Hayızlı Kadının İbadeti
Başka bir soruya geçmeden önce, geçen üç yazıda dile getirilen hususlarla ilgili kısa bir okuyucu sorusunu sıcağı sıcağına gündeme almayı uygun gördüm. Şöyle diyor okuyucu: Soru: Merhaba sayın hocam, Kur an da kadınların aybaşı haliyle ilgili sadece 1 tane ayet var. O da Bakara-222; "Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın." Burada kadınların aybaşı halindeyken namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacaklarına dair bir emir veya tavsiye yok. Siz yazınızda aybaşı halindeyken orucun terk edilmesinin "emir" olduğunu yazmışsınız. Bu emri hangi ayetten çıkardınız Beni bilgilendirebilirseniz çok memnun olurum. Saygılarımla. Cevap: Bu önemli soru için sahibine teşekkür ederek başlayalım. Öncelikle kadınların hayız haliyle ilgili ahkâm istinbatında tek başına bu ayetin yeterli olmadığının altını çizmemiz gerekiyor. Zira hayız döneminde "kadınlardan uzak durmak" (i tizâl) ve "onların temizlenmesi" (taharet) ile ne kastedildiği açık değildir. Bu sebeple meşhur mu tezilî müfessir ez-Zemahşerî, ayette geçen "i tizâl" kelimesi hakkındaki izahatını tamamen nakil zemininde yapmayı tercih etmiştir! Dileyen, konuyla ilgili olarak diğer tefsir kaynaklarına da başvurabilir Bu şu anlama geliyor: Kadınların hayız durumuyla ilgili hüküm bildiren ayet dahi, Sünnet in beyanı olmadan tam olarak anlaşılamıyor. Şu anda bizler, kadınların hayız durumuyla ilgili olarak Sünnet in ve uygulamanın bilinç altımızda oluşturduğu anlam örgüsüne dayalı olarak bu ayetin ne dediğini anlıyoruz; daha doğrusu anlamakta sıkıntı çekmiyoruz. Ancak Sahabe dönemine gittiğimizde, bu ayetin nüzulünün ardından hayızlı kadınları evin dışına çıkaran, onlarla aynı mekânda yemek yemeyen, uyumayan ve oturmayan insanlar görüyoruz. Ayetin ilk muhatapları, Sünnet in beyanı olmadan ayetteki "i tizal"/"uzak durma, çekilme" emrinden bunu anlıyordu. Yine aynı rivayete göre Yahudiler in uygulaması böyleydi. Bu ifrat uygulamaya mukabil Hıristiyanlar ise tefride gider, hayızlı kadınla cinsel birleşmede bulunmakta dahi bir beis görmezlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v), ayetten ne anlaşılması gerektiğini beyan buyurarak bu işkâli ortadan kaldırmıştır. Bütün bunları şunun için anlattım: Herhangi bir meselenin Kur an da şu veya bu biçimde yer alması, her zaman o meselenin "dinî çözümü"nün bütün boyutlarıyla mevcut olduğu anlamına gelmez. Sünnet in Kur an ı beyanı bunun için vazgeçilmezdir ve üstelik Sünnet in açıklayıcılığına başvurmak "tercihe bırakılmış" bir husus olmayıp, bizzat Kur an ın emridir! Sünnet in hücciyyeti/kaynaklık değeri konusunda kaleme alınmış çok sayıda çalışma konu hakkında yeterli malumatı havi olduğundan, bu nokta üzerinde sözü fazla uzatmaya gerek görmüyorum. Meselemize gelince; Abdullah b. Mes ûd (r.a) un, Hz. Peygamber (s.a.v) in lanetini Allah Teala nın laneti olarak tavsif ettiğini ve bu konuda bir hanımla aralarında geçen muhavereyi biliyoruz. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) in "Din in tebliği" bağlamındaki tasarruflarının "Kur an ın beyanı"nı da havi olduğu izahtan varestedir. Eğer Hz. Peygamber (s.a.v) in hayızlı kadınlara namazı ve orucu bırakmalarını emir buyurduğunu kabul ediyorsak mesele yok. Bu, İslâm ın biricik mübelliğinin ilahî tasdike mazhar hükmüdür, dolayısıyla "İslâm ın hükmü"dür! Eğer bunu kabul etmiyorsak, Kur an da da herhangi bir hüküm belirtilmediğine göre bu Din in, hayızlı kadınların ibadeti konusundaki hükmünün ne olduğu sorusu gündeme gelecektir. "Kur an da belirtilmediğine göre insanlar bu konuda serbest bırakılmıştır" tarzındaki "modern keşf"in ciddiye alınır yanı yoktur. Zira hayızlı kadının cinsel ilişkide bulunmasının hükmünü açıklayan bir dinin, konunun "ibadet" yönünü "atlamış", ya da tercihe bırakmış olmasının açıklaması yapılamaz!