureyi okuttuğunu işiten diğer bölükler de okumaya başladılar. Böylece Müslümanların kalpleri harekete geçti ve cihada karşı büyük bir istek duydular. Allah Teâlâ onların üzerine bir sekînet indirdi. [Taberi]

"Biz düşmanı çokluğumuzla yenmedik"

Mûte savaşında düşmanı görünce gözlerim kamaştı, çünkü sayıları, silahları, atları, kadifeleri, ipekleri ve altınları o kadar çoktu ki, adeta başı sonu belirsizdi. Sabit bin Akram bana: "Ey Ebu Hureyre! Herhalde sen düşmanı çok ve güçlü sanıyorsun" dedi.

"Evet" dedim. Bunun üzerine: "Sen Bedir savaşında bizimle beraber değildin. Biz düşmanı çokluğumuzla yenmedik" dedi. [Beyhaki]

Ümmeti ayakta tutacak üç şey!

Hz. Ömer bir gün Muaz bin Cebel‘in yanından geçti ve ona: "Ey Muaz! Bu ümmeti ayakta tutan şey nedir? diye sordu. Muaz bin Cebel, buna şöyle cevap verdi: "Bu ümmeti üç şey ayakta tutmaktadır ki bunlar kurtarıcıdırlar; Birincisi ihlâstır ki bu insanın fıtratında vardır. İkincisi namazdır. Namaz dinin direğidir. Üçüncüsü ise tâattır (emirlere uymaktır) ki düzen bununla korunur." Bunun üzerine Hz. Ömer: "Doğru söyledin ey Muaz" diyerek oradan ayrıldı. Onun gidişinden sonra Muaz yanında oturanlara sanki Hz. Ömer‘e hitap ediyormuşçasına şunları söyledi: "Ey Ömer! Senin senelerin (halifeliğin) diğerlerinkinden daha hayırlıdır. Çünkü senden sonra ihtilaf ve çekişmeler olacaktır." Bu olaydan az bir zaman sonra Hz. Ömer şehit edildi. [ İbn Cerir ]

"Bu debdebe elinizden gidecek"

Numan bin Mukarın İran‘a geçmek istiyordu. Arada bir nehir bulunmaktaydı. Muğire bin Şube‘yi İran şahına elçi olarak gönderdi. O sırada İran şahı Zü‘l-Hâcibin‘di. Şah vezirlerine: "Arapların elçisini savaş kıyafetiyle mi, yoksa şahlık süs ve debdebesi içinde mi kabul edeyim?" diye sordu. Vezirleri süs ve debdebe içinde kabul etmesini tavsiye ettiler.

Şah, tacını ve şahlık elbiselerini giydi ve tahtına oturdu. Muhafızları da ipekli elbiseler, altın küpe ve bilezikler takarak iki sıra halinde şahın arkasına dizildiler. Muğire bin Şube geldiğinde iki kişi koltuğuna girdiler. Muğire‘nin mızrak ve kalkanı elindeydi. Halı üzerinde yürürken mızrağını halıya vurarak ilerledi.

Şah: "Bildiğin gibi, siz Araplar aç ve perişan bir kavimsiniz. Size biraz yiyecek vereyim de dönüp gidiniz" dedi. Şah sözünü tamamlayınca Muğire bin Şube konuşmaya başladı. Önce Allah‘a hamd ve sena etti.

Sonra: "Evet, biz İslâm‘dan önce pis ve murdar şeyleri yerdik. Herkes bizi küçük görürdü. Biz ise kimseye bir şey diyemezdik. Allah Teâlâ içimizden bir peygamber gönderdi. Bu peygamber nesep bakımından en şereflimiz. Söz bakımından da en doğrumuzdur. O bize bu toprakları fethedeceğimizi müjdeledi. Onun bize söylediği her şey doğru çıktı. Bu müjdesinin de gerçekleşeceğinden eminiz. Sizi büyük bir debdebe içinde görüyorum. Arkadaşlarım bu debdebeyi sizin elinizden almadan kesinlikle dönmeyeceklerdir" dedi. [Hâkim]

Amir bin Abd-i Kays‘ın Allah korkusu

Müslümanlar Medâyin‘e girdiklerinde ganimetleri bir yerde toplamaya başladılar. Bu sırada adamın biri elinde güzel bir kutu olduğu halde geldi ve bunu ganimetleri toplayan kişiye verdi. Orada bulunanlardan bazıları: "Biz böyle kıymetli bir şey görmedik. Toplanan ganimetlerin içerisinde bundan daha güzeli ve değerlisi yoktur. Sen bundan bir şey aldın mı?" dediler.

Bunun üzerine getiren adam: "Allah‘a yemin ederim ki eğer O‘nun korkusu olmasaydı bunu size getirmezdim" dedi. O zaman ganimet toplayanlar onun boş ve sıradan bir adam olmadığını anladılar ve ona kim olduğunu sordular.

Adam: "Hayır, Allah‘a yemin ederim ki kendimi ne size ve ne de bir başkasına tanıtmayacağım. Çünkü bu şekilde beni övmenizden korkuyorum. Ben Allah‘a hamd ediyorum ve O‘nun vereceği sevaba talibim ve buna da razıyım" diyerek çekip gitti. Orada bulunanlardan biri onu arkadaşlarının yanına varıncaya kadar takip etti. Onun kim olduğunu sorduğunda adamın arkadaşları

"O Âmir bin Abd-i Kays‘tır" dediler. [M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü‘s-Sahabe]