Fark Yok(muş)!
Bir kurumu, bir anlayışı özel ve farklı kılan birtakım özellikler vardır. Bu özellikler ortadan kalktığında ya da amaçsızlaştığında hedefleri ve hayalleri tükendiğinde o kurumlar hayır değil adeta kanser gibi problem üretirler. Bugün yaşanan birçok problemin temelinde kanserli yapıların varlığı ve bu yapıların halen daha kanser olduklarını inkâr etmeleri yatıyor. Bir kurumun kendi kendini inkâr etmesi ise kurumsal hafızasını kaybetmiş sadece güncel ihtiyaçlar üzerinden ya da daha doğru tabirle ifade edecek olursak çıkar birlikteliklerine çeşitli kılıflar takılması nedeniyle Alzheimer’lı oldukları gerçeğini örtmeye çalışma girişimleri olarak okuyabiliriz. Alzheimer’da kanserde sonuç itibarı ile bünyeyi tüketen birer hastalıktır. Bu bağlamda baktığımızda STK dediğimiz organların bu iki hastalıkta artık en son seviyeye çıktığı açık bir şekilde görülmektedir. Haberi yapan muhabirin iyi niyetinden şüphe yok ama haber başlı başına bir skandalı işaret ediyor. İçeriğe baktığın zaman birkaç STK bir araya gelmiş güzel bir çalışma gerçekleştiriyor gibi algılanabilir ama yan yana duran logolar bunu işaret etmiyor. Diğer STK’ların amacı ne olursa olsun darı taşıdıkları yer belli. Peki, orada duran diğer STK’nın derdi ne? Milko ne demek? Peki, hiçbir şey fark etmiyorsa o zaman neden ayrı olduklarını düşünmemizi istiyorlar? Belli ki sözde Görüş sahibi olmak ile eylemde/özde, Görüş sahibi olmak arasındaki fark her geçen gün büyüyor. Üzgünüm ama ön bilgilerimiz, geçmiş yaşanmışlıklarımızla duygusal yaklaşımların vakti çoktan geçti. Muhtemelen haberi biraz kendimize doğru büktüğümüzde bile çuvala sığmayan mızrak’ı işaret ediyor. Fark yok, hepsi aynı yere gidiyor. Ya sen?
Tek Boyutlu/ Tek Kanatlı
Bizi biz kılan şeyler arasında elbette, güncel yanılgıların-popüler olan bütün geçici şeylerin karşısında ve güncelin ucuzcu ruhuna ayak diremek vardı. Bütün geçici kazanımların hepsinin süsüne aldanmadan hedefte, amaçta ısrar etme iradesiyle bütün ara mevzileri asil hedef için birer araç olarak görebilme şuuruydu. Araçlar yetersiz olduğunda bile hedeften uzaklaşmadan hatta hedef ne kadar uzak görünse da vazgeçmeme, dirayetli olabilme hasletleriydi. Zaman akıp gittiğinde geri dönüp baktığımızda büyük sözler söyleyenlerin, büyük makamlar işgal edenler ve onların etraflarına kümelenen kimileri için hedefler bulanıklaşsa bile, en azından temelde birtakım dinamikler için her şey parlak ve belirgin kılacak ikaz mekanizmaları vardı. Bunlar vasata, menfaate, seviyesizliğe, gevşekliğe ve mevcut hale, ortama ve de herkes gibi olmamaya rıza göstermemek ve hiçbir şartta umut bayraklarını indirip, teslim olmama iradesiydi.
Şimdi her şey tek boyutlu ve tek kanatlı. Kimse emanetin emanet olduğunun farkında değil gibi, herkes sahiplik iddiasında ve kimse hiçbir korku taşımıyor emanete halel gelmesi hususunda. İşte tam bu noktada zayıflık başlıyor. Ve herkes bir yerinden güç devşirdiği bir emanetin tek muktediri olarak hareket ediyor. Hiçbirimizde sabrın ve tahammülün ne teorisi ne de pratiği yok. Kelimeleri tükettik, sloganları tükettik, komik ama hamaseti bile tükettik. Dönüp kendimize, bizi biz yapan şeyleri aramak, bulmak ve yeniden yeşertmek zorunluluğumuzu hatırlatmamız gerekiyor. Yoksa tek boyutlu ve tek kanatlı her şey aksıyor. Ne biz kalıyor ne de ben… Sadece bir şeyi söylüyor olmak o şeyin hakikatini kavrıyor ve ona göre hareket ediyor olmak anlamına gelmiyor. Esas usulle yol alır. Usulsüz esas yolsuz bırakır. Kardeşliği, duygudaşlığı, eylemselliği ve ümitte-kaygıda ve anlayışta, amaçta birlikte olabilmek uzun bir yolculuk içerisinde sürekli tazeleyerek devam etmeyi icbar ediyor. Böyle olunca bir ufuktan ve gelecekten bahsedebiliriz. Gerisi tembellerin temennisinden başka bir şey ifade etmiyor.
Bir yere nasıl geldiğin değil bir yerden nasıl gittiğin önemli
Herkes herkesin ardından inanmadığı hatta çoğu zaman gerçek ile alakası olamayan güzellemeler yapıp duruyor. Bir şeyi değerli kılmak için sözlerle, iltifatlarla anlamalar yüklemek sadece kimselere makyaj yapmak manasına geliyor. Birçok şeyi makyajla kapatabilir insan, ancak her makyajın da bir dayanma süresi var. O makyaj gittiğinde her şey bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor. Onun için kimseleri makyajlama devri artık kapanması gerekiyor. Bir şeye emek veren, ona hizmet eden ettiği hizmetle zaten parlar ona makyaj yapmaya gerek olmaz. Sessizliği bile parlaktır. Boşluğu, ağırlığı her yerden hissedilir. Ancak günün modası olsa gerek her şeye bir iltifat, herkese bir makyaj, cila vurma girişimi almış başını gidiyor. Artık yola ve yürüyüşe odaklanmak gerekiyor. Ne milletin paçasındaki çamura ne de boynundaki etikete… onun için gelmekten daha çok gitmenin, güzelce gidebilmenin imkânına bakmak lazım. Geldiğinde bulduğun ile gittiğinde bıraktığın arasındaki farka bakmak gerekir. Dışını parlatıp, içini çürütmüşsen olsan da bir, olmasan da… Vasat bile olamayan gereksizliklere övgüde bir hastalıktır. Unutulan şiarlardan birisini şuraya not düşmekte fayda var: “Gayret bizden takdir Allah’tan.” Hoşça bakın zatınıza…