“Onda İşiten Bir Kavim için Ayetler Vardır…”- 2

Abone Ol

Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

HGH’daki bu düşüş, cilt elastikiyetinin kaybına (kırışıklıkların oluşmasına), diyabet sorunlarının artmasına, depresyona, saç dökülmesine, enerji ve kas kütlesi kaybına neden olur. HGH seviyelerini artırmak, genç görünmeyi ve sağlıklı hissetmeyi sağlar.

Gecede sadece beş veya altı saat uyumak da sorunlara neden olabilir. Yeterli miktarda uyunduğunda, tok hissettiren hormon olan leptin üretimi uyarılır ve aç hissettiren hormon olan ghrelin baskılanır. Leptin metabolizmayı düzenlemesi için beyne yağ depolama veya yakma sinyali gönderir. Yapılan çalışmalar kilo veren insanların yüzde 85’inden fazlasının, vücudun “metabolik termostatı” olan leptin üretiminin azalmasıyla kilolarını geri aldıklarını gösteriyor. Kişi kilo verdiğinde yağ kaybeder. Leptin de yağ hücrelerinde üretilir. Bu nedenle yağ kaybedildiğinde leptin seviyeleri düşer. Şişmanlamayla leptin seviyeleri yükselir. Leptin, yağ hücreleri tarafından salgılandıktan sonra yeme davranışını kontrol eden hipotalamusa gider ve iştahı azaltan (anorektik) sinir hücrelerini aktive eder. Aynı zamanda leptin, hücrelerin iştahı uyarmasını engeller. Leptin seviyeleri düşünce acıkma hissi gelir, artınca da tokluk hissi gelir.

Açlık hormonu olarak bilinen ghrelin üretimi düzgün uyuyamayan insanlarda aşırı bir şekilde uyarılarak kana ghrelin salınır ve bu da yemek yeme isteğini artırır. Sekiz saat gibi doğru miktarda uykuyu almak, vücudun doğal olarak sağlıklı bir kiloyu korumak için ihtiyaç duyduğu ghrelin ve leptin dengesini sağlar. Hafta sonları daha fazla uyuyarak hafta içindeki kaybedilen uyku telafi edilemez. Uykunun da “kaliteli” olması gerekir. Geceleri horlama, tekmeleme, konuşma, nefesin kesilmesi gibi belirtilerle kendini gösteren uyku apnesi gibi durumlarda ve diğer uyku bozukluklarında hormonların dengelendiği REM uykusuna girilmez.

Bütün bunlara ilaveten derin uyku sırasında beyin, atıklarını lenfatik sistemden uyanıklık sırasındakinden on kat daha hızlı atar.

Ölümcül Ailesel Uykusuzluk (Fatal Familial Insomnia) adı verilen ve genetik geçişli bir hastalık vardır. On milyonda bir görülen bir hastalıktır. Hastalar 40-50 yaşları arasında derin uykuya ve REM uykusuna geçme becerilerini kaybederler, uyuyamazlar. Bu sebeple uykunun vücudu yenileme, tamir etme özelliği ortadan kalktığı için en geç bir buçuk yıl içinde ölürler.

Uykunun ayet olması yalnızca biyolojik değildir. Uyku aynı zamanda ölümün ayetidir. İnsanlar hem uykuda hem de ölümde vefat ederler.

“O geceleri sizi vefat ettirendir.” (Enam, 60) “Allah nefisleri ölümleri zamanında vefat ettirir ve ölmemiş olanları uykusunun içinde. Üzerine ölüm gerçekleşeni tutar ve diğerlerini isimlendirilmiş bir ecele doğru irsal eder.” (Zümer, 42)

Her insanın bedeni ve ruhu vardır. Ruh + beden = nefstir. Ruh ve beden arasında bizim göremediğimiz bağın kopmasına vefat denir. Vefat, ölümde ve uykuda olur. Bu nedenle uyku, ölümün ayetidir, yani göstergesidir. Ölümü anlamanın yolu, uykuyu anlamaktan geçer. Vefat halinde zamansızlık başlar. Vefat boyunca geçen süreyi hissedemeyiz. Uykudaki geçen süreyi anlayamamamız bunun örneğidir. Bu nedenle ölüm sırasında geçen süreyi de anlayamayacağız.

“Veya arşları çökmüş halde olan kasabaya uğrayan gibi. “Allah ölümünden sonra bunu (karyeyi) nasıl diriltecek” dedi. Allah onu 100 yıl öldürdü sonra onu baas etti. “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir kısmı” dedi. “Hayır, 100 yıl kaldın” dedi.” (Bakara, 259) Bu ayette 100 yıl ölü kalan kimse geçen süreyi bir gün kadar sanmaktadır. Ölüm sırasında vefat gerçekleştiği için zamansızlık başlamıştır ve artık zamanı anlama şansı ortadan kalkmıştır. Milyar yıl bile ölü olarak kalsa insan bunu bir gün veya daha azı sanacaktır. Aynı uyku gibidir. 8-10 saat deliksiz uyuduğunuzda uyuma sürenizi anlayamazsınız. Yıllarca komada kalıp uyanan insanlar da geçen süreyi anlayamazlar. Bu durumlar vefat halleridir. Hiçbir insan uykuya daldığı anı bilemez. Uykuda vefatta olduğu için ve ölümde de vefatta olduğu için ölümün ilk anını da aynı şekilde bilemez. Uyuduğumuzu ancak uyandığımızda anlayabiliyorsak öldüğümüzü de ancak dirildiğimizde anlarız.

(Devamı var…)