Ölüm bir dersttir, dersten öte bir öğretmendir. İçinde bulunduğumuz oruç günlerinde her gün hatta her günün her saatinde ölüm ile imtihan olup da bu dersi veren kardeşlerimiz var: Dünyanın dört bir yanında, Mısır’da, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, özellikle de Suriye’de... Suriye, son birkaç yıldır, kardeşlerimizin ölüm dersine girdikleri ve şehadet şerbeti içerek mezun oldukları mekân. Ramazanın başlamasıyla bu durum daha bir belirginleşti. Kardeşlerimiz bize ders veriyor, dünyadan nasıl geçileceğini öğretiyor ve şehadetleriyle bizzat gösteriyorlar. Şehadetin bütün insanlığa, nesillere ve çağlara en güzel çağrı olduğunu ve bu çağrıya ancak nasibi olanların kulak verebileceğini görüyoruz. Ne mutlu şehitlere… Ne mutlu Allah yolunda can verip karşılığında ölümsüz can ve şan alanlara…
Yahya Kemal;
“Ölenler öldü kalanlar muzdarip kaldık
Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık”
Demişti, Birinci Dünya Savaşında vatanlarını, dinlerini korumak için can verenlerin ardından. Evet, Suriye’de şehadet şerbetiyle oruç açan kardeşlerimiz dünya telaşesinden, Allah katında sivrisinek kanadı kadar değeri olmayan dünyadan kurtuldular. Hakikate erip Hakk’a kavuştular. Ne kutlu bir seferdir bu… Geride kalan bizler ise, ceviz kabuğunu doldurmayan dünya telaşesi uğruna, bizi bize, kendimize en fazla yaklaştıracak oruç günlerinde bile, kardeşlerimiz için dua etmekten aciz kaldık. Gidenler şanlarıyla, şerefleriyle, artlarında tertemiz isimler bırakarak gittiler huzur-ı ilahîye. Ya kalan bizler…
Onlar gittiler, kahpe kurşunların, bombaların, füzelerin hedefi oldular ve ölüm dersinden şehadet şerbeti içerek geçtiler ve bu dünyadan mezun oldular. Sınıf atladılar. Kalan bizleriz. Vatanda hor görülmeye liyakat kazandık. Geride kalan herkes birbirine benziyor değil mi Kim kimi hor görecek Kimin eli daha temiz ki Hepimizi melekler hor görecek!..
Kardeşlerimizin ölmemesi için ne yapabildik Hani, Sezai Karakoç’un dediği gibi, kaç aç varsa hepsi bizdik. Hani bütün bunlardan biz sorumluyduk. Halifeydik ya. Allah’ın emanetini yüklenmiştik. Dünya telaşesi dua etmeyi bile unutturdu bize. Halbuki unutulan bizdik. Şehadet bizi unuttu. Şehadet türkülerini unuttuk. Biz kendi kendimizi unuttuk. Taze boka konan sinekler ve böcekler gibi o kadar telaşlıydık ki, kendimizi bile unuttuk. Dünyayla neşelendiğimiz için, neşeyi dünyada aradığımız için, kalbimizden Allah neşesi kayboldu gitti. Oruç günleri bile hatırlatamadı bize kendimizi, ilahî neşeyi. Ne kadar hor görülsek azdır bize.
Bizler sağ kalıp muzdarip olanlar ve hor görülmeye liyakat kazananlar, ölüm dersinden ikmale kaldık. Kardeşlerimizin ölümü yıllardır bir şey öğretmedi bize. Ölümü bir öğretmen olarak kabullenemedik herhalde. Halbuki ölüm en anlamlı, en etkili öğretmen. Nasihat verici olarak ölümün bize yeterli olduğunu bildiriyor kutlu haber. Fakat biz öğretmenin anlattıklarından yeteri kadar ders alamadık.
Rabbimiz, Suriyeli kardeşlerimizin şehadet şerbetiyle açtıkları oruçları ahsen-i kabul ile kabul buyursun. Her ne kadar, onların iftarları yanında bizim iftarlarımızı dillendirmeye kalemin mecali ve hayası müsait değilse de, Rabbimiz, bizleri de onların hürmetine affetsin…