Okul yolları neden bu kadar eğimlidir? Eğitimin bir eğme faaliyeti olmasıyla bir ilgisi olsa gerektir. Öğrenci yürek güreşine tabi tutulur, aklı ve kalbi kündeye getirilirse hedef gerçekleşmiş olur? Hedefin ne olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? Edaniye dünyay-ı dun için baş eğecek seviyeye gelmektir. Eğitim muteriz insanı sevmez. Çünkü itiraz eden kişi eğitime zaman kaybettirir. Hâlbuki müfredat onaylanmak ister.
Sınıf geçmek, sınıfta kalmak sunulan müfredata uyumun bir göstergesidir. Yaşayacağınız hayatın başlığını siz koyamayacaksınız. Eğitilmemiş insanlar eğitirse eğitim daha bir karmaşık hale gelecektir. Herkes bu dünyada eğitildiği eğitimin hâsılasıdır. Cemiyette şayet insan kaynaklı ters giden şeyler varsa bundan niye öğretmenler sorumlu tutulur? Çünkü kitleler öğretmenin yetiştirdiği, diğer bir tabirle yetiştiremediğidir.
Birçoğumuz için okul ve eğitim öğrenemediğimiz şeylerin öğrenilmezliğine dair kökleşmiş anlayışlar bütünüdür.
Lisede matematik dersinde yaşadığım başarısızlık bana matematiği bir daha hiç öğrenemeyeceğimi öğretti. Bir dil öğrenmeye yanaşmıyorsam eğer lisede yıllarca bir dil öğrenememenin bunda büyük etkisi vardır elbet. Öğrenemediklerimi masaya yatırıyorum. Aslında masaya değil de kara tahtaya yatırmam gerektiğini de bilmez değilim. Öğrenilememiş çareleri, öğrenilmiş çaresizliklerle yan yana koydum. Sordum kendi kendime: Öğreten mi sağlam öğretmedi, öğrenmek isteyende mi bir arıza var, yoksa öğrenme nesnesi olan bilginin mi bir bildiği var? Bana kalırsa öğretmeme ile öğrenmemenin adı konulmamış bir çekişmesidir olup biten. Bir öğrenememe öğretisidir önümüzdeki haile.
Öğrendiklerim iyi insan olmaya yetmiyorsa durmadan öğrenemediklerimin yolunu bekliyor oluşum niye?
Öğrendiklerimden şunu öğrendim, hayatın kendisi gibi öğrendiklerim de öğretmenimdir. Hayat beni sözlüye kaldırırken öğrendiklerim habersizce yazılı sınav yapıyor.
Okursuz bir toplumun okullu olmasının ne anlamı var? Talebesi nezdinde bir sırrı saklar gibi olmalı okul, bir sürprizi açıklar gibi. Mektebin bacaları ders veren hocaları vardır, bacasız sanayi değildir okul. İnsanı inşa eder, onarır, fayda sağlayamadığı zamanlar bile zarar vermemeyi ilke edinir. Okuduğunu anlayana talebe, anladığını okuyana öğrenci denir. Öğrenci “ci” ekinin mağdurudur. Yüklenici firma gibi. Kelimenin menşeine sadık kalarak söyleyecek olursak öğrenci öğrenicidir. Öğrenmeyi görev bilip meslek edinen anlamına yakın duruyor. İstemese de görev icabı bunu yapmak zorundadır. Hâlbuki talebe öyle değildir. Onda susayan kişinin suyu istemesi gibi bir kavuşma iştiyak ve azmi vardır. Okul ekolü çağrıştırır. Ekol diğerinden kendini farklı kılıp ayrıştıran, varlığını diğeri gibi olmamaya borçlu olan düşünceye verilen isimdir.
Okul şayet talebe değil de öğrenci yetiştirmeyi hedefliyorsa bu hedefine uygun davranmalıdır. Öğrencisini kısa yoldan maddi anlamda ayakları üzerinde duracak seviyeye getirmeli. Bir okuldan başka okula dolandırıp durmamalıdır. Liseyi bitiren bir öğrenci kendini ve ailesini geçindirebilecek maddi yeterlilikte olmalıdır. Şayet okul öğrenci değil de talebe yetiştiriyorsa uzun ve meşakkatli yolda talebelerinin yolu üzerindeki barikatları kaldırmalıdır.
Bu konu üzerine düşünmeye ve de taşınmaya devam edeceğiz.