Önce kötülük defedilmeli

Abone Ol

Bir Mecelle maddesidir: “Def-i mefasidcelb-i menafiden evladır”. Yerli yerince anlaşılsın; günümüz Türkçe’siyle “Kötülüğün uzaklaştırılması iyiliğin elde edilmesinden önce gelir”.

Sarsılmaz bir fıkhi kaidedir bu. Kötülüğü kovmadan, bataklığı kurutmadan; bataklığın içerisinde iyilik tohumlarını ekmek çoğu zaman faydasız bir uğraşa dönüşecektir zira. Gerçekten savaşıyorsak kötülükle, önce bataklığı kurutmaya niyet etmemiz ve bu amaçtaki yol haritamızı çıkarmamız gerekir. İfsatla savaşmadan, iyiliği getiremezsiniz.

15 Temmuz gecesi FETÖ/PDY maşası kullanılmak suretiyle başgösteren tehdit elhamdülillah,millet şuuruyla aşıldı. Büyük bir tehdit Allah (c.c )’ın da yardımıyla aşıldı ama, henüz daha “def-i mefasid” yapılmış, “kötülük kovulmuş” değil. ABD ve AB’li dostlarımızın (!) emrinde, siyasetin koynunda ve iktidarların gölgesinde her noktaya, her kademeye sızılarak senelerdir derinden yürütülen sinsi tehdide karşı “milli zafer” kazanıldı. Bu zafer önceki gün Yenikapı’da da taçlandırıldı. Ama henüz daha asıl iş bizi bekliyor: Kötülük def edilmeli!

YENİKAPI’YA DAİR DÜŞÜLMÜŞ BİR KAÇ NOT…

Önce Yenikapı’ya dair birkaç not düşelim.

Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Meclis muhalefeti… Ve tabii ki, Genelkurmay Başkanı Akar sürprizi… İktidarıyla muhalefetiyle verilen fotoğraflar, konuşmalardaki mesajlar… Organizasyon, katılım, ay yıldızlı bayrağımızın coşkusu.. Belli ki, “Yeni bir kapı açılmıştı” Türkiye’ye. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan sonra hiçbir şeyin 15 Temmuz’dan önceki gibi olmayacağına yönelik mesajı büyük ölçüde hayat buluyordu. Her şey çok iyiydi aslında. Sadece böylesine “milli birlik, beraberlik ve kardeşlik” buluşmasında Meclis dışı siyasi partilerin davet edilmemesi hariç. Magazincilerin, futbolcuların  bile çok özel alaka ile davet edildiği mitinge Meclis dışında kalan muhalefet partilerinin davet edilmemesi elbette en büyük eksiklikti. Hele hele hem iktidar hem de muhalefet yıllarında mazisi bu millete, bu ülkeye hizmet madalyalarıyla dolu Saadet Partisi’nin davet edilmemesi hiçbir şekilde kabul edilemezdi. 15 Temmuz öncesini hatırlatan tek olumsuz husus işte bu ayrımdı. Bu olumsuzluğu da en azından söylem olarak düzeltmek “Keşke burada Meclis dışındaki muhalefet partilerinin liderleri de olsaydı” sözleriyle CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na düştü.. Keşke davet edilselerdi… Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Herkesin Cumhurbaşkanı” olacağına dair mesajları güven verdi…

YOL GÖSTERİCİ, MÜSPET MUHALEFET İKTİDARLAR İÇİN DE EN BÜYÜK NİMETTİR

15 Temmuz öncesi ve sonrası demişken, bir paragraf da Milli Gazete’mize açmak gerekiyor. Elhamdülillah, Milli Gazete Erbakan Hocamızın çekmiş olduğu besmele üzerine 44 yıllık yolculuğuna sadakatle ve şerefle devam ediyor. Hoca’mızın, Milli Görüş’ün bütün uhdelerini ve hedeflerini zinde tutarak yayıncılık hayatında çok önemli bir  boşluğu dolduruyor. Hem yayıncılık hayatında hem de fikri ve siyasi alanda ümmet adına, millet adına asla unutmamamız gereken gündemlerin tek sahibiyiz. 44 yıldır iktidarda kim olursa olsun, savunduğumuz değerler bellidir. Muhalefetimiz de milletimiz adına olmuştur keza. Kimsenin özel hayatına musallat olmadık; belgesiz, asparagas, yalan haberler yapmadık. Çok çok etkili manşetler attık ama iftira hiç atmadık. Hiçbir kumpasın, hesabın, ihalenin, çıkarın peşine, içine, izine düşmedik. Biliyoruz muhalif olduk.. Muhalif olduğumuz her konuda yine muhalif olacağız inşallah.. Ve yine biliyoruz ki; muhalefet itiraz etmekse eğer: İtirazınız samimiyse, itirazısınız hesapsızsa, itirazınız yol göstericiyse, itirazınız yanlış yoldan dönün çağrısını önceliyorsa, yol gösterici muhalefet millet için, ülke için ve iktidarlar için en büyük nimetlerden birisidir.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN’IN MEDYA DAVETLERİ

Geçtiğimiz hafta Başbakan Sayın Binali Yıldırım, gazete ve  televizyonların Ankara Temsilcileri ile buluştu. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Huber Köşkü’nde gazete ve televizyonların üst düzey yöneticileriyle, Genel Yayın Yönetmenleriyle bir araya geldi. “15 Temmuz’dan önceki gibi olmaz” herhalde diyorduk ama, yine öyle oldu. Bu iki medya buluşmasına bazı gazetelerle birlikte Milli Gazete de yine davet edilmemişti.

Sızlanıyor değiliz elbette. Fakat, merakımız o ki, Milli Gazete ne yapmıştır da, 14 yıldır akrediteye, ambargoya maruz bırakılmaktadır!? Biz, Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni sıfatıyla Ekrem Dumanlı’yı ya da diğerlerini Ata uçağında çekilen fotoğraf karelerinde çok gördük. Ne garip ki, 14 yıllık iktidar döneminde Milli Gazete Genel Yayın Yönetmenleri’nin hiçbiri  (Ekrem Kızıltaş, Necdet Kutsal ve Mustafa Kurdaş) Ata uçağına, medya buluşmalarına, medya brifinglerine davet edilmedi. Milli Gazete davet edilmezken, kimler “gazeteci”, “genel yayın yönetmeni” sıfatlarıyla el üstünde tutulmadı ki!?

EKREM DUMANLI DAVET EDİLİRKEN MİLLİ GAZETE NİÇİN DAVET EDİLMEDİ?

Ekrem Dumanlı gözaltına alınıp sonra da serbest bırakıldığı süreçte bizimle iletişim kurmak istenip de “medya özgürlüğü” adı altındaki kampanyalarına şahsımız ve kurumumuz adına imza istendiğinde; “Ekrem Dumanlı Medya Özgürlüğü” diyor, Zaman’a ve kendilerine destek istiyor. Peki ama size soruyorum: Ekrem Dumanlı kendisi defalarca Ata Uçağı’na bindiği zaman hiç dönüp de bu daveti yapanlara ‘Medya özgür olmalıdır. Niçin sadece hep bizler varız. Milli Gazete niçin yok? Diğer gazeteler, gazeteciler niçin yok?’ diye sormuş mu ki, bugün gelip ‘medya özgürlüğü’ kampanyasından dem vuruluyor” demişizdir. Hem bu kampanyalarına imzalı destek vermedik hem de ilanlarını yayımlamadık. Milli Gazete, sadece kendi yoluna baktı, kimseyle paralel olmadı şükür.

Serzenişte de bulunuyor değiliz, ama yeri geldiği için de bir hakikati hatırlatmakta fayda var. Mesele “davet” meselesi değil. Uçağa binip binmeme meselesi hiç değil. Uçağa binince, davet görünce değişecek de değiliz zira. Bu millete, bu ülkeye hatta “itirazlarıyla” doğruyu gösterdiği iktidarlara hayırdan, iyilikten başka bir şey istemeyen bir camianın… Hak-Batıl mücadelesinde Hakk’ın hakim olması için çalışmaktan başka bir gayesi olmayan, İslam Birliği’nin kurulması için çalışan, Faizsiz sömürgeci ekonomik düzenin yerine Yeni Bir Dünya’nın kurulması için fedakarca varını yoğunu ortaya koyan bir camianın yok sayılmasıdır zorumuza giden. Ümmet  şuurunu seslendirdiğimiz için, İslam Birliği’ni savunduğumuz için, AB’ye karşı çıktığımız için, İncirlik Üssü’nün kapatılmasını istediğimiz için, AB Bakanlığı’nın lağvedilmesini istediğimiz için, bizi küresel bir kumpasın içerisine sürükleyen Batı’nın dostluğunu reddettiğimiz için, gelin İslam NATO’su kuralım dediğimiz için, faize savaş açtığımız için sanki “marjinalmişiz” muamelesine tabi tutulmaktır, zorumuza giden. Yoksa uçağa binenler bir gün geliyor iniyor…Birilerini hapse atanlar bir de bakmışsınız ki, hapse attıklarınca hapse atılıyor. Hepimiz için asıl mesele imtihan!...

MÜSPET GAZETELERE TRT VE DİĞER TELEVİZYONLARIN AMBARGOSU KALKMALI

Bu hususla ilgili son notumuzu da düşelim: Kimseyi suçluyor değiliz yine de, geçmişi de deşecek değiliz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın bu konuda yeni bir dönem de başlatacağını düşünüyorum. Muhalefetiyle medyasıyla 15 Temmuz’da büyük bir hamle yapılmışken, bunun yeni adımlarla desteklenmesi iktidarı da daha güçlü kılacaktır. Milli Gazete başta olmak üzere, müspet medyanın TRT ve diğer televizyon kanallarında manşet okumalarına dair ambargoların kalkmasını da önemsiyoruz.   

GÜÇLÜ İKTİDAR KADAR, GÜÇLÜ MÜSPET MUHALEFET DE ÖNEMLİ

Zira, bir ülke için güçlü bir iktidar kadar, güçlü müspet bir muhalefete de ihtiyaç vardır. Devletlerin gücü sadece iktidarlarının gücüyle değil, muhalefetin de gücüyle ölçülür. Zira müspet güçlü bir muhalefet iktidarı da daha güçlü ve  daha müspet kılacaktır.Ortadoğu’da bu hakim bir  kuraldır:  Güçlü bir hükümete muhalefet eden her grup kısa süre içinde halkın desteğini kazanır. Güçlü bir hükümete muhalefet eğer müspet siyasetle, eğer müspet medyayla olmasının önü kesilirse.. Yani bu ülkenin milli duruşunu yansıtan unsurlar sürekli baskılanır ve yok sayılırsa… o zaman güçlü iktidara illegal yollarla muhalefet eden gruplar kendisine yol bulur. FETÖ/PDY ve de PKK gibi unsurlar hep böyle beslenmiştir. Bu nedenle müspet ve yerli olan her sözün, her siyasetin ve yayının önüne sun’i engeller koymak yerine, sahici alanların açılması bu milletin faydasınadır. Muhalefete baraj, baskı uygular, müspet medyaya da farklı manşet atıyor diye ambargo korsak, kendimize de zarar vermiş oluruz. 15 Temmuz bu bakımdan da büyük ibretler taşımaktadır. 

AMERİKANCILIK VE NATO’CULUK MÜSLÜMANLIĞI İLE İSLAM YAŞANMAZ!

Başyazı’yı sonlandırırken yine başladığımız yere dönelim:

“Def-i mefasidcelb-i menafiden evladır”. Kötülüğün uzaklaştırılması iyiliğin elde edilmesinden önce gelir” kaidesini Erbakan Hocamız da çok kez hatırlatmıştır bizlere.  Yeni Bir Dünya’yı kuracaksak eğer, önce zulüm dünyasını ortadan kaldırmamız gerekir. İnsanlığı sömüren, milletimizi ve ülkemizi batıya esir eden faizle mücadele etmeden bu memlekete, bu millete ve ümmete gerçek bir iyilik getiremezsiniz. Amerikancılık ve NATO’culuk Müslümanlığı ile İslam yaşanmaz, Hakk getirilemez. ABD’nin gölgesinde, İslam Birliği kurmak mümkün mümkün olmayacağı gibi, Amerika’nın öncülüğünde ne ülkemize ne de gönül coğrafyalarımıza barışı da, huzuru da getiremeyiz.

ERBAKAN HOCAMIZ SİYONİZME DE MESAFE KOYDU

Bugünlerde herkes haklı olarak bütün siyasilerin FETÖ/PDY’nin emellerine alet olduğunu fakat sadece Erbakan Hocamız’ın bunlar mesafe koyduğunu konuşuyor, dillendiriyor. Elhamdülillah, sadece Erbakan Hocamız’ın kandırılmadığı gerçeği itiraf ediliyor.   Bu yapının varlık sebebi olan Dinlerarası Diyalog ve Ilımlı İslam Projelerine karşı en etkin mücadeleyi yapan tek lider de Erbakan Hocamız olmuştur nitekim. Evet Erbakan Hocamız mesafe koymuştur bu yapıya, ama bilinmesi gereken bir başka gerçek daha var ki, Erbakan Hocamız moda deyimle bunların “ağababalarına” da mesafe koymuştur. FETÖ’ye, PDY’ye mesafe koyan Hocamız bilinmelidir ki, Siyonizme de, İsrail’e de, AB’ye de, Faizci ekonomiye de mesafe koymuş, bunlarla kendisi ve Müslümanlar arasına kalın duvarlar örmüş ve savaşmıştır! Madalyonun iki yönünü de görmek gerekmez mi!