Ölümden başka yol yok mu?

Abone Ol

Dış ilişkiler konusunda ülkemizde kafalar yıllardan beri karışıktır. Türkiyenin lider olacağı bir gelişimde belirleyici olmak yerine sürekli olarak ülkemiz "Kırk katır ile kırk satır arasında" tercihe zorlanmaktadır. İstiklal Harbi yıllarında ülkemizde bir takım mandacı kafalar bazı ülkelerin himayesine  girmeyi teklif ettiler. Kurtuluşu bunda gördüler. Kimisi İngilizleri, kimisi Almanları, kimisi de Amerikalıları tercih etti. Ama, tercihleri ille de bir ülkenin kanatları altına girerek himayesine mazhar olmaktan ibaretti. Buna karşı olanlar ise millet ile elele vererek İstiklal Harbini gerçekleştirdiler ve işgalciler ülkemizden kovuldu. Yani millete güvenenler yanılmadıklarını gördüler ama, mandacılar bundan hiç ders almadılar. Almış olsalardı yıllar sonra bu ülkelede birileri Sovyetler Birliğinin, birileri de ABDnin himayesine sığınmak gibi bir gayretin içinde olurlar mıydı

Zaman ve şartlara göre himayesine girilmek istenen ülkelerin adı değişti ama zihniyet değişmedi. Çünkü, bunlar hiçbir zaman ulusal bir anlayışa sahip olmadılar. Enternasyonelist yaklaşımları da onları bu tür tercihlere itti. Dünün enternasyonlist kafaları bugün globalleşme ya da küreselleşme diyerek aynı mandacı mantığı sürdürüyorlar.

Şimdilerde ise ülkemiz insanına yine kırk katır, kırk satır misali ikili bir tercih sunuluyor. Ya ABD ya da ABnin kanatları altına girmekten başka çare yokmuş gibi takdim ediliyor. Demek istediğim o ki, İstiklal Harbi yıllarındaki mandacı yaklaşım ile bugünkü arasında fazlaca bir fark yok.

Bu arada ABD ve ABnin Türkiyeyi belli bir noktaya iteklemek konusunda işbirliği halinde oldukları ise özellikle dikkat edilmesi gereken bir strateji olarak karşımıza çıkıyor. Bazen ABDye karşı ABTürkiyeyi himaye eder bir poza bürünüyor, bir başka gün ise ABD bu defa Türkiyeyi ABye karşı koruyor görünüyor. Halbuki,ikisinin birbirinden farkı yok.

Türkiyedeki AB ve ABDyandaşlarının görevi ise bu oyunu milletten gizlemek, sanki Türkiyenin yüksek çıkarları ABD ve ABye şartsız teslim olmakta imiş gibi göstermekten ibaret.  Halbuki ne ABD ne AB bu şartlarda Türkiyenin çıkarlarına uygun değil. Onların düşündükleri kendi çıkarlarını garantiye almaktan ibaret.

Bilindiği gibi son yıllarda ülkemizde AB hayranlığı salgın haline gelmiş/getirilmişti. Toplum adeta AB krizine yakalanmış gibiydi. Ancak, gelişmeler toplumu bu krizden kurtarmaya başladığı noktada bu defa aynı çevreler ABD şarkıları söylemeye başladılar. Bir bakıma ABDnin alternatifi olarak AByi gösterenler şimdilerde ABnin alternatifi olarak ABDyi sunuyorlar.

Dün nasıl toplum Sovyetler Birliği ile ABD arasında bir tercihe zorlanıyorduysa bugün de ABD ile AB arasında tercihe zorlanıyor. Bunun dışındaki tüm seçenekler bilerek karartılıyor. Halbuki AB dün de bir Hıristiyan Kulübü idi bugün de öyle. ABDdün de sadece çıkarlarını düşünüyordu bugün de. Her iki tarafla da kurulan ve kurulacak olan ilişkilerde Türkiyenin çıkarı söz konusu değil. Bu gerçeği gizlemek için de Türkiyeyi kırk katır ile kırk satır arasında tercihe zorluyorlar. Bu iki tercihin de ölüm olduğu biliniyor ama, tarafların gözü öylesine dönmüş ki, gerçekler toplumdan da gizlenerek hedefe varılmaya çalışılıyor. Bu bakımdan toplumun silkinmesi, iki ölümden birini tercih zorunda olmadığının farkına varması gerekiyor.