Okuma günlüğü

Abone Ol

29 Ekim 2007, Ulusalcı ve Kavmiyetçilere karşı Âkif

Karanlık olayların yaşandığı şu günlerde Safahat okumalarına ayrı bir ihtiyacımız var. Bu bilinçle sarıldım Âkif in sağaltıcı satırlarına...

Kabul edeceğiniz üzere, "Kur an Şairi"dir Âkif. Şu halde onun tespit ve tahkimleri üzerine itirazî bir yaklaşımda bulunamazsınız. Mesela, hangi aklı başında bir Müslüman, onun "Fâtih Kürsüsünde" yer alan ve kavmiyetçiliği lanetlediği şu satırlarını okurken, yeni zamanlarda tekrar şişirilip vizyona sürülen ulusalcı ve kavmiyetçi anlayışları tel in etmez

İşte, Âkif in satırları:

"Siz, ey bu yangını ihzâr eden beş altı sefîl,

Ki ettiniz bizi Hırvat la Sırb a karşı rezîl!

Neden hükûmete Kur ân la bağlı Arnavud u

Ayırdınız da harâb ettiniz bütün yurdu

Nasılmış anlayınız iddiâ-yı kavmiyet

Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet!

Siz, ey bu zehri en evvel kusan beyinsizler!

Kaçıp da kurtuluruz sandınız Fakat, ne gezer!

Bugün belânızı bulmuş değilseniz, mutlak,

Yarınki sâikalar beyninizde patlıyacak!" (Safahat, Gonca Yay., İst.,1989, s. 261)

Âkif e yabancı olmayanlar onun kavmiyetçiliğe karşı takındığı benzer nice tavrı Safahat tan okumuş olmalıdırlar. Biz bu küçük alıntı ile dikkatleri bir kez daha çekelim istedik.

28 Eylül 2007, Cahit Sıtkı: "Büyükannene Sorsaydın!"

Cumhuriyet devrinin ikinci kuşak edebiyatçılarında görülen yerli ve yerleşik hayata yabancılaşma hadisesi, batılılaşma sürecinin önceki kuşaklarıyla mukayese edildiğinde rahatlıkla görüleceği üzere, daha yoğundur. Bu, yeni dönemin arzu ettiği bir hâl midir, yoksa tabii bir süreç olarak mı kaydedilmelidir, doğrusu pek de önemli değil.

Söz konusu dönem şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı dan bir örnekle açıklamak istiyorum söz konusu yabancılaşmayı.

Çoktandır okuyadurduğum Tarancı nın "Ziya ya Mektuplar"ının (Varlık Yay., İst., 2001, s. 200) bir bölümünden aktarıyorum. Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba nın bir şiirini değerlendiriyor:  "Cuma günleri öğle ezanından tahminen bir saat evvel sala verilir; bunun herhangi bir ölüm vakasıyla alakası yoktur. Bir de, haftanın diğer günlerinde sala verilir, ki bu, o caminin bulunduğu mahallede bir vefat hadisesine delalet eder. Pek iyi hatırlıyorum, küçükken, büyükannem, böyle hafta arası günlerinde sala verildiği zaman, Allah rahmet eylesin diyerek birtakım dualar mırıldanırdı. Sen de büyükannene sorsaydın belki mukni bir cevap alırdın. Tamamıyla tatmin olman için pratiquant (ibadet eden) bir Müslüman a sorabilirdin."

Ünlü şairimizin bu örnekteki yabancılaşma ve kopuşu İslâm ın formel bir yönüyle ilgili. Hele bir de ötesini düşünün, cehalete nasıl teslim olunmuş

25 Ekim 2007, İsmet Özel Özelinden, Nalına ve Mıhına!

Ahmet Örs, Tokat ta yayımlanan Tasfiye dergisinin 13. sayısında İsmet Özel i konu edinmiş kendisine. Sanatını ve düşüncesini sorgulamış. Her iki yönüyle de eksi puanlar vermiş Özel e. Bunu iki iktibasla gösterelim. Sanatıyla ilgili olarak şu soruyu soruyor ve tespitlerde bulunuyor Örs: "İlk dönemin şiirlerinde kendini gösteren kavganın, mücadelenin gerekçeleri birden bire kaybolmuştur da o nedenle mi İslâmcı şair adaletsizliklerle mücadeleyi şiirine artık almamaktadır; yoksa İslâm ın böyle bir tercihi yok mudur Dergilerde, sohbet mahfillerinde bu soru layıkıyla tartışılmalıdır. İslâm ın şairi toplumsal sorunlardan neden azade olsun, eğer bunu yapmıyorsa kulluğun neresinde durmaktadır, gibi sorular kesinlikle tartışılmalı ve cevaplanmalıdır."  Şu iktibasımız da İsmet Özel in düşünce lerini yargılamaya kapı aralıyor: "İsmet Özel, umumiyetle politik zeminde ve siyasi parti dolayımında İslâmcılık ve siyaset değerlendirmeleri yapar. Güçlü olsun zayıf olsun tevhidi süreçleri hiçbir zaman takip etmez, yazı ve konuşmalarında onları değerlendirmez. ( ) Son yıllardaki Türkçü vurgusu İsmet Özel in İslâm düşüncesi bağlamında ne kadar sığ olduğunu tartışmasız bir şekilde ortaya koymuştur. Anadolu dan başladığını ifade ettiği Türklük bilinci ulusalcılarınkine tam olarak benzemese de onlara yakınlık gösterdiği alanlar yok da değildir. Tevhidi bilinçlenme sürecinin ümmet bilincini oluşturma hedefine indirilen darbelerden birinde de bu söylemleriyle İsmet Özel in payı vardır ve bu pay son derece büyüktür."

İsmet Özel merkezli bu yazıda, onun muhiplerine yönelik dokundurmalara da rastlıyoruz. Kısa ve güdük gündem maddeleri arasına sıkıştırılamayacak boyutta bir konuyu ele alan Ahmet Örs ün bu yazısı, dikkatlerden kaçmayacaktır

30 Eylül 2007, Ferhad a İftira!

"sevda derinlerdedir, oysa ferhâd

üstünü kazmada dağın"

Yüzeysel gelenekçi Türk şairi Hilmi Yavuz un "Doğunun Sevdaları (I)" (Toplu Şiirler, YKY, İst., 2006, s. 94) manzumesinde yer alan bu ikiliği okuyunca şu notu almışım: "Ferhât a iftira!"

Halk şiiri geleneğinin mühim hikâyesine bir telmih söz konusu burada. Ferhat ile Şirin in muaşakasına. Efsaneyi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ferhat ın neler çektiğini biliyorsunuz: Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne... Yalan bir haber gelir sonra kendisine. Bu gelen ölümdür aslında. Peki, sadece Ferhat mıdır ölüme giden. Pek geçmez, Şirin in ruhu da kavuşur sevdiğine.

Ferhat başlangıçta dağın görünen yüzüne vurmuştur külüngünü, evet ama, kendisinden istenilen su ya hemen ulaşmıştır, derinlere inebilmiştir. Ferhat la Şirin in her ikisinin efsanevî ölümleri ise, iyice derinleşmektir.

Peki, şiir geleneğini yüzeyden takip eden Hilmi Yavuz un ikiliği nde söylenenlere ne diyeceğiz Bunu yaşadığımız çevredeki önemli birkaç şairle de görüştük. Şu yargıyı öne süren bir üstada kulak kabartmadım değil: Hilmi Yavuz un Ferhâd ı yeni dönemlerin aşıklarını tenkid mahiyetinde olabilir! Fakat buna katılmıyorum! Bence, ortada bir sığlık-derinlik farkı var

14 Eylül 2007, İsmail Habib Üfürmüş

İsmail Habib (Sevük) ün "Edebî Yeniliğimiz"i (Remzi Kitabevi) buldum sahaftan. İlk baskısı 1930 da iki cilt olarak yayımlanan eser, "Kültür Bakanlığının 1935 tarihli Lise Edebiyat Programı Kılavuzu isimli broşüründeki direktiflere göre lâzım gelen ıslahlar ve tasfiyeler yapılarak" tek cilt halinde basılmış. Sahaftan aldığım nüsha, tek ciltlik ikinci baskı.

İsmail Habib in yazmaya memur edildiği bu kitap pek çok bakımlardan önemli. Fakat hiçbir şey bu eseri döneminin ruhunu yansıtmak kadar ilginç kılmaz. Bunu kitabın pek çok bölümünde görmemiz mümkündür, fakat "Liselerin Son Sınıf Talebeleriyle Hasbıhal" başlıklı giriş yazısından bir iktibasla iktifa edeceğiz. Bakın İsmail Habib nasıl üfürüyor: "Bütün Divan edebiyatı nda dalkavukluk aruz şekline bürünmüş bir zillet, şiir yalanla beraber giden bir ikiz, şair iktidar mevkiine karşı tekâpuyu mubah ve hatta mecburî telâkkî eden bir acizdi. Kelime oyunlarına mesağ olsa o edebiyata divan edebiyatı denmesi şirlerin elpençe divan durmasından ileri gelmiştir desek caiz olur!" (s.7) İsmail Habib in üfürmelerini ciddiyetle karşılamak has edebiyat adamlarının işi olamaz.