Başbakan’ın açıkladığı demokratikleşme paketi konusunda öylesine bir beklenti oluşturuldu ki, sonuçta ister istemez her kesimde beklediğini bulamama duygusu oluştu. Özellikle de Başbakan Erdoğan’ın paketin muhtevasına geçmeden önce 45 dakika paketin takdimi üzerine konuştuğu, paketin açıklanması ise 20 dakika kadar sürdü ki buda beklentiyi karşılamaktan uzaktı. Yani, takdim paketten daha uzun bir süre aldı. Buna rağmen paket beklentiyi karşılamasa bile söylenenler yapılacak düzenlemelerle ne ölçüde gerçekleştirilecek belli olmamakla birlikte atılmış bir adım olarak nitelendirmekte yarar var.
Açıklanan pakette seçim sistemi ve siyasi partiler yasasında öngörülen değişiklikler ile kamuda başörtüsü yasağının kaldırılacağı yönündeki adımlar önemliydi. Ancak, bu noktada kamuda başörtüsü yasağının bir yönetmelik değişikliği ile çözüleceği dikkatlerden kaçmamıştır diye düşünüyorum. Çünkü bir yönetmelik değişikliği ile kaldırılması mümkün idiyse böyle bir yasağın bugüne kadar niçin sürdürüldüğü sorusu akla geliyor. Çünkü 11 yıldır tek başına iktidar olan bir partinin inanç özgürlüğünün önündeki kısıtlamanın bir yönetmelik değişikliğini yapamamış olması ülkemizde demokratikleşme yönünde daha çok adım atılması gerektiğini düşündürüyor. Bu arada Başbakan paketi açıklamadan önce yaptığı izahlarda şartların müsait olmamasına dikkat çekti ama muhalefet partileri özellikle CHP’nin bu konudaki tutumunda önümüzdeki günlerde bir değişiklik olmaz ise söz konusu yasağın kaldırılması ileri bir tarihe mi ertelenecektir Çünkü görünen o ki, yeni anayasa yapılması konusunda Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda istenen sonuç alınabilmiş değildir. Yani, CHP ile her alanda bir uzlaşma sağlamak mümkün görünmüyor. Böyle olunca da özellikle başörtüsü yasağının kaldırılması hususunda iktidar partisinin tek başına adım atması gerekiyor. Mesele eğer bir yönetmelik değişikliği ile sağlanabilecekse zaten bunun iktidarın işi olduğu ortada. Böyle olunca sanki bu adımın atılması için şartların oluşmasının beklendiği gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Ama bu ortamın sağlandığını düşünmek de pek gerçekçi bir yaklaşım gibi görünmüyor. Özellikle yeni bir anayasa hazırlanması konusunda partiler arasında kesin bir uzlaşma beklemenin gerçekçi olmadığına, uzlaşılabilen hususların uzlaşma ile uzlaşılamayan hususların ise iktidar partisinin tek başına gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştim. Aynı durum başörtüsü yasağı konusunda da karşımıza çıkıyor.
Önemli olan eğer bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek ise, başörtüsü yasağına hangi yolla olursa olsun son vermektir. Şimdiye kadar dokunulamamış bir yönetmeliğe şimdi dokunulacak ve buda kamusal alanda başörtüsü yasağına son verecekse ileri bir adım atılmış olacaktır.
Bu arada seçim yasası ile siyasi partiler yasasında düşünülen değişiklikler gerekliydi. Ancak, özellikle seçim yasasında yapılması düşünülen değişiklik iki alternatif olarak ortaya konulmuş bundan hangisi üzerinde iktidar partisinin yoğunlaşacağını şimdiden kestirmek mümkün olmamakla birlikte mevcut durumun ortadan kaldırılması gerekiyor. Zaten mevcut yapı demokratik olsaydı bu alanda yasal düzenlemeye ihtiyaç kalmazdı.
Sonuç olarak açıklanan demokratikleşme paketinin yeterli olmadığını söylemek mümkün. Bu noktada demokratikleşmenin tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani, tam demokratik bir Türkiye için yeni bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır. Bu arada seçim sisteminde yapılacak değişikliğin partilerin aldıkları oy oranında Parlamento’da temsilinin önünü açacak bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Böyle bir duruma istikrarsızlığa yol açacağı düşüncesiyle karşı çıkıldığını biliyorum. Yani; istikrar uğruna adaletsizliğin savunulması daha işin başında demokratik bir temsile karşı çıkmak anlamına geliyor. Kısacası, kamuoyunda günlerce beklenti yükseltilmiş ama sonuç olarak beklenen gerçekleşmemiştir…