Ölümle biten geçici hayat

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsan Kur’an’la düşündüğü zaman, bu dünya hayatının geçici olduğunu kolayca anlar. Ölüm de Allah’ın ayetlerinden bir ayettir. Bizatihi ölümün kendisi bile, bu dünya hayatının geçici bir hayat olduğunu ortaya koyar. Bütün insanlar bir araya gelseler, akıllarını birleştirseler ölüme engel olmaları mümkün değildir. Dünya hayatının geçici olduğunu zaman zaman herkes; “üç günlük dünya, ölümlü dünya, fani dünya, gelip geçici dünya” diyerek dile getirmiş oluyorlar. Bu gerçeği görmezlikten gelen insanların sayısı çoktur ve bazıları alaylı bir şekilde dile getirmektedirler. “Hayat kısa, dünyaya bir kere geldik, yaşamaya bak, ye, iç, gül, oyna, hayatını yaşa, hayatın tadını çıkar, zevkini, keyfini düşün, gerisine boş ver, dünyaya bir daha mı geleceğiz? Kafana göre, zevkine göre yaşa” diyorlar. Diyorlar da keyiflerine ulaşmak için yapılan yanlışlıklar, haksızlıklar, hırsızlıklar ve ahlaksızlıklar onlar için kâr mıdır, zarar mıdır, bunu anlamaktan uzak duruyorlar. Bu gafillerin durumunu Kur’an şöyle anlatır. Rum 7: “Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten, ebedi yurttan ise onlar hep gafildirler, habersizdirler.” Kıyamet: 20-21: “Hayır, siz dünya hayatının geçici, geçip giden şeylerini seviyorsunuz. Ve ahireti terk edip bırakıyorsunuz.” Doğum ve ölüm arasına sıkıştırılmış dünya hayatına müdahale edemeyen insanlık, bu acziyetine rağmen, ahiret hayatını yok sayabiliyor. Dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu unutuveriyorlar. Dünya hayatının imtihan yeri olduğunu, bu hayatta yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizi, İslam’ca düşünüp yaşandığında, fert ve toplumun saadeti için çalışıldığında mükâfat; kötü, fert ve toplum için zararlı işler yapıldığında ahirette ceza göreceğini düşünmeyen ve düşüncesini dünya yaşamına sevk eden kişilere Rabbimiz şöyle diyor. Ala 16-17: “Gerçek şu ki, siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki ahiret pek iyi ve de süreklidir.” Dünya hayatı kalıcı, devamlı olmadığına göre, bu cahilce, sorumsuzca yaşam niyedir? Kalıcı olan, devamlı olan ahiret hayatına hazırlanmayı, ona göre hareket etmeyi bırakıp, geçici olan bu dünyanın zevkine, keyfine kendini kaptıran kişilere acımak gerekir.

ARZULAR

Arzularını ilah edinenler, tevhit inancından, inkârcılığa, şirke, münafıklığa yöneliyorlar. Adil Düzen yerine faizci kapitalizmi, maneviyatcılık yerine materyalizmi, hak yerine Batılı tercih ediyorlar. Faizi, kumarı, içkiyi, zinayı, adam kayırmayı, şeytana yoldaşlık etmeyi efendilik sayıyorlar. Böylelikle hem kendilerine zulmediyorlar hem de insanlığı felakete sürüklüyorlar.

Akletmiyorlar. İslamsız bir hayatı, şeref ve izzet vesilesi sayıyorlar. Bu dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu görmezlikten geliyorlar. Ankebut 64: “Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi.” Asıl hayat dünya hayatı olsaydı, insanlar dünyaya imtihan için değil, zevk, sefa sürmek için gelseydi, dünyada yaptıklarından dolayı ahirette sorgu sual olmasaydı, yapılan kötü işler yapanların yanına kâr kalsaydı, dünya hayatından başka ahiret hayatı, cennet cehennem olmasaydı, sorumsuzca, batıl bir hayat yaşanmış olması yadırganmazdı. Fakat böyle olmadığına göre, dünyaya Allah’a kulluk için, Allah’ın emrettiğini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak gerektiğine göre, din ve düze olarak İslam’ı bırakıp başka yollara sapmak akıl kârı değildir. Çünkü asıl hayat, ahiret hayatıdır. Dünya hayatı ise ahiret hayatının sınavıdır. Keşke bütün insanlık bunu bilip anlasaydı. Bakara 120: “Sen onların inanç sistemlerine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: Dinleyin! Asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve isteklerine uyacak olursan Allah'a karşı seni koruyacak ne bir veli ne de bir yardımcı vardır.” Bu ilahi buyruk, dünya hayatının istikametini net bir şekilde önümüze koymaktadır.

BAŞKA YOLLAR

Allah’ın razı olduğu, Kur’an ve sünnetin gösterdiği hak İslam yolu bırakılıp, şeytanın adımları, Siyonizm ve batıl yollara gidilirse, o yol insanları hak yoldan çıkarır. Batıl, doğru olmayan zulüm yollarına götürür. O yol da, insanları cehenneme götürür. Yunus 24: “Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz ve onunla insanların ve hayvanların yediği bitkilerin birbirine karıştığı suya benzer. Sonuçta yeryüzü güzelliğini alıp süslendiği, sahiplerinin de artık bunları toplayabileceklerini sandıkları sırada gece veya gündüz emrimiz gelir; böylece bir gün önce hiç yokmuş gibi onların tümünü biçilmiş hale çeviririz. Düşünen topluluk için ayetlerimizi işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.” Bu misal, bu dünyadaki görünürde başarılarına bakıp ahiretlerini bütünüyle unutanlara bir uyarı anlamı taşır. Bu tipler ekinlerinin olgun ve bereketli olduğunu, onu biçebileceklerini ve hasat sonu mutlu olacaklarını zanneden toprak sahiplerine benzetilmiştir. Bu toprak sahipleri olgun ürünlerinin, yakında tadına bakabileceklerinden emin biçimde Allah’ın ürünlerini ve büyük umutlarını tahrip edici emrinin farkında değildirler. Tıpkı bunun gibi ahiret hayatı için hazırlık yapmayanlar, bu dünya lezzetleri uğruna işledikleri zulmün ve günahların karşılığını öte dünyada bir felaket olarak bulacaklardır. Anlaşılması gereken şey, İslam’dan başka bütün yolların sonunun felaket olduğudur.

ŞUUR

İnsana yaraşan şey, şuurlu Müslüman olmaktır. Şuurlu Müslüman olmak, sıradan bir şey değildir. Şuurlu Müslümanlık Allah ve Resulü’nün bütün emirlerine teslim olmaktır. Bu emirleri nefsimize göre şekillendirmemektir. Millî Görüş; şuurlu Müslümanlık yolunu tutmaktır. Allah ve Resulü’nün razı olmadığı işleri yaparak bir kimse şuurlu Müslüman olamaz. Biz İslam’ın hem şekline hem de ruhuna uymak zorundayız. İhtiyacımız olan şey budur. Selam hidayete tabi olanlara…