Olmak veya olmamak

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

Hz. Yusuf, devlet yönetmede ve olay okumada bütün insanlığa örnek kılınmış peygamberlerdendir. Yusuf peygamberin şu duası önemlidir. YUSUF 101: “Rabbim sen bana mülkten (iktidardan) bir pay verdin ve bana olayların (hak) yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim, sahibim ve dostum sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat.” Yusuf peygamber; beni Firavun’lar, Nemrut’lar, müşrikler, münafıklar arasına kat demedi de, “Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat” dedi. Bu duanın üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekir. Özellikle Türkiye’yi idare edenler Hz. Yusuf’un bu duası üzerinde enine boyuna düşünmelidirler. Adalet, eğitim, tarım ve hayvancılık, kalkınma, teknolojiden yararlanma, saray entrikalarına itibar etmeme gibi konularda Hz. Yusuf’tan alınacak çok dersler vardır. Adalet İslam’dan doğar, materyalizm ve kapitalizmden ise zulüm doğar. ABD, İsrail ve AB, varlıklarını İslam düşmanlığına borçludurlar. Ancak bu düşmanlığın onlara kazandıracağı hiçbir sonuç yoktur. Boşuna çalışıyorlar. Erinde gecinde ağababaları Nemrut’lar, Firavun’lar ve de Ebu Cehil’ler gibi yok olup gidecekler.

TERÖR

Terör bir fesat ve bozgunculuk olayıdır. Bunu ABD, İsrail ve AB ülkeleri, İslam’a, Müslümanlara ve bütün insanlığa karşı bir silah olarak kullanmaktadır. Terörün tek amacı Siyonizm’e hizmettir. Nerede yaşanırsa yaşansın, kimi hedef alırsa alsın terör, bütün insanlığın ortak meselesidir. Dünyanın bir bölgesi kargaşa içindeyken diğer bölgesi güvenlik içinde olamaz. Gerçekten terör önlenmek isteniyorsa, ‘benim teröristim iyidir’ anlayışından vazgeçilmelidir. İnsanlık ve İslam âlemi, teröre karşı kendisini ancak İslam ve onun adil yönetin esasları ile koruyabilir. Dünyada hâlihazır “zulüm dünyası” yerine “yeni bir saadet dünyası” kurulmadan terörden kurtulmak hayal olur. Tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplere bağlılık zorunlu olmalıdır: “1. Savaş değil, barış, 2. Çatışma değil, diyalog, 3. Çifte standart değil, adalet, 4. Üstünlük değil, eşitlik, 5. Sömürü değil, adil paylaşım ve işbirliği, 6. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi. Bu esaslar ile kurulacak yeni adil dünya sisteminde bütün insanlar barış ve huzur içinde yaşayacaklardır.

ERDOĞAN

Cumhurbaşkanı Erdoğan; BM Genel Kurulu toplantısı çerçevesinde ABD’ye gitti. Erdoğan; siyasette “Muhafazakâr Demokrat” çizginin temsilcisidir. Bu çizgi; ABD ve İsrail stratejik ortaklığını, AB’yi üstün medeniyet olarak benimsemeyi, faizci kapitalist nizamı bütün icaplarıyla yürütmeyi esas almaktadır. Erdoğan ve iktidarını değerlendirirken bu gerçeğin dikkate alınması gerekir. Erdoğan; milletimize ve İslam âlemine karşı yaptığı bütün konuşmaları İslam’ın diliyle yaparken, icraatlarını da kapitalizmin koyu ve katı kurallarına göre yürütmektedir. Erdoğan’ı dinleyen millet ve İslam dünyası icraatlarına, kapitalist batı, Siyonist İsrail ise konuşmalarına bakmıyor. Erdoğan; sözünü milletimiz ve İslam dünyası için söylüyor, icraatlarını ise kapitalist dünya ve İsrail için yapıyor. Erdoğan’ın en büyük ustalığı da buradadır. Büyük bir ahlaki yozlaşma, yıkımını sürdüren ekonomik kriz, materyalist eğitim rezaleti, dış politikada yaşanan bunalım, bütün bunlarda Erdoğan’ın hiçbir katkısı yok deniliyor. Bunlar hep dış güçlerin etkisiyle oluyormuş… Bakalım bu durum nereye kadar gidecek.

ŞAHSİYETLİ DIŞ POLİTİKA

Bir ülkenin dış politikadaki itibarı ve etkinliğini, içerdeki gücü ile doğru orantılıdır. Eğer caydırıcı bir gücünüz yoksa etkili bir dış politikanızda olmaz. Ekonominiz zayıfsa, sanayiniz dışa bağımlıysa, silahınızı, uçağınızı, tankınızı kendiniz üretemiyorsanız, Amerika’ya 25 defa değil 125 defa da gitseniz, BM salonlarında en güzel konuşmaları da yapsanız sonuç değişmiyor. Rotasını kaybetmiş bir gemi gibi, bir o yana bir bu yana savrulmak zorunda kalıyorsunuz. Şahsiyetli dış politika için güçlü Türkiye şarttır. Çare kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir Türkiye’dir. Çare,  ihtilafları bir kenara bırakıp D-8’leri canlandırıp “İslam Birliği”ni kurmaktır. Bu ise işbirlikçilikle değil Milli Görüş ile kurulabilir.

KRİZ VAR

“Bizde kriz mriz yok sakın inanmayın” deniliyor. Türkiye’de ekonomik kriz yoksa enflasyon neden düşürülemiyor, TL neden değer kaybediyor, iğneden ipliğe gelen zamlar neden durdurulamıyor, binlerce esnaf neden kepenk kapatmak zorunda kalıyor. Yüz yıllık firmalar, neden birbiri ardına iflas ilanı veriyor. Eğer bu ülkede kriz yoksa oğluna okul pantolonu alamayan işsiz bir baba neden canına kıyıyor? Bizde kriz var beyler. Türkiye’de yaşanan bir yönetim krizi var, eğitim krizi var, demokrasi krizi var, bürokrasi krizi var, liyakat krizi var, adalet krizi var.  Bir de öyle bir kriz var ki “kriz yok” diyeni de yakacak bir kriz. Bu kriz İslamsızlık, ahlak, insaf ve israf krizidir.

AF

Affetmek iyidir, ama tövbe eden affedilir. Devlet kendisine yönelik suçları affedebilir. Devletin vatandaşın vatandaşa karşı işlediği suçları affetme hakkı da, yetkisi de yoktur. Kadın cinayeti, çocuk istismarı ve terör gibi istisnalar dışında vatandaşın vatandaşa karşı işlediği suçlar affedilir, devlete karşı işlenen suçlar kapsam dışında tutulursa bu af değil zulüm olur. Ülkemizde bulunan 449 cezaevinin toplam kapasitesi 211 bin 274’dür. Cezaevlerinde hükümlü ve tutuklu olarak bulunan insan sayısı ise 253 bin 535 kişidir. Gündeme getirilen af teklifi yasalaşırsa, bu düzenlemeden 162 bin 989 kişinin yararlanacağı belirtiliyor. Bu durum aklımıza, bu af teklifinin AK Parti ile MHP arasında bir danışıklı dövüş olabileceğini getirmektedir. Adalet cezaevlerini boşaltarak değil, suç üreten iklimi düzelterek sağlanır. İkliminiz Milli Görüş değilse olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…