Müslümanlara yönelik saldırı ve çatışma alanlarında BM’nin sadece hayatını kaybedenlerin çetelesini tuttuğunu, bunun ötesinde bir iş yapmadığına, yapamayacağına bu köşede çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştım. Bu bakımdan yeni bir dünyanın kurulması için atılan adımları elimden geldiğince destekledim. Bu tavrım bundan sonra da devam edecektir. Peki, yeni bir dünyanın kurulması nasıl olacak, hangi prensipler çerçevesinde oluşacak? Çok daha önemlisi, bu oluşum nasıl ve kimler eliyle gerçekleştirilecek?
Hemen belirteyim ki, yeni bir dünyanın kurulması öncelikli olarak ezilenlerin ayağa kalkması ile mümkündür. Ezilen, zulüm görenler, uğradıkları haksızlıklardan adeta memnunmuş gibi bir tavır sergilemeyi sürdürdükleri sürece istediğiniz kadar dünya beşten büyüktür deyin, 5 ülkenin dediği olmaya devam edecektir. İşkence ve katliamlar karşısında arada bir kınama, bir adım daha ileri giderek birtakım saldırıların durdurulması yönündeki alınan BM kararları uygulanamıyor. Çünkü alınan kararları uygulama durumunda olanlar BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi. Bunun son örneğini Doğu Guta’da yaşadık, yaşıyoruz. BM kararına rağmen katliam devam ediyor ve hiçbir yaptırım söz konusu değil. Bırakın yaptırımı, ağır yaralı insanlara gönderilmiş olan insani yardımlar bile ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamıyor. Yüz binlerce insanı katleden, Doğu Guta’yı harabeye çeviren Esad güçleri, özellikle sağlık malzemelerine el koyup götürüyor, esas ihtiyaç sahipleri ölüme terk ediliyorsa böyle bir yapıdaki BM’den derde deva olacak bir adım beklemek mümkün olabilir mi? Bir başka ifadeyle derde derman olacağı, dünyada huzur ve barışı sağlayacağı iddiası ile kurulmuş olan BM, dertleri ağırlaştırmaktan öte bir işe yaramıyorsa yeni bir dünya düzeninin kurulması için harekete geçilmesi bir mecburiyettir.
Doğu Guta’da yaşananlar bir ilk olmadığı gibi son da olacağa benzemiyor. Bu bozuk yapıyı ifade etmek için, “Dünyanın gözü önünde insanlık ölüyor. Katliamı yine kınamakla geçiştirdiler. BM ancak kefen oluyor” gibi başlıklar atmak, olayın vahametini izah etmekle beraber bir sonuç alınamayacağını görmek durumundayız. Kaldı ki katliamlar sadece Suriye’nin doğu Guta şehrinde yaşanmıyor. Irak’ta, Afganistan’da, Yemen’de, son olarak da Myanmar’da Müslümanların uğradığı zulüm karşısında BM hangi adımı attı, hangi yaptırımı hayata geçirdi, hangi zalime haddini bildirdi?
Müslümanların uğradığı saldırı ve katliamları her gün sıralasak bile değişen bir şey olmayacağını biliyorum. Ancak yeryüzünde gerçek anlamda, huzur, barış ve adaletin hakim olabilmesi için Müslümanca bir yaklaşımın hakim olması gerekiyor. Bunun yolu da İslam Birliği’nden geçiyor. Haçlı-Siyonist ittifakının Müslüman düşmanlığını görmek, ardından da İslam dünyasının Batı olarak nitelendirilen Haçlı-Siyonist ittifakını masaya yatırarak onları örnek almanın yanlışlığının, başımıza gelen acıların bu ittifakın karşısında bir güç görmüyor oluşundan geldiğini anlamak şart. Bu görülebildiği takdirde mevcut dünya düzeninin yanlışlığı ve bozukluğu görülmüş, bunun sona erdirilmesi için yeni bir dünya düzenine ihtiyaç olduğu görülecektir. Bu görülebildiği takdirde yeni dünya düzeninin adını koymak ve konulan ad etrafında harekete geçmek kolay olacaktır. Yeter ki İslami ölçülerin sadece bizlerin değil, tüm dünya insanlığının huzuru ve saadeti için gerekli olduğu, Batı değer yargılarının esasını sömürü, kan ve gözyaşı oluşturduğu gerçeği ile karşılaşılacaktır. Bir yandan mevcut dünya düzeninden şikâyet edip, ardından da o düzeni oluşturanlardan yardım, insaf ve merhamet beklemek kendimizi kandırmak değil midir?