Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Devlet idaresine talip kadroların önce zihniyetine bakmak gerekir. Bir kadronun benimsediği zihniyet; kuvveti üstün tutan Nemrutların, Firavunların, AB ve ABD’nin zihniyeti ise böyle bir kadroya devlet yönetimini teslim etmek, yöneten ve yönetilenler bakımından zulümdür. Zira kuvveti üstün tutan zihniyetin benimsediği yol, zulüm siyasetidir. Kuvveti üstün tutanların inançları, tevhit akidesi olmayıp, “üçleme” gibi çok ilahlı bir itikada sahiptirler veya onlar “üstün ırk” inancını benimseyen ırkçılar ile materyalist inkârcılardır. Müslüman ve gelişmekte olan ülkelerin yönetimleri kuvveti üstün tutan etkili güçlerin etkisi altındadır ve bu ülkeler işbirlikçi kadrolar tarafından yönetilmektedir. Kuvveti üstün tutanlara göre mülkün sahibi aydınlanmış Hıristiyanlar ile üstün ırk inanışına sahip Siyonist Yahudilerindir. Böyle inanıldığı için işbirlikçi kadrolar, iktidarı onlardan isterler ve onların istediği gibi ülkelerini yönetirler. Selçuklu ve Osmanlı’nın mirasçısı olan Türkiye de kuvveti üstün tutan bir zihniyetle yönetilmektedir. Türkiye’yi ister sağcı, muhafazakâr demokratlar yönetsin, ister liberal, solcu sosyal demokratlar idare etsin, bu durum değişmiyor. Bu iki kesim, AB’yi üstün medeniyet olarak görüyorlar ve faizci kapitalist düzeni yürütüyorlar. Bunlar, milletin parasını faize, ölü yatırımlara ve israfa yönlendiriyorlar. Bu Batı işbirlikçisi kadrolar eliyle milletimiz, faiz ve haksız vergilerle ırkçı emperyalizmin kölesi yapılıyor. Milletimiz bu gerçeği gördüğü gün aslına döner ve kurtulabilir. İnat ederse yok olup gider.
MÜLKÜN SAHİBİ
Mülkün sahibi, Siyonist Yahudiler ile Siyonist Hıristiyanlar değildir. Mülkün sahibi sadece Allah’tır. Yeryüzüne ve kâinata, Allah hükmeder. Bunun için Allah, Peygamberimizden: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım, Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de çeker alırsın…” demesini istemiştir. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Müslümanlar bu gerçeğe inanan kimselerdir. Allah, mülk ve hükümranlık verdiği kimselerden emir ve yasaklarına, bir hidayet rehberi olarak indirdiği Kur’an’ın hükümlerine uymalarını ve adil bir düzen kurmalarını ister. Bu emre uyanlar Süleyman gibi olurlar. Bu emre muhalefet edip başka yollara sapanlar ise Nemrut, Firavun ve Karun gibi olurlar. Hak; Allah’tır, Kur’an’dır, İslam’dır. Hak üstün tutulmadan kurtuluş olmaz. Şu gerçektir ki; ülkemizde hakkı üstün tutan zihniyet Millî Görüştür. Bunun için Millî Görüş’ün kimyasında; hakkı üstün tutmak, nefis terbiyesini esas almak ve maneviyatçılık vardır. Millî Görüş mensupları böyle oldukları için hidayet, feraset ve dirayet sahibi olurlar. Millî Görüşçüler, hakkın hak anlayışına itibar ederler. Bunun için Allah’ın verdiği bütün nimetleri servete çevirmenin ve halkın refahı için harcamanın derdini taşırlar. Millî Görüş gömleğini çıkarmak, bütün bu özelliklerden sıyrılmak demektir. Allah hükümrandır ve bütün insanlar da Allah’ın kullarıdır. Bunun için Allah, kullarına kitaplar ve elçiler göndermiştir ki, onlar Adil Düzen yolundan sapmasınlar. Millî Görüş’ün önde yürüyen bayrağı “önce ahlak ve maneviyat” esasıdır. Peygamberimiz; güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir ve O’nun ahlakı Kur’an’dır. Peygamberimiz faizci değildi, ümmetini ve yönettiği zimmet ehlini faiz ve haksız vergilerle ezmedi. O, Kur’an ahlakı yerine Hıristiyanların ve Yahudilerin ahlakını ikame etmedi. O’nun hayata ikame ettiği düzen adil düzen idi. Mülk Allah’ındır ve Allah, mülküne salih kullarını vâris kılmıştır. Gerçek budur. Dünya imtihanını kaybetmek isteyenler, diledikleri gibi davranabilirler ama bu tercihlerinin sonu azap olur.
FESADA KOŞANLAR
Yeryüzünde İslam’dan kopup fesat yoluna koşanlar, milleti kutuplaştırırlar, parçalara bölerek yönetmek isterler, ekini ve nesli tahrip ederler. İslam, fitneyi katilden daha kötü görür. Fitneye neden olan, Allah’ın gazabına uğrar. Muhammed 22-23: “Demek ki, işbaşına, iktidara gelir, Allah’ın emrinden uzaklaşır, Kur’an’ın hükümlerinden yüz çevirirseniz, ülkede bozgunculuk çıkaracak, düzeni bozacak, hısım ve akrabalarınızla münasebeti keseceksiniz öyle mi? İşte bunlar, Allah’ın lânetlediği, hakka karşı kulaklarını sağır, hakikate karşı gözlerini kör ettiği kimselerdir.” İslam, siyasi karışıklık çıkaranların, adil düzen yerine faizci düzeni yürütenlerin arkasından gidilmesini uygun bulmaz. Şuara 151-152: “Cahilce davranarak meşruiyet sınırını aşanların, adaletsiz hükümler içeren kanunlar koyup uygulayanların düzenine boyun eğmeyin, itaat etmeyin. Çünkü onlar yeryüzünde hep fesat çıkarır, ıslah için çalışmazlar.” Onlar; Allah ve Resulü’ne karşı harp açmış kimselerdir. Fesada koşanları Kur’an; inkârcılar, müşrikler, münafıklar, Yahudiler ve Hıristiyanlar olarak tanımlamaktadır. Bu kesimlere karşı verilecek mücadelede inananların ve mazlum milletlerin birlik halinde olması gerekir. Millî Görüş’ün, “D-8, D-60, D-160” çalışması bu birliği sağlamak içindir. Fesada koşan iktidarların yaptığı iyi gibi gözüken şeyler de gerçekte fesattır. Bunu İslam’ca düşünen kimseler görebilir.
ADALET
Hakkı üstün tutan siyaset, adalet temeline dayanır. Adaleti gözeten iktidarlar; faiz, gasp, zina, kumar, içki gibi kötülüklere fırsat vermez. Adil bir devlet; helal gıdayı esas alır, maneviyatçı eğitimi benimser, aileyi korur, israftan kaçınır, maddi ve manevi kalkınmayı birlikte sağlar. Adil devlet, üreten devlettir. Adil devlet; milletin alım gücünü korur, parayı pul etmez. Adil bir devlet başkanı, her türlü imkâna sahip olsa bile, en fakir kimsenin halini gözeterek mütevazı bir hayat yaşar. Adil bir devlet başkanı mazlum ve yoksul halkın refahından başka bir şey düşünmez. Adalet için gerekli ola temel esas, tevhit akidesidir. İnkârcılardan, müşriklerden, münafıklardan adalet beklemek, ateşten merhamet beklemek gibi bir şeydir. Kuvveti üstün tutanların hak anlayışıyla adalet sağlanmaz. Adalet sadece, hakkın hak anlayışıyla sağlanır. Selam hidayete tabi olanlara…