Farklı bir yaz.Gerçi düğünlerle, tatillerle, yaz güneşi ile kurdelenmiş bir temmuz.
Lakin sıcakla yarışan yakıcı gelişmeler, insanları birkaç kez daha düşündürmekte.
Varsıllığı yıllardır bilinen büyük bir örgüt için nihayet gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleşti.
Askeri lojmanların önünden geçmeye bile çekinen halk, omuzları kalabalık eski generallerin evlerinden alındığını gördü.
Bu bir ilkti.
Biraz da olsa halkın özgüveni tazelendi.
Bu ülkede suçluların yaptığının yanına kâr kalması, ya da tetikçilerin yakalanıp maşalarla gündem oluşturan Türkiye klasiği biraz olsun sarsıldı.
Bakalım Hrant Dink i öldürene emri kimin verdiğini, Malatya katliamını sahneye koyanların yönetmenini, Danıştay baskını ile rant uman kadroların o dillerde fısıltı ile söylenen isimleri yüksek sesle terennüm edilebilecek mi
Yine de endişe sırası tuzu kurulara biraz olsun geldi.
Tıpkı ihtilal günlerinde, bizi almaya gelirler kuşkusu ile bekleyenler, şimdi sıralarını beyaz Türklere bıraktı.
Onlar da kaygının ne olduğunu biraz yaşadılar.
Fakat ilginçtir ki, muhalefet liderimiz Baykal tarihe geçme bahtiyarlığında bir kez daha bulunup, "Ergenekon un avukatı benim" dedi.
Yani safını seçkinden, paradan, çeteden, cinayetlerden, darbelerden yana belirlemekte bir beis görmedi.
Doğrusu büyük cesaret.
Ne ki hayatın gergeflerine en iri oyayı her zamanki gibi ölüm düşürmekte. Edebiyat dünyası Erdem Bayazıt ı kaybediyor.
Dünyanın telaşlarını bir çırpıda hallediyor ölüm.
Ansızın aramıza dâhil olup dünyevi bütün kaygıları kaldırıyor.
O âleme sürüklenirken, artık yanımızda götürebileceğimiz kavgalar, kâbuslar sadece buraların gergefine takılı kalmıştır.
Hepimiz aslında "gördüklerim ve geçirdiklerim" başlıklı bir kitap hazırlamaktayız.
Kimimiz bu kitabın içini ihtirasla doldururken, dünya sultanlığını elde etme uğruna darbe gibi kokuşmuş yöntemlerden medet umacak kadar, gözünü hırs bürümüşken.
Ömür işte.
Nazire ablalarımızın, Müşküle teyzelerimizin bindiği sandal; yolcularını bir bir sahile bıraktı.
Bırakın dünür nineleri, yaşıtlarımız, bizden küçük yeğenlerimiz bile iskeleye daha çok vakit var düşüncelerimizi yanıltıp indiler.
Erdem Bayazıt da ne kadar içlenmişti önden gidenler için:
"Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasında.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler."
Bir muştu gibi Erdem ağabeyi de uğurluyoruz. Mekânı cennet olsun dileklerimizle.