Öfke aklın önüne geçerse!..

Abone Ol

Dilimizde öfke ile hareket etmenin zararları üzerinde pek çok atasözü vardır. Çünkü öfke krizi aklı ve mantığı devre dışı bırakır. Bu haldeki insana kendinden geçti ya da kendini kaybetti denir. Kısacası `öfke ile kalkan zararla oturur’… Her ne kadar `öfke baldan tatlıdır’ dense de öfke ile alınmış kararlardan istenen sonucun alınması çoğu zaman mümkün olmaz. Öfke ile alınmış kararın uygulanması uygulayıcıyı haklı olduğu bir konuda haksız duruma düşürebilir. Çünkü verilen karşılıkta ölçü kaçabilir, bu da adaleti ortadan kaldırır. Bu durum herkes için geçerli olmakla birlikte sorumluluk mevkiinde bulunanların öfkelerine esir olmamaya çok daha dikkat etmeleri gerekir. Kaldı ki, ihtilaflarda haklı ve haksızı ihtilaf halindeki tarafların belirlemesini beklerseniz, ihtilaf daha da büyür. Çünkü insan kendisini haklı görmeye meyillidir.

İktidar-cemaat çatışmasında da işin karşılıklı olarak öfke patlamasına dönüştüğü görülüyor. Karşılıklı itham ve tehdit yarışı almış başını gidiyor. İşin bir başka şaşırtıcı ve acı yanı ise iki tarafta birbirlerini cezalandırma hakkını kendilerinde görüyor. Hukuk devleti olduğu iddia edilen bir ülkede tarafların suçlu gördüğünü cezalandırma hakkını kendisinde görmesi öfke patlamasının aklın önüne geçtiğini göstermez mi Ya da seçimlerden istediği sonucu aldığı takdirde iktidarın tüm iddialardan aklanmış olacağını düşünüyor olması, seçmeni karşı tarafa ders vermek ve mahkûm ederek kendisini aklamak için oy vermeye davet ediyor oluşunun mantıki bir izahı olabilir mi Mahalli seçimler elbette ilimizi, ilçemizi kimlerin yönetmesine karar vermek ve oylarımızla bunları belirlemek demektir. Ama seçimler bir yargılıma süreci değildir. Birtakım iddiaların seçim sonuçlarına göre doğru ya da yanlış olduğuna karar verme işlemi hiç değildir.

Buna karşılık Gülen’in medyaya yansıyan açıklamaları da tam bir öfke patlaması yaşadığını gösteriyor. Sanki kendisini ülkemize yönelik her türlü kararı verme mercii olarak görüyor. Söz gelemi yurdun pek çok köşesinde birtakım kimseler kapı kapı dolaşıp iktidar partisine oy vermemelerini isterken, “Kime oy verilecek ” sorusuna söz gelimi Akdeniz bölgesinde CHP ya da MHP karşılığını öfkeye esir olmak değilse nedir Cemaate bu noktadan yüklenenlere karşı Gülen’in, “Herhangi bir partiye oy vermemek günah değil” şeklinde cevap vermeye çalışması da öfkeye teslim olmak değil midir Zeki (Ceyhan) kardeşimin dünkü yazısında, “Batıla destek olup, şerre hizmet etmektense varsın destek verdiğiniz parti iktidar olmasın” değerlendirmesinin itikadi açıdan yanlış olduğunu söylemek mümkün müdür Bu tespit doğru olunca Gülen’in `bir partiye oy vermemek günah değil’ sözleri gerekçe yapılarak cemaat tabanının düne kadar din ve inanan insanlara karşı mücadele vermiş parti ya da partilere oy vermeye davet etmeleri Başbakan’a duyulan öfkenin aklı v e mantığı devre dış bıraktığı anlamına gelmez mi

Bu arada paralel yapı ile mücadele adına Başbakan meydanlarda birtakım insanları hain ilan ederken, o hain ilan edilenlerle birlikte hareket eden insanları da işbirlikçi ilan etmiş olmuyor mu Bu bir öfke patlaması değilse nedir Bir adım daha atarak birkaç gün önce Başbakan’ın paralel yapıya dönük tavrını izah ederken, “Bundan sonra Türkçe Olimpiyatları yapamazlar. Artık bitti. Bizden salon alacaklar. Geç o işleri geç. Kapandı o defter kapandı” şeklindeki cümleleri `şapla şekerin karıştırılması’ değil midir Türkçe Olimpiyatları’nı paralel yapıya yönelik mücadelenin bir parçası haline getirmenin makul bir izahı olabilir mi

Bu tartışma ve çatışmanın başından beri tarafı olmadım. Hakkın yanında olmaya çalıştım. Ancak, ülkemizi ilgilendiren olaylar karşısında kayıtsız kalmanın, birilerinin öfkelerine esir olmuş tarafları sükûnete davet etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü olay sadece iki taraf arasında geçmiyor, oluşu ve neticeleri ülkemizi ve hepimizi ilgilendiriyor.