Öğrencilerin onur mücadelesi: Burslar

Abone Ol

Devlet Kredi ve Yurtlar Kurumu başta olmak üzere çeşitli kuruluş, vakıf veya şahıslar tarafından verilen “öğrenci bursları” her zaman beni düşündürmüştür. Mâlûm burs “karşılıklı” olursa bunun adı kredidir. Devletin verdiği bursun adı, kurumun adıyla özdeşleştiği gibi kredidir. Birçok ailenin bütçesinin yetersizliği, okumak isteyen gençlerin burs / kredi

kapılarını zorlamasına sebep olmaktadır. Okumanın önündeki “maddî engel” bu sayede giderilmiş oluyor.

Öğrenci, vakıflardan burs temin edemeyince en güvenli kapı olarak devletin verdiği krediyi düşünüp müracaat ediyor, büyük bir ihtimalle de devletten kredi çıkıyor. Okulunu bitirip bir işe başladığı zaman veya “iki yıl” sonra hemen geri ödemesini istiyor. Hatta peşin ödemeden tutun da, değişik şekillerde geri ödeme alternatifleri sunuyor! Kurtuluşu yok, o parayı ödeyeceksin.

Böyle bir durum öğrenciyi hayata borçlu başlatıyor birrr! Kişinin işe başladığı zaman alacağı / aldığı ücret düşünüldüğünde onun bir kısmını -ki aldığı maaşa göre önemli bir miktardır- devlete geri vermek zorunda kalıyor ikiii. Bu arada “geçim derdi” cenderesine giren kişi, evlenmeyi düşündüğünde de, öğrenci iken aldığı kredi borcu önüne ciddi bir engel olarak çıkıveriyor üççç!

Gelelim devletten aldığı bursun, öğrencinin “öğrencilik ihtiyaçları”nı karşılayıp karşılamadığı meselesine! Şu anda devletin verdiği veya vereceği burs / kredi 280 lira. Bunun bir ay süre ile bir öğrencinin “yeme içme, barınma, kitap defter, yol parası, çeşitli kültür faaliyetleri” düşünüldüğünde ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir.

Elbette hiç yoktan iyidir de denebilir, evet hiç yoktan iyidir de, öğrenciye verilen bu paranın “kredi” olduğu unutulmamalıdır. Bu durumda aldığı kredinin / borcun “zorunlu ihtiyaçları”nı karşılıyor olması gerekmez mi Hemen akla ailesinin katkısı getirilebilir, fakat biz burayı hesaba katmadan düşünmek durumundayız, çünkü katkı sağlayabilecek aile olabilir, sağlayamayacak!

Devletin ve çeşitli kurumların üst kademelerinde olmayan bir memurun / işçinin birkaç çocuğunun olduğu da düşünüldüğünde, tek “maaş”la onların ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Burada utanması gereken çalıştırdığı memuru mağdur eden kurum veya devlettir.

Memur / işçi, verilen işi yapıyor, fakat emeğinin karşılığı olarak aldığı ücret normal ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, bu durum çalıştıran kurumun / devletin “adalet üzere” olmadığını gösterir. Oysa memur / işçi çalışırken insanî / ailevî ihtiyaçlarını kimseye muhtaç olmadan karşılıyor olması gerekir. Buradaki ayıp “sosyal devlet”e aittir.

Günümüzde birçok işçi / memur, aldığı ücret, zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediği için başka işler yapmak zorunda kalmakta veya köyü ile bağlantısı devam ettirerek birtakım ihtiyaçlarını bu yolla karşılamaktadır. Çok uzun değil, yakın bir gelecekte ister istemez köy bağlantıları da kesilecektir. Memur ikinci bir iş veya çevre destekli yaşarken, öğrenci de devletin verdiği kredinin yanında ikinci bir bursu aramak zorunda kalmaktadır.

Böyle bir durumda da iki şık çıkıyor karşısına! Burs veren vakıf veya benzeri kuruluşlar ikinci bir yerden burs almasını istemediği için sıkı takibe alıyorlar veya verdikleri paranın bir işe yaramadığını bildikleri için görmezden geliyorlar. Bu durumda da verdiği bursun karşılığı olarak öğrencinin “onur”unu istiyorlar. Öğrencinin “kendi düşüncelerine hizmet etmesi”ni

yani militanları olmasını istiyorlar! Niçin tanımadıkları veya kendileri gibi düşünmeyen birilerine karşılıksız olarak burs versinler ki

İşte burada “hemşehrilik” başta olmak üzere çeşitli faktörler giriyor devreye! En önemlisi de çeşitli ideolojik kuruluş veya dernek gibi güya yasal oluşumlar devreye girerek öğrenci avcılığına çıkıyorlar. Kendi ideolojik zihniyetlerini önceleyerek, hak ettiği halde veya imkânsızlıkları sebebiyle burs verilmesi gereken öğrenciye, çeşitli kriterler uyguluyorlar.

Şayet öğrenci böyle bir dernek tarafından tercih edilmiş olursa da, kuruluşun düşüncesini bildiği için onlara karşı ikiyüzlü davranarak, onların istediği gibi düşünmek zorunda kalıyor. “Kendisi” gibi davransa ihtiyacı olan burstan mahrum olacak, kim bilir belki de eğitimini sürdüremeyip, daha beter haller yaşamak durumunda kalacak! Onların istediği gibi davransa riyakârlık olacak! Çık çıkabilirsen işin içinden!

İşte burada, “ülkenin geleceği ve umudu olan genç”, en gerekli olan bir çağda “şahsiyet zedelenmesi” yaşayarak, ikiyüzlü bir kişilik ve kimlik sergilemek zorunda kalacak / kalıyor da!

Oysa burs / kredi, özellikle üniversite öğrencileri için, zorunlu ihtiyaçlarını “bağımsız” bir şekilde karşılayacak kadar bir paranın verilmesi demektir. Ailesine bile, “Bana para verin” deme ihtiyacı duyurmadan, sınırlı bir parayı kullanmayı da öğrenerek şahsiyetinin oluşumuna katkı sağlamaktır.

Bursun amacı: Çeşitli vakıflar tarafından karşılıksız veriliyorsa yani özellikle “hayrî” bir para ise bunun bilincinde olarak kullanması ve herhangi bir kişiye minnet duymadan, öğrencinin birlikte yaşadığı topluma karşı yani kamusal bir sorumluluk içinde olmasını sağlamaktır. Arkasında, “okullarında okuduğu milleti”nin olduğunu düşünmek veya düşündürmek en büyük iyiliktir.

Veren el olmak çok güzel, fakat sağ elin verdiğini sol elin duymaması ve görmemesi de bir o kadar güzeldir. Allah herkese çok çeşitli nimetler veriyor, bu nimetlerin aynı yöntemlerle mahfiyet gözetilerek paylaşılması gerekir diye düşünüyorum.