Öğrencilere sahip çıkamayacak mıyız?

Abone Ol

Üniversite kayıtları bitti. On binlerce evladımız bu sene üniversiteli olmanın heyecanını yaşamaya başladılar. Kayıtlardan sonra özellikle ailesinin yaşadığı şehrin dışında okul kazananlar için barınma telaşı başladı. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde olduğu gibi bu şehirlerin dışındaki yerlerde de barınma sorunu gerçekten kolay halledilemeyen bir mesele.

Geçen hafta malumunuz AGD’nin yurt ya da evlerinden bahsederek çocuklarımızın milli manevi değerlere bağlı bir şekilde eğitimine devam etmesini isteyen ailelerin ilk tercihlerinin AGD olması gerektiğini ifade etmiştim. Yazının yayınlanmasından sonra görüştüğüm insanların bazıları pek çok yerde AGD’nin ev ya da yurdunun olmadığını, olanların da yetersizliğinden bahsettiler. Doğrusu buna şaşırdım! Zira AGD yılların tecrübesi ile bu sorunları aşmış olmalıydı. Ülkemizin bir ilinde üniversite var fakat AGD’nin orada yurdu / evi bulunmuyor ya da var da yeterli değil! Bu akla muhal bir şey aslında! Eksikliklerin en kısa sürede giderileceğinden eminim. Bu arada bir de AGD evinde kalan bir kardeşimizden mektup aldım onu da AGD’nin kıymetli yöneticilerine iletmek vazifemiz. Diyor ki kardeşimiz yazdığı mektupta:

“Milli Görüşçü olmak: en zora ve en güzele talip olmaktır. Bütün kınayanların kınamasına aldırış etmeden dikenli bir yolda yürümektir. Ve bizler bütün bu zorlukları bilerek çıkarız bu yola…

Ben üç yıldır AGD’nin ev ve yurtlarında kalıyorum. Aktif olarak teşkilatımızda çalışıyorum. Ulaşmamız gereken insanlar var. Ev ablalığı yapıyorum. Bana emanet edilen arkadaşlarım ve kardeşlerim var. Ve bunlar çok ağır sorumluluklar.

Daha da zor ve üzücü olan bir şey var o da; beni bu yolda tek bırakan ablalarım, tek başına bırakan teşkilatım… Onca yükü omuzlarımıza yükleyip bizi bir çölün ortasına bırakan genel merkezimiz…

Evet, bu yolda yürümek kolay değildi bunu biliyordum. Ama büyüklerimin onca sorumluluk yükleyip ellerimi bırakacağını da hiç düşünmemiştim. Bir çölün ortasına atılacağım hiç aklıma gelmemişti. Ve ben şu an bana yüklenen bu yükün altında eziliyorum.

Ben de gencim benim de deli çağlarım. Bizleri tek başına sahipsiz bırakmayın. Altından kalkamayacağımız yükler yüklemeyin. Alacağınız kararları birazcık bizleri de düşünerek alın. Bu sadece ufak bir ricamdır sizlerden…”

İşte mektup böyle sevgili AGD idarecileri. Elçiye zeval olmaz. Ben vazifemi yaptım gerisi sizin bileceğiniz şey!

AGD’nin üniversitenin olduğu yerlerde öğrenci evi açamayışının en büyük sebeplerinden biri de ev sahiplerinin evlerini kiraya vermeyişleriymiş öğrendiğim kadarıyla. Oysa öğrenciler ne bedavaya ev tutuyorlar ne de kiradan indirim talep ediyorlar ev sahiplerinden. Kiralanacak dairenin rayiç bedeli neyse o fiyattan hatta çoğu zaman ederinden de yükseğe kiralıyorlar evleri öğrenciler. Fakat görüştüğüm bazı öğrenciler ev sahiplerinin öğrencilere ev kiralamak konusunda imtina ettiklerini söylediler. Buradan kıymetli ev sahiplerine seslenmek istiyorum; öğrenciler bizim evlatlarımızdır. Geleceğimiz o öğrencilerin alacağı eğitim neticesinde şekillenecektir. Bu çocuklara elimizden geldiğince yardımcı olmalıyız.

Bizler kendi çocuklarımızı nasıl düşünüyorsak kapımıza gelmiş o çocuklara da öyle davranmalıyız. Elbette öğrencilerden başı ağrıyan ev sahipleri vardır ve olacaktır. Ama bu durum ev sahiplerinin o çocuklara ev kiralamasına engel olmamalıdır. Hele ki kendilerinden evi kiralamak isteyenler AGD evi olacağını söylüyorlarsa destek bile olmalıdırlar.

Ev sahipleri kapısına gelen AGD’li öğrencilerin milli manevi değerlere bağlı yetişeceklerini ve vatanına milletine bağlı gençler olduklarını akıllarından çıkarmasınlar. Geçmişte gençlerin emanet edildiği insanların o gençleri nerelerde heder ettiklerini de unutmayalım. İşte o zamanlar milletçe o gençlere sahip çıksaydık bugünkü karmaşa belki de yaşanmayacaktı yurdumuzda. Ama toplum olarak bizler ne yaptık? İş buluyorlar, ilgileniyorlar gibi nedenlerle gençlerimizi onlara emanet ettik. Sonra bunlar neler yapıyorlar diye merak bile etmedik. Merak edenler çocuklarını bir şekilde kurtardılar. Ama merak etmeyenlerin evlatları heba oldu gitti. İlgi eksikliğindendi bu gençleri kaybedişimiz.

Şimdi ev sahipleri başta olmak üzere ilgili herkese seslenmek istiyorum. Davamıza sahip çıkmazsak o boşlukları dolduracak birileri muhakkak bulunmakta ve gençlerimiz ziyan olmakta… Geleceğimiz de… O insanlardaki sabır ve davaları için mihnete katlanmaları bizde niçin olmasın? Onların ilgilendiği kadar da mı ilgilenmeyeceğiz bu gençlerimizle? Gençlerimize biz sahip çıkmazsak o boşluğu mutlaka birileri dolduracaktır. Vatanını seven, dini – milli duygulara sahip nesilleri yetiştirmek bizim elimizde. Gençlerimize sahip çıkalım… Kendimiz için… ülkemiz için…

Selam ve dua ile…

MİNİK BİR tebessüm

Hâlâ aynı yerde mi?

Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal’le İstanbul’da karşılaşır. Hemen ayaküstü sohbete başlarlar:

- Uşağumnasilsunpakayum?

- İyiyum...

- Çocuklarinnasildur?

- Onlar da iyidur.

- Peci, karin nasildur?

Temel böyle sorunca Cemal’in birden yüzü değişir. Boynunu büker kafasını öne eğer... Temel arkadaşının karısı Fadime’nin geçen yıl öldüğünü hatırlayıp telaşla durumu düzeltmeye çalışır.

- Yani hâlâ ayni mezarda miyatiyii?

İLGİLİSİNE NOTLAR

* “Ev, vardığın yer değil, her yer kararırken ışığı bulduğun yerdir.” Pierce Brown

* “İnsan aradığını bulmak için dünyayı dolaşır; bulduğunu anlayınca da evine döner.” George Moore

* “Kendi evini yapamıyorsan, bir yapana taş taşı.” Hint Atasözü

* “Bir evin güzelliği uyumdur, bir evin sürekliliği bağlılıktır, bir evin sevinci sevgidir, bir evin zenginliği çocuktur, bir evin yasası hizmettir, bir evin refahı memnun olan gönüllerdir.” Henry Taylor