Olayların iki yüzünü görebilmek

Abone Ol

Hükümetin dershanelerin kapatılmasını gündeme getirmesi ile başlayan, 17 Aralık ta hizmet hareketinin karşı hamlesi ile alevlenen tartışma büyük bir operasyona dönüştü. İş operasyon ile de bitmeyerek yeni yasal düzenlemeler gündeme geldi. Kısacası, ülkede tam bir karmaşa yaşanıyor. Millet olarak tüm dikkatimiz bu konuya çevrilmiş, kimileri, Bu işin sonu nereye varacak diye sorarken çoğunluk ise belli bir safta yerini almış olmakla birlikte birbirine olayda hangi tarafın haklı olduğunu soruyor. Bu soruya şahsen sıkça muhatap olanlardan birisiyim. Bu soruyu soranların kafalarında genellikle oluşmuş bir kanaat oluştuğundan aslında kanaatlerini pekiştirici bir cevap bekledikleri de görülüyor. Biz ne cevap verirsek verelim kafalarda oluşmuş kanaatlerin değişme ihtimali çok zayıf. Böyle oluca da karşımızdakilerle meseleyi tartışmanın fazla anlamı kalmıyor.

Bu bakımdan Bu meselede kim haklı şeklindeki sorulara cevap verirken olayların dününü de kapsayacak bir yaklaşımla bakmak gerektiğini hatırlatıyor, iki tarafın buna göre yanlışlarını vurgulamaya çalışıyorum. Yaşanan olaylara sadece belli bir pencereden bakarak değerlendirmenin fazlaca bir anlamı olmayacağını, dünü ve bugünü kapsayacak bir yaklaşım ile tespit yapmak gerektiğini düşünüyorum. Bir defa 11 sene boyunca iki tarafta birbirinden gayet memnun kol kola yürüyüp gidiyorlardı. Bir menfaat birliği içinde birlikte yürüyorlardı. Meseleye bu açıdan bakıldığında güvene dayanmayan bir birlikteliğin bugüne kadar sürdürülebildiğini gösterir. Zaman içinde çeşitli vesilelerle bir takım sürtüşmeler ve ters düşmeler yaşanmış ama şartlar gereği taraflar birbirlerine tahammül etmeyi tercih etmişlerdir. Kısacası yaşanan çatışmanın boyutlarına bakarak 11 yıl boyunca süren birlikteliğin bir ideal birlikteliği olmadığı düşünülebilir. Bugün yaşanan çatışmayı bu gerçeği bir kenara iterek doğru değerlendirmek mümkün olmaz ve iki taraf arasındaki çatışmayı sadece dershanelerin kapatılması ile ortaya çıkmış bir patlak olarak görmek eksik bir değerlendirme olur.

Elbette, tarafların birlikteliğinin sebepleri bizi fazlaca ilgilendirmez. Ancak, gelinen noktada yaşananlar karşısında ülkenin her vatandaşı üzüntü duymaktadır. Çünkü bu ülkenin insanları arasında değil de iki yabancı güç arasında bir çatışma varmış görüntüsü ortaya çıkıyor. İki tarafın da birbirini yok etme hamlelerini başka türlü izah mümkün olmuyor.

Gelelim son olaylar karşısındaki tavrımızın ne olduğunu samimi olarak sorunlara vereceğimiz cevaba

Bu köşenin okuyucuları bilirler ki her fırsatta adaletin önemine vurgu yaparım. Toplumları huzurlu ve mutlu etmenin ilk şartının adalet olduğuna dikkat çekerim. Çünkü adalet mülkün temelini oluşturur. Adaletin olmadığı yerde bugün kendilerini sağlamda görenlerin yarın okkanın altına gitmeleri mümkündür. Gücü ele geçirenin karşı hamle yaptığı, hak ve özgürlükleri, adaletin tecellisini kendi çıkarlarında gördüğü bir toplumda kimin haklı olduğunu tartışmanın da anlamı yoktur. Çünkü bu ülkede darbeciler yönetimi ele geçirdiklerinde kendilerinin haklı olduğunu ileri sürmüş, onlar haklı olunca devirdiklerinin hak ve hukuku kalmamıştır. Bu sebeple şahsen ülkemde hangi taraf ve kesimden gelirse gelsin, ister iç dinamiklerden kaynaklansın ister dış güçlerin taşeronluğuna soyunmuş olanlardan gelsin siyasete siyaset dışı güçlerin müdahalesine sonuna kadar karşıyım. Karşı olmam bu tür müdahaleleri engellemese bile tarafım budur.

Bunun yanında ülkeyi yönetenlerinde kendilerini dokunulmaz saymamaları, ortaya çıkmış iddiaların yargı tarafından sonuçlandırmalarına zemin hazırlamaları gerekir. Siyasete müdahale ne kadar yanlış ise, seçilmişlerin, Biz her istediğimizi yaparız. Çünkü bizi halk seçti anlayışını hayata geçirmeleri de bir başka yanlıştır.

Sanıyorum bunlar tavrımı ve tarafımı net bir şekilde tarif etmeye yeterlidir.