Ölmüşüz de Ağlayanımız Yok!

Abone Ol

Lanetli kavim, lanetlik işlerinden birini daha yaptı. Mescid-i Aksa’yı bastı. Vahşi canavarlar gibi kardeşlerimizi yaraladı. Gençlerin ellerini ayaklarını bağlayarak kurbanlık koyunlar gibi yatırdı. Zaten bunu yıllardan beri yapmaktaydı. Her Ramazan’ı içimize zehir zıkkım etmek için, ya Gazze’yi bombalamakta, ya Mescid-i Aksa’yı basmakta ya da Kudüs’te Müslümanların üzerine rastgele ateş açmaktaydı. O zâlim oğlu zâlimler bunu yaparken bizler ne yapıyoruz? Bol bol kınama… Onu bunu, o lanetlik kavmin resmî temsilcilerini kınamayı bırakın. Önce kendimizi kınayalım. Vah bize… Vahlar bize…

Bu gibi fecaat tablolarını her gördüğümde yumruğumu sıkıp duvarları dövüyorum. Bu defa çok daha hayıflandım, kendi başımı dövdüm. Bu konuda çok yazılarımız var. “Meşhur Zâlimler ve Âkıbetleri” kitabımızda müstakil bir bahis var. Onun için tekrarlara girmek istemiyorum. Ana hatlarıyla “duygu ve düşüncelerimi” şu şekilde dile getirmeye çalışacağım:

. Bir defa şunu bilelim: Bu lanetlik kavim, şeytandan sonra insanlığın başındaki en büyük “belâ”dır. Bunlar insanlığa huzur yüzü göstermemeye yeminlidir. İşte bunun için Kur’an-ı Kerim’i çok dikkatli okumalıyız. Bunlar kendi peygamberlerine yapmadığını bırakmamış, Mevakib Tefsiri’nde belirtildiğine göre 35 bin peygamberi katletmiş, “Peygamber kâtili” bir kavimdir. Ne mal oldukları bununla bellidir. Kendi peygamberlerine bunu yapan, başka insanlara ne yapmaz? Kudüs’teki Müslümanlara ne yapmaz?..

. Bu zâlimlerden kurtuluşun yolu, cihaddır. Cihad için de bir İslam devleti olacak. İslâm devleti dediysek, öyle ismen değil. Gerçekten bir İslâm devleti. Kur’an’a ve hadise dayanacak. Talut gibi, Selahaddin Eyyûbî gibi, Fatih Sultan Mehmed gibi bir serdâr çıkacak. Ümmetin önüne düşecek.

. Peki bu serdar ve bu İslâm devleti neler yapacak? Nasıl davranacak? Kusura bakmayın, işte bunlar söylenmez. Bütün bunlar o İslâm devletinin işleridir.

. Göreceksiniz, bu lanetlik kavmin defteri dürüldüğünde bütün dünya huzuruna kavuşacak. Herkes, “Oh, dünya varmış!” diyecek.

. Bu lanetlik kavmin yaptıkları, dünyanın bütün unsurlarını öfkelendiriyor. İşte onun için hadis-i şerifte belirtildiği üzere, ağaçlar, taşlar da dile gelecek; “Ey Müslüman arkamda bir Yahudi saklandı, gel onu öldür!” diyecek.

. Dünyadaki zulmün sona ermesi için evvela, Müslümanların “adam gibi Müslüman” olması gerek. Bunun için de Selahaddin Eyyubî’nin yaptığı gibi, bir şuûrlanma harekâtını başlatmak lazım. O yiğit kumandan yaklaşık yirmi yıl, Şeriat nedir, İslâm’ın temel esasları nelerdir, cihad nedir, birlik ve beraberlik nasıl sağlanır? Bunun dersini vermişti. Şimdi zamanımız çok dar. O yirmi yıllık eğitimi iki yıla sığıştırmak mecburiyetindeyiz. Onun için her Müslüman, “Asr-ı Saadet Modelini” araştırsın. Yüzünü Kur’an’a ve hadise çevirsin. Dinimizi güzelce öğreten ulemânın eserlerini tetkik etsin. İlimsiz cihad olmaz. İlimsiz din olmaz. İlimsiz cennet kazanılmaz.

. Şu zelzele, sel âfetleri, gerçekte bizler için birer îkazdır. Tevbe etmeliyiz. Ukalalığı terk edip, Allah’ın dinine kendimizden bir zerrecik olsun katmamalı, kendi kafamızdan yorum yapmamalıyız. Bir defa helali helal, haramı haram kabul etmeliyiz. Günah işlediğimizde, bunun günah olduğunu itiraf edip tevbe etmeliyiz. “Ne var bunda!”, “Bu kadardan bir şey olmaz!” dedik mi, yandık demektir.

. Lütfen, Allah rızası için şu sloganları, kınamaları bırakalım. Herkes öfkesini diri tutsun. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Kimi cihad meydanında öfkelenir. Hz. Ali (ra) gibi Allah’ın aslanı ise son derece sâkin olurmuş. Hiç tehevvüre kapılmazmış. Zâlimden hesap sorma zamanı geldiğinde her yiğit kendi yapısına uygun davransın. Ama ortada fol yok yumurta yokken bağırıp çağırmasın. O lânetlik ve son derece korkak kavim, karşılarında aslanları görünce çakşırına yapacak. Onlara gününü gösterecek yiğitleri muhabbetle selamlıyorum. Bizim gibi ağlayıcılara, sızlayıcılara da; “Vah bize! Vahlar bize!” ve bir de “Yuh olsun bize!” diyorum.