Dünyanın önemli bir kısmındaki mevcut sistemlerde, insanların konuştukları ve olması gerekenler arasında ciddi bir çelişki görürsünüz. İnsanlar adaletten, haktan ve hukuktan bahseder ama yargı sisteminde bunları göremezsiniz. İnsanlar para politikalarından, alım satımdan, ithalat ihracattan, piyasalardan bahseder ama ticari hayatta genelde buhran vardır. İnsanlar sağlıktan, spordan, kültürden, sanattan, gelişimden, ilerlemeden bahseder ama bu güzelliklere çok az alanda rastlarsınız. İnsanlar ahlaktan, iyilikten, yardımlaşmadan, fakirden, fukaradan, Allah rızasından bahseder ama uygulamada tam tersi davranışlara şahitlik edersiniz. İnsanlar eğitimden, okumadan, yazmadan, araştırmadan, düşünmeden, akıl yürütmeden, fikirden, tartışmadan, özeleştiriden, kolektif çalışmadan bahseder ama ne okullarda ne de üniversitelerde bunu bulamazsınız.
İşte asıl üzerinde durulması gereken nokta burası olsa gerek: Eğitim sistemi. Birçoğunuz duymuşsunuzdur, Milli Eğitim eski bakanlarından Emrullah Efendi’nin şöyle bir sözü vardır: “Şu mektepler olmasaydı ben bu maarifi ne güzel idare ederdim.” Bu söz üzerinden genelde millet Emrullah Efendi ile dalga geçmiştir. Düşündüm de acaba Emrullah Efendi bu lafı bilinçli bir şekilde söyledi de biz mi anlamadık. Gerçekten şaka yapmıyorum. Eğer Emrullah Efendi’nin döneminde okulların durumu şimdiki gibiydiyse; ki muhtemelen şimdikinden çok daha iyi olduğunu tahmin ediyorum, çok yerinde bir söz değil mi? Ivan Illich’in Okulsuz Toplum’unu herkes okurken, birbirine tavsiye ederken iyi de Emrullah Efendi okullara laf edince neden kötü oluyor, ne diye dalga geçiliyor? Okulların gerçekten nitelikli insan yetiştirmesi gerekmektedir ama gerçek öyle midir? Milli eğitim sisteminden bugün kaçınız memnunsunuz? Herhalde bir anket yapsak en az %70 memnuniyetsizlik çıkar. Bu sistemin işletim alanları okullar değil mi? Neyse bu konuyu çok detaylandırmadan birkaç önemli noktayı sizlerle paylaşarak noktalandıralım.
Bugün eğitim sistemine, okullardaki uygulamalara bakarsanız gerçek hayatla ne kadar alakasız olduğunu, bu sistemin gerçek hayatta ihtiyacımız olan şeyleri ne kadar sağladığını ya da sağlayamadığını görürsünüz. Çoktan seçmeli sınav sistemi muhakemenin önündeki en büyük engellerden biri değil mi? Bireysel sınavlarla yürütülen bir eğitim sisteminden kolektif çalışma yapacak insanlar nasıl yetişecek? Sürekli “söyleneni yap ve sus” denilen bir gençlik yarın sizin önünüze hangi üretimle çıkabilir? Hangi fikre sahip olabilir ya da özgürce fikrini ifade edebilir? Her sorunun birden çok cevabı, birden çok çözüm yolu olabilir. Kaç öğretmenimiz bunun farkında? Bugün hata yapan çocukları yakan bir sistemden yarın ne bekleyeceksiniz? İnsan hata yapmadan nasıl öğrenebilir, nasıl kendini geliştirebilir? Böyle bir saçmalık olabilir mi? Şimdi karşımızda bireysel, iş birliği nedir bilmeyen, çıkarcı, çözüm üretmekten aciz, sürekli cevap anahtarı arayan, bir şey sorduğunuzda şıkları bekleyen bir gençlik var. Bu gençlik nasıl yetiştirildi? Pardon bu gençlik nasıl yetiştirilmedi, soran var mı?
Sürekli tek bir cevabın olduğu yerden, tek bir cevaptan başka bir cevabın kabul edilmediği yerden, özeleştiri yapabilen, düşünen, araştıran, tartışan, akıl yürüten, çıkarımlar yapan, yeni fikirler sunan, proje yapan, birlikte hareket edebilen bir kitle çıkar mı? Mümkün mü böyle bir şey? Yahu bu çocuklar neden bu kadar paralize, bu miskinlik nedir, ruh yok, heyecan yok falan diye hayıflanmayın. Her şeyin bir sebebi var. Sebeplere odaklanın. Çocuklarımızın aşkını, heyecanını, merak duygusunu, öğrenme sevdasını, parlayan gözlerini yok eden bir sistemimiz var. Çocuklarımızı daha ortaokul bitmeden ruhen öldürdükten sonra bedenen bir şey beklemenin hiçbir anlamı yoktur.