Ölümü hesaba katmak

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Ölümü hesaba katmak, ölüm öncesi ve sonrası hayat için temel bir konudur. Ne olursanız olunuz, neye inanırsanız inanınız, ister iman ediniz, ister inkâr ediniz, Siyonist, kapitalist, Budist, komünist, Şaman, ateist, deist, modern ve çağdaş olunuz, ölüm herkesin kapısını çalacaktır. İnsanoğlu ve yaratılmış hiçbir varlık ölüme engel olamıyor. Beşeri ve maddi güç, gelişmiş teknolojiler, bilimsel araştırmalar, ölüm karşısında çaresiz kalıyor. Hayat; su gibi akıp gidiyor. Bu akış, sonunda ölüm ile noktalanıyor. Ölüm, bütün mahlûkatı yoktan var eden Allah Teâlâ’nın tasarrufu altındadır. Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimse ölmez. Ölüm, vakti tayin edilmiş bir yazıdır. Allah, eceli gelmiş hiç bir kimseyi kesinlikle ertelemez. Sarp ve sağlam kalelerde olsak bile, ölüm bize ulaşır. Her nefis ölümü tadacaktır. Yeryüzünde hayır ile de şer ile de imtihan oluyoruz. Ölüm; dünya hayatının hesabını vermek için, Allah’a dönüştür.

Bunun için akıllı insan, ölüm ve sonrasını düşünerek, ölüm öncesi hayatını sadece İslam ile yaşar.

İKİ YOL

Hak ile batıl iki yoldur. Hak İslam’dır ve Allah’ın razı olduğu yoldur. Çünkü İslam Allah’tandır. Batıl ise, Siyonizm, materyalizm, kapitalizm, sosyalizm tahrif edilmiş Yahudilik, Hıristiyanlık ve bütün ideolojilerdir. Ve Allah; bütün batıl yollara gazap eder. Bu yolların hepsi fesat yoludur. Allah, fesatçıları sevmez. Fesada koşanların yaptıkları yüzünden denizler ve karalar, bozulan düzen ve denge yüzünden yaşanmaz hale gelir. Şeytan ve adamları, fert ve toplumları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar. İtikadı, ahlâkı, bilgiyi, eğitimi, hukuku ve siyaseti, ekonomiyi, beşeri münasebetleri bozuyorlar. Günümüzde fesat ve bozgunculuğun baş adresi batıdır. Batı; insanı ve tabiatı tahrip eden maddi ilerleme ve kalkınmasıyla, telkin ettiği çağdaşlık, modernlik mikrobuyla, ifsat edici iletişim ve medya gücüyle, fert ve toplumu iğfal ediyor. Batı; gayr-i ahlâki yaşam tarzıyla aşina olduğumuz bu karanlık uygarlık, sağına, soluna, ortasına bakmaksızın bütün yorumları, uzantıları ve sonuçları ile dünya ve insanlık için büyük bir tehdittir. Bunlar, bütün bu fesatları yaparken ölecekleri günü ve sonrasını hesaba katmayan zalimlerdir. Enam 93: “Allah adına yalan sözler uyduran, ya da kendisine hiçbir vahiy indirilmediği hâlde, ‘Bana da vahiy gönderiliyor’ iddiasında bulunan ve ‘Allah’ın indirdiğinin bir benzerini ben de indirebilirim! Ben de hayatı düzenleyecek kanunlar, kurallar koyabilir, Allah’ın yol göstericiliğine ihtiyaç duymaksızın, insanı mutluluğa ulaştıracak hayat düzen oluşturabilirim.’ diyenden daha zalim kim vardır? Keşke o zalimleri, ölümün pençeleri arasında çırpınırlarken bir görseydin. O zaman melekler, yakalarına yapışarak diyecekler ki: ‘Haydi, çıkarın bakalım canlarınızı. Allah adına gerçek dışı sözler söylediğiniz ve O’nun ayetlerine karşı kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için, bugün küçük düşürücü bir azapla cezalandırılacaksınız.” Allah; inkârcı, müşrik ve münafık zalimlerin can verişi ile ilgili “bir görseydin” diyor. Bu adamlar dünyada iken azabı tatmaya başlayacaklar. Allah’ın yolunda yürüyenler ise Müslümanlardır. Müslümanlar, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına teslim olmuş kimseler olarak, fesatçıların fesadını önlemek ve yeni bir saadet dünyasını kurmak için mücadele ederler. Müslümanlar, bu mücadeleyi tevhit inancı ve ahiret şuuru ile yerine getirirler. Ölecekleri günü hesaba kattıkları için “Müslümanlar olarak can vermenin” derdini taşırlar.

FARKINDA OLMAK

Fert ve toplumun, İslam’ın zararlı değil faydalı bir din ve düzen olduğu, dünya ve ahiret saadetinin İslamsız kazanılamayacağı gerçeğinin farkında olması gerekir. Müslüman bir kimse; İslam bilgisini ve imanını; kuru ve şekli, içi boş ve inanç zayıflığından çıkartıp, olması gereken yere, âlemlerin rabbi, dünya ve ahiretin sahibi olan Allah Teâlâ’nın istediği yere, hayatın tam merkezine oturtmak zorundadır. Her şart altında bilinmesi gereken gerçek; İslam’ın, maruf ve münker, helal ve haram olmak üzere iki düzeninin olduğudur. Bu iki düzen birlikte çalışır. Maruf ve münker düzeni genel, helal ve haram düzeni özel bir düzendir. Müslümanlar arasında bu gerçeği fark eden ve hayatını bu gerçek ile yaşamaya çalışan topluluk, Milli Görüş topluluğudur. Milli Görüş; inandığı gibi yaşamak istikametinde, bir inanç, ahlâk, hak ve adalet, adil ekonomi, maddi ve manevi kalkınma, fıtratı ve çevreyi koruma, şahsiyetli bir dış siyaset hareketidir. Milli Görüş’ün benimsediği “maneviyatçılık” esası, ahiret inancını hayatın tam merkezine oturtmayı ifade eder ve maneviyatçılık; içi boş bir kavram değildir. Hayata yön veren bir şuurdur. Bu şuur ile fert ve toplum; fıtratında bulunan, ibadet, hilafet, emanet ve imaret görevlerini, hesap gününü düşünerek adil bir şekilde yerine getirir. Ufukları ölümle sınırlı, ölüme kadar uzanabilen kapitalist bir hayat düzenine inanan, ölüm öncesini İslamsız, beşeri ideolojilerin yaşam projeleriyle tasarlayan batı işbirlikçisi kadroların iktidar olduğu bir toplumda, Milli Görüş şuuruna sahip olmak, hem de bu şuurun gerektirdiği tarzda yaşayabilmek zor bir tercihtir. Zorluklar karşısında yılmadan mücadeleyi sürdürmek, hidayet, feraset ve dirayet ister. Milli Görüş’ün her mensubu başarılı olacağına inanır. Bizi başarıya götürecek güçlü bir imana sahip olmak, onu ancak şu beş koruyucu ile muhafaza etmekle mümkündür. Bunlar: Sabır, Sebat, Azim, Sadakat, Salih Amel ve Hayra Hizmet’tir. Dünyayı, toplumu, insanı ve düzeni değiştirmenin başkaca bir yolu da yoktur. Niyazımız; “Ey Rabbimiz, bizi Müslümanlar olarak öldür ve bizi salihler zümresine dâhil eyle” duasıdır. Selam hidayete tabi olanlara…