Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ardından iktidara yakın gazetelerin manşetlerine bakan biri, sanki Türkiye çeyrek asırdır hiçbir sorun yaşamamış da bugün tarihî bir diplomatik zafer kazanmış zannedebilir.
Gazeteler adeta aynı başlığı farklı cümlelerle yazmış.
Birisi “Yaptırımları Kaldıracağız” diyor.
Diğeri “CAATSA Kalkıyor” manşetini atıyor.
Bir başkası “Yaptırımları Kaldırıyoruz” diye yazıyor.
Kimisi “Türkiye İstediğini Aldı” diyor.
Bir diğeri “Türkiye Bastırdı, İstediğini Aldı” manşetiyle çıkıyor.
Başka gazeteler ise “Müttefike Yaptırım Olmaz”, “Yaptırım Kalkıyor” ve “Güçlü Karar” başlıklarıyla kamuoyuna büyük bir başarı hikâyesi anlatıyor.
Bu manşetleri okuyan vatandaş da ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu yaptırımlara kim vesile oldu?
Muhalefet mi?
Yoksa çeyrek asırdır Türkiye’nin dış politikasını yöneten iktidar mı?
Bugün “yaptırımları kaldırıyoruz” diye alkış bekleyenler, dün Türkiye’nin bu yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına yol açan siyasi tercihlerin sorumluluğunu da üstlenmek zorunda değil midir?
Çünkü ortadaki tablo şuna benziyor:
Önce yangını çıkarıyorsunuz, sonra itfaiye elbisesini giyerek kameraların karşısına geçip “Yangını biz söndürdük.” diye kahramanlık hikâyesi yazıyorsunuz.
Gerçek başarı bu değildir.
Gerçek başarı, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.
⸻
İşin daha ilginç tarafı ise aynı gazetelerin diğer manşetleridir.
“Tel Aviv’de panik.”
“Atina endişeli.”
“Türkiye istediğini aldı.”
İyi de…
Yunanistan NATO üyesi değil mi?
Türkiye NATO üyesi değil mi?
Madem aynı ittifakın içindeyiz, her gelişmeyi “Yunanistan korktu”, “Atina panikledi” manşetleriyle sunmanın amacı nedir?
Gerçekten dış politikadaki gelişmeleri objektif biçimde aktarmak mı?
Yoksa içeride yeni bir algı oluşturmak mı?
Elbette Türkiye’nin savunma sanayisinin güçlenmesini herkes ister.
Yaptırımların kalkmasını da herkes ister.
F-35 konusunda Türkiye’nin lehine gelişmeler yaşanmasını da herkes ister.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak kamuoyunun sorguladığı mesele başka.
Bugün “yaptırımları kaldırıyoruz” diye manşet atanlar, Türkiye’nin bu yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına neden olan sürecin siyasi sorumluluğunu neden hiç konuşmuyor?
Çünkü ortada açık bir çelişki var.
Krizi yöneten de aynı iktidar.
Krizin sonuçlarını “büyük diplomatik başarı” diye pazarlayan da aynı iktidar.
Bunun adı başarı değil, algı yönetimidir.
Millet artık sadece bugünkü manşetlere bakmıyor.
Dünü de hatırlıyor.
Bu yüzden vatandaşın sorduğu soru çok nettir:
Bu yaptırımlara kim vesile oldu?
Eğer bu soruya cevap vermeden sadece “Yaptırımları kaldırıyoruz”, “Türkiye istediğini aldı”, “Güçlü karar”, “CAATSA kalkıyor” manşetleri atılıyorsa, ortada kutlanacak bir zaferden çok, önce yangını çıkarıp sonra itfaiyeci rolüne bürünerek alkış bekleyen bir yönetim anlayışı vardır.
Devlet yönetimi; önce kriz üretip sonra o krizi çözdüğünü iddia etmek değildir.
Asıl devlet yönetimi; öngörülü davranarak ülkeyi yaptırımlarla, krizlerle ve diplomatik çıkmazlarla hiç karşı karşıya bırakmamaktır.
İşte gerçek başarı budur.