Ölümün sessizliği

Abone Ol

Ölüm gidenlerle kalanlar arasında perde olur. Ölen kişiyi

fiziki olarak dünya üzerinde bir daha görme şansımız kalmaz. Geride sadece

yaşanmışlıkların izi vardır. Şurada oturmuş sohbet etmiştik, şurada kahvemizi

yudumlamıştık, şurada ağlamış ve birbirimizi teselli vermiştik der derin bir

ah çekeriz. Her şey hayal gibi gelip geçer. Hatıralara her gün bir yenisi daha

eklenir.

Ölen kişinin ömrüyle yaşıttır hatıralar. -Çok iyiliği

dokunmuştu, en zor günlerimde yanımda olurdu, ne zaman sıkılsam onunla konuşurdum,

şu kapıdan çıkıverecekmiş gibi gelir- diye başlayan ifadelerin ardı kesilmez.

Ölen kişinin ya da kaybettiğimiz bir nesnenin ruhumuza

dokunan bir yanı vardır. Sahip oluğumuz her şeyle bir etkileşim, bir alış

verişimiz olmuştur mutlaka.

Evinizin önündeki erik ağacı kurumuş ve yaşlı bir bilge

gibi yığılmıştır yere. Eyvah dersiniz, yaz geldi mi döküverir de meyvelerini,

altına geçer toplardım. Mahallenin çocuklarına şeker yerine ikram ederdim

meyvelerini Şuraya oturup gölgelenirdim, sabahları kalktığımda başımı uzatır

ağaca bakar ve kendimi iyi hissederdim. Çocuklarımla bu ağacın altında oturur

ve sohbet ederdim. Yaz mevsimi çaylarımızı burada yudumlardık der ve iç

geçirirsiniz. Ağaçtır ne önemi olabilir ki diye düşünenler de vardır. Fakat

insanoğlu etkileşim halinde olduğu her nesne ile pasif ya da aktif bir bağ

kuruyor. İnsanlarla kurduğu iletişimin aksine nesnelerle daha pasiftir alış

verişleri. Fakat öyle de olsa, bir nesnenin kaybı boşluğa neden olur.

Büyükannem beslediği iki inekten biri öldüğünde günlerce

yasını tutmuş ve sarı kızım çekip gitti diye dert yanmıştı. Seneye bir inek

daha alırsınız, bu kadar dert edecek ne var diyenlere küçücük bir buzağı idi,

zayıftı ölür bu dediler, biberonla besledim, çok üzerine düştüm. Sonra büyüdü

serpildi, ondan türeyen beş ineğim daha oldu. Ama o benim ilk göz ağrımdı emek

verdim. İnsan emek verdiği şeyi sever yavrum demişti. İnsan emek verdiği şeyi

sever, ona bağlanır ve ondan kopmak istemez.

 ONLARI KAYBETTİK

Büyüklerimiz, eyvah biz çocukları iyi yetiştirdik zannederken,

onlar iyilik ve hasenattan uzaklaştılar. Onlar geçmişlerine sırt dönmekle, her

şeyi kaybettiler. Acaba nerede hata ettik onları yeniden kazanabilmek için

neler yapabiliriz diye sorarlar. Peki, ebeveynlerimiz, bedenen aramızda yaşayan

çocukları için neden kaybettik ifadesi kullanırlar Büyüklerimiz çocukları

ahlaki değerlerle öylesine bütünleştirmişler ki, bu değerlerden

uzaklaştıklarında onları kayıp nesiller olarak görüyorlar.