Okuma Seferberliği

Abone Ol

Biz yaklaşık 30 senedir, işte bugün yüz yüze olduğumuz tehlikeyi haykırdık. Şimdi bu tehlike gözle görülür, elle tutulur hale geldi. Peki, çare ne? Tek çare var: “Bismillah” diyerek okumak!.. Bu görüş bazılarına ütopik gelebilir. Ancak hiç te öyle değil. Rabbimizin (C.C.) bizlere ilk emri, “Oku!” idi. Bu emrin hemen peşinde şu şart gelmekteydi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” 

Hadis-i şerifte var: Bir ada devletinin (İngiltere’nin) okulla, tahsille ve parayı elinde tutarak ümmet-i Muhammedi (S.A.V.) istilâ edeceği haber verilmekte. Bu ada devleti iki silahı elinde tutar: Biri okur-yazarlık, diğeri zenginlik… Bu dessas devlet, ümmetin “Allah’ın adıyla” okumasına imkân ve fırsat tanımayacak, bir de ümmete ait serveti elinde tutacak, onların kullanmasına imkân ve fırsat vermeyecek… Yani, örtülü esaret devri… İşte bu esaret çemberini kırmanın yolu, “Allah’ın adıyla okumaktan” geçmektedir. 

Bu çağrımız, “Müslüman’ım, Elhamdülillah!” diyen herkesedir. Bugünden tezi yok, bizi okumaktan alıkoyan ne varsa (sinema, televizyon, dizi film, akıllı telefon, sosyal medya vs.) hepsini bir tarafa bırakalım, “Bismillah!” diyerek kitaba sarılalım. 

Kim ne derse desin, içinde bulunduğumuz hâl, Kurtuluş Savaşı verdiğimiz devreden de zorlu ve karmaşıktır. “Madem durum böyle, bu sıkıntıdan okumakla mı kurtulacağız?” diyen arkadaşlara kısaca şunu derim: Okumadan hiçbir şey olmaz. Kurtuluş da olmaz. Bütün düşmanları alt etmenin, fetihler ve zaferler elde etmenin yolu da okumaktan geçer. Asr-ı Saadet’e bakalım: Peygamber Efendimiz (S.A.V.), ilk önce ashabını okuttu, yetiştirdi, ondan sonra, “Bismillah!” diyerek seriyyeler gönderdi, gazaya çıktı, zaferler kazandı. Zaferden zafere koşan İslâm kumandanları ve idarecileri devamlı okumaktaydı. Fatih Sultan Mehmet öyleydi, Yavuz Sultan Selim öyleydi. Bakınız, Selahaddin Eyyubi’nin emrinde üç yüz bin kişilik güçlü bir ordu vardı. O sırada Kudüs işgal altındaydı, ancak o Kudüs üzerine seferi erteledi, ilk önce okuma seferberliği başlattı. Bütün askerlerini ve halkı okuttu. İşte bu “okumuş” toplulukla yola çıktı ve Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtardı (1187). Ondan sonra 3. Haçlı Seferi ile üzerlerine gelen üç krallığın ve düzinelerle prensliklerin muazzam ordusunu perişan etti. 

Allah’ın adıyla okuyacağız. Aslında bütün okullarda böyle okunmalı. Bütün üniversitelerde kâinatın sahibi olan AllahuTeâla’nın isimlerinin tecellileri nazara sunula sunula okunmalı. Hakikate böyle ulaşılır, gücün kaynağı böyle bulunur. Kuvvet böyle elde edilir. Geliniz bir sene okuma seferberliği yapalım. Okuyalım. En başta Kur’ân’ımızı ciddi manada okuyalım. Okuduklarımızı hayata geçirelim. Hadis-i şerifler okuyalım. Fıkıh bilgisi edinelim. Tarihimizi ve dünya tarihini öğrenelim (bazı müfessirlere göre tarih bilgisi edinmek vaciptir). Dostumuzu, düşmanımızı tanıyalım. Düşmanların oyunlarından, planlarından haberdar olalım. Böylece saflıktan kurtulalım, gözümüzü dört açalım. Cihadın ne olduğunu öğrenelim. Zafer ve fetih yollarını araştıralım, bulalım. 

Yediden yetmişe, avamından havassına, hangi meslek sahibi olursak olalım, okuyalım. İdarecilerimiz okusun, gazeteciler okusun, yazarlar okusun, subaylarımız okusun, askerlerimiz okusun, polislerimiz okusun, işçisi okusun, çiftçisi okusun, sanat erbabı okusun, zanaatkâr okusun, ev hanımları okusun, genç kızlar ve genç erkekler okusun… Lütfen “seyirci” olmayalım, okuyalım. 

Biz okuduktan sonra, göreceksiniz tablo değişecek. Düşmanlarımız kinleriyle geberecek. Bizi asla birbirimize düşüremeyecekler. Bir olacağız, beraber olacağız. Fetih ordusu gibi, “Yektir Allah!” deyip ayağa kalkacağız. Özel harekât polislerinin dediği gibi, hepimiz; “Ol deyince olduran! Gönülleri iman nuruyla dolduran!” diye Rabbimize iltica edeceğiz. Kahraman ecdadımız, en kritik savaşlara giderken, develer yükü kitap götürmüş, okumuş. Biz de okuyalım. İnanın kurtuluşun yolu okumaktan geçer. “Bismillah” diyerek okumaktan…