7 Ekim günü gerçekleşen Aksa Tufanı’ndan bu yana tam bir ay geçti.
Tam bir aydır, “Ellerinde sapanları ile ne yapabilirler ki” dediğimiz Filistin halkı eşi benzeri görülmemiş bir direniş gösterirken, dünyanın en büyük gücü olduğuna inandığımız işgalci İsrail büyük kayıplar vermeye devam ediyor.
Bu sırada işgalci İsrail’in müttefikleri, insan haklarının, kadın haklarının, çocuk haklarının, hayvan haklarının, çevre haklarının yılmaz savunucuları Batılı ülkeler; kadın, çocuk, hayvan, çevre demeden gördüğü her şeyi katleden İsrail’e destek vermeye devam ediyor. Ve tam bir aydır Filistin’de yaşanan soykırıma rağmen Müslümanlar, kınamaktan başka bir şey yapamıyor…
İslam ülkelerinin liderlerinin sessizliğine rağmen büyük kitleler harekete geçti. “Filistin için ne yapabiliriz?” sorusunu soran binlerce insan var. Boykot, uzun yıllar sonra ilk defa bu kadar gündemimizde. Büyük kalabalıklar sokaklara dökülüyor, konvoy düzenliyor, eylem tertip ediyor. Fakat bir ay geçmesine rağmen işgalci İsrail, bırakın korkmayı, zalimliğinin dozunu artırarak soykırıma devam ediyor.
Yaşanan zulümler, vicdanı olan insanlarda büyük öfkelere neden oluyor… Öfkemizin neye ve kime karşı olduğunu, nasıl kullanmamız gerektiğini iyi bilmemiz lazım. Öfke, doğru yönlendirilmediği zaman zalim zalimliğine devam ediyor. Ve bu, öfkemizi boşa harcadığımızı gösterir. Şu an olduğu gibi…
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız Siyonizm’i timsaha benzetir, “Siyonizm timsaha benzer. Bu timsahın üst çenesi Amerikan ise alt çenesi Avrupa Birliği'dir. Beyni İsrail, gövdesi ise iş birlikçilerdir.” derdi. Öfkemiz, bu timsahadır.
Öfkemiz işgalci ve katil İsrail’edir.
Öfkemiz İsrail’in müttefiklerinedir.
Öfkemiz İsrail ve müttefikleri ile iş birliği yapan İslam ülkelerinin liderlerinedir.
Öfkemiz eliyle ve diliyle bu zulmü durdurabilecekken sessizliğini koruyan, timsahtan korkan korkaklaradır.
O halde öfkemizi direkt bu unsurlara yöneltmemiz gerekmektedir.
Eylem mi yapacağız? Sokağa mı döküleceğiz? Zulmü kim yapıyorsa, zulme kim sessiz kalıyorsa, zalime kim engel olabilecekken olmuyorsa onun kapısının önüne gideceğiz. İşgalci İsrail’in ve müttefiki ABD’nin büyükelçilikleri önüne gidip öfkemizi kustuktan sonra ABD Dışişleri Bakanı’nı vali yardımcısı karşıladı diye gevşemeyeceğiz. "Bir Yahudi olarak da buradayım." diyerek katillerle aynı safta olduğunu ilan edebilen biri ülkemize nasıl adım atabilir diye yetkililerden hesap soracağız. Aksi takdirde yaptığımız eylemler İsrail’i korkutmak yerine, bizim öfkemizi dindiren bir araca dönüşüyor. Derdimiz öfkemizi dindirmek ise bu yaptığımızda bir beis yok tabii. Ancak bu yaşananlar, denizin fırtına zamanında köpürdüğü gibi öfkemizi köpürtüp zalimi boğmalı.
Boykot mu yapacağız? Zulme neden olan büyük firmaları ve sahiplerini boykot edeceğiz. Üç günlük, bir haftalık boykotlar işe yaramaz. Önemli olan, boykotun devamlı ve sistematik olanıdır. Asıl olması gereken, yöneticilerimizin bu firmaların ülkemizde ticaret yapmasına izin vermemesidir. Maalesef onlar daha katillerin büyükelçilerini göndermekten acizler. O halde vatandaş olarak bu firmalar ülkemizde ticaret yapamayacak seviyeye gelene kadar boykotumuza devam edeceğiz. Boykot, bir yaşam biçimimiz olacak. Savaştan savaşa, zulümden zulme hatırladığımız bir enstrüman olmayacak.
Gerçekten boykot edilmesi, tepki gösterilmesi gereken kişiler, kurumlar, firmalar dururken suyun üzerinde ağırlığı bile olmayan çer çöplerle uğraşmamızı sağlayıp öfkemizi yanlış kanallara yönlendirerek bizi dindirmeye çalışanlara karşı dikkatli yaklaşacağız.
Öfkemizi yönetmeyi ve doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeliyiz.