Öfke ve nefret ile güzellikler inşa edilemez

Abone Ol

Duygular insanın görülen hâlleridir. Yüzlere, bakışlara, sözcüklere ve kimi davranışlara yansır. Güzel insanların yüz ifadelerinde bir sevecenlik olur. Daha açık deyimiyle nurani bir yüze sahip olurlar. Onların bu halleri insana hem güven verir hem de içtenlikli yaklaşmaya neden olur. İnsanların sohbetlerindeki sözler kalpten geliyor ise naif ve hoştur. Ondandan bıkılmaz. Sohbet ortamındaki güzelliklere doyum olmaz.

Milletlerin genel anlamda beliren yüzleri eserlerine kadar yansır. Binaların, ibadethanelerin ve kimi mekânların görünümleri insana duyguyla etki eder. Hayranlık duyulur, o mekânlardan uzaklaşılmaz. Oralara insanın gönül sığınakları olur.

Bir halkın şiiri, türküsü, şarkısı, destanı, masalları, içtenlikleriyle insanları içten içe kuşatır ve onu da kendine benzetir. Güzellikler kalabalık ve karmaşık ifadelerden uzak durur, kabalıklar ve çirkinlikler ise bu gibi yerlerde barınmaz. İnsanın insana bakışını etkiler. Huy dediğimiz iç dünya insanın içyapısı ve görünmeyen mimarisidir. Onu yoğuran ruh ve oluşturan ortam, dünya, çevre güzellikler dünyasıdır.

Kiminle birlikteyseniz ve kiminle hâlleniyorsanız ve yakınlık duyuyorsan onlarla bir ruh ortaklığı içindesiniz demektir. İyiler ve güzellerle olanlar birbirlerini beslerler ve birlikteliklerini sürdürürler.

Dünyamızı kirleten sanal dünyanın içindeki gizli eller, görünmedik güçler kendi ahlâklarını, inanışlarını ve hatta tercihlerini dolaylı olarak yansıtırlar. Bu karmaşık dünya içinde güzellikler aramak ve bulmak çok güçtür. Doğru, yanlış, iyi ve güzel ayırt edilemez.

Her toplum kendi değerleri içinde var olur, ruh bulur ve şekillenir. Bir medeniyet güzellikler içeriyorsa, insanı insan için görüyor ve ona değer veriyorsa o mutlaka değerlidir. Bunu belirleyen inanış ve iman ise ancak peygamberler medeniyetinden hasıl olur.

Hemen bütün kültürler ve medeniyetler belli dinlerinden beslenirler ve şekillenirler. Hakikat inancından kopmayanlar o ruhun hakiki temsilcileri olurlar.

Günümüz insanın ruh dünyasını çarpıtan, ideolojik kimi çarpıklıklar insanları kendine benzetir. Kendine göre köleleştirir. Düşünüş ve bakış bakımından daralmış bir alana sıkışılır, onun içinde var olmaya çalışılır. Bunlar da insanlığın bunalımına neden olur.

İnsanların bakışları kimi yanlışlara odaklanınca ondan kurtuluş olmuyor. Kendi coğrafyamızda, bu medeniyet topraklarında yaşayanlar birbirlerinden bu denli kopuşları ve hasım kesilişleri iç dünyalarındaki kararmalardan kaynaklanıyor. İyilik ve güzelliklerden kopuşları ve öfke ile nefret dilinin sözcüleri olurlar. İyi ve güzeli ayırt etmede zorlanıyorlar.

Geniş açı, bakış, duyuş insanların kimi kusurlarını göz ardı ediş, iyi ve güzelliklerini görüş; yakınlaşmayı, birlikte olmayı sağlar. İnsanlar birlikte olunca eksiklerini giderme ve birbirini tamamlama şansına sahip olurlar.

Nefret ve öfke dilinin yoğunlaştığı kişiler, kesimler belli noktalara kilitlenir, onun dışında bir şeyi göremezler. Geçmişimizi yeterince bilemeyiş, onlardan beslenemeyiş insanımızın sorunlarını büyütüyor ve alanlarını daraltıyor.

Nefret ve öfke dili birilerine odaklanınca ve o kimse öne çıkmış biriyse, kimi değerler için savaşıyorsa veya İslâm adına mücadelede bulunuyorsa, kusurları ve yanlışları olabilir, onları farklı bir gözle görmek gerekir. Şu son dönemlerde yaşanan vahim olaylar bile bu gibi kimselerin akıllarını başlarına getirmiyor.

Müslümanlar bir yandan birbirleriyle çatışırlar ve imha ederlerken asıl tehlikelerin farkında değiller, farkında olmak istemiyorlar. Siyonistler, Amerikalılar, Ruslar, hoşlanmadıkları kimseleri öldürüyorlar ve ortadan kaldırıyorlarsa buna seviniyorlar. Bu çarpık zihniyetler öylesine ruhları karartmış ki, emperyalizmin başarısını bile savunuyorlar. Kendilerine göre o zalimler ortadan kaldırılmış onlar adına da intikam alınmış olması anlayışıdır.