Odasına vardım bilgisayar elinde

Abone Ol

Bu ülkenin eski gazetecilerinden Deli Nizam namıyla maruf Nizamettin Nazif Tepedelenlioğluna bir politikacı ile röportaj görevi verir çalıştığı gazetenin patronu.

Haydarpaşa Garında Ankara trenlerinden inecek Millî şef milletvekili beklemek hoşuna gitmediğinden olacak, görevi kafasına göre yerine getirir gazetecimiz.

Ertesi gün gazetede kızılca kıyamet, patron küplere binmekte. Getirin şu deli gazeteciyi. Bir CHP milletvekilini karşına almanın ne demek olduğunu biliyor musun sen

Nizamettin Nazif patronun karşısındadır.Sen o röportajı kendin sormuş, kendin cevaplamış şeklinde yapmışsın! Sayın milletvekili ile hiç görüşmemişsin, hiç konuşmamışsın!

Evet doğru der, suçlanan gazeteci. Devamında söyledikleri o millî şef yıllarını özetleyen kitaplık çapta bir tesbittir: "O konuşsa idi, benim yazdıklarımdan daha iyisini mi söyleyecekti "

Masa başı haber tabirini bu ülkede gazeteciler bulup kullanmadı da sokaktaki gazete alıcısı mı talep etti Otur yaz, icabında eğlence olsun.

Bu ülkede 60lı yıllardan bir gün: Gazete bayisinin önünde küçük gruplar oluşuyor. Büyük gazete patronunun aşklarını ünlendirmek amacıyla kurulmuş ve en çok satan magazin gazetesi olmuş haftalık bir mevkutenin birinci sayfasındaki koca haberi oluyor herkes. Zaten bayi de okunsun diye asmıştı o gazeteyi. Haber sesi biraz "bas" olan ve bu ülkenin halk müziği okuyan hanımefendi sanatçılarından bir türkücü ile ilgili: Saniye Can erkek oluyor!

O yıllarda erkekler erkek, kadınlar kadın. Geçiş nedir, nasıl olur; ne biliniyor, ne de duyulmuştur. Ülkenin en ünlü sanat müziği sanatçısı hakkında üretilenlerin dedikodusundan başka bilinen yoktur denilebilir.

Herkes nasıl olacak da erkek olacak, konusuna kafa yoradursun, aynı gazetenin ertesi hafta başlığı şöyledir: Saniye Can erkek olmuyor!

İkinci başlıktaki suçlayıcı üslup sizi de kışkırtmıyor mu Neden olmuyormuş O kadar da bekledik yani...

Kendinizi habere konu eden değerli türkücümüzün yerine koyun. Sesinin renginden dolayı bir haber konusu yapılmasına itiraz etse ne kazanacaktı Yahut şöyle sual edelim: Neden beni, benim adımı kullanıyorsunuz dese neler kaybedebilirdi

En başta huzurunu kaybederdi. Sonra gelsin ilkokul arkadaşlarıyla yapılan röportajlar: O günlerde de vardı bu kararsızlığı... Sonra sırada mahalle komşuları, mesai arkadaşları... Sündür, sündürebildiğin kadar.

Susmak, ikrardan gelmiyor.

6-7 Eylülcülük bu ülke gazetecilerinin genlerinde var. Her ne kadar suçluluk duygusundan kurtulmak için ajan gazeteciler deyimi üretilmişse de, yedek subay elbisesiyle 27 Mayıs kışkırtıcılığı tescilli birinin kurucu meclis üyeliğinden tutun, yine bir başka ihtilalci üretimi Basın Konseyi başkanlığında yıllarca oturmak gibi ödüllere gark edildiği herkesce malum değil mi

Bir mahalli gazete şehrinin zenginini haberlerine konu etmiş. Dillerine/kalemlerine dolamak demek daha doğru. Filan zengin hemşehrimiz, hayır işleri yaparken, hayır kurumlarını güçlendirirken, servetini katlamayı da ihmal etmiyor.

Zengin hemşehrinin ticaret yaptığı belli. Şehrin tüm okullarından gelen yardım talebini karşılamanın ötesinde, Kurân kursu binası ya da yatakhanesi yapıp bağışlamak da onun işi. Mahalli gazetenin konu ettiği hayır işlerinde "resmi ihale" ayağı var mı Yok. Zaten adı geçen hemşehri zenginin vergi dairesinin dışında devletin hiçbir resmi kurumu ile işi de yok. Bunu mahalli gazetenin sahibi, yazarları ve o şehirliler biliyor. Lakin iş haber olunca değişiyor. Acaba Bilinmeyen bir şeyler mi var

Müfettişler akın eder o şehre. Uydurulan haberin turizme katkısı böyle olsa gerek. Sorgular, soruşturmalar... Şehrin hocasını da çağırırlar. Sen ne biliyorsun bu konuda Hoca, uyanık adam. Alır götürür onları, o şehirli ve o şehirde yıllarca Halk Partisi başkanlığı yapmış bir yaşlı adamın yanına. Der ki: Ben şimdi bir soru soracağım bu ağabeyimize. Onun verdiği cevap, benim de cevabımdır. Peki, derler. Soru şu: Hayırsever zengin hayır işlerine başlamadan mı daha zengindi, yoksa şimdi mi daha zengin

Şimdi mi Şimdi ona zengin bile denmez. Siz onun öncelerini bir bilseniz... Cevap budur.

Müfettişler gitmiş, soruşturmalar bitmiştir. Lakin haber arşivlerdeki o gazetede aynen duruyor.

Bu ülke keçisi çalınan müftüler diyarı iken, müftü keçi çaldı haberiyle ödüllere doyan ve adam yerine konan gazetecilerimiz varken, kim bize saldırabilir, zincire vurabilir ya da böyle bir ihtiyaç hisseder

YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA

Bini olan ve yüzü olmayan

- Alo The Şapgalı Baba, beni duyuyor musun yahu

- Ne var yavrum Mesut Binaenaleyh gene kim gitti, nereye gitti, nasıl gitti

- Bugün kimse gitmedi yahu Sen orda mısın

- Ya nerde olacağım yavrum Mesut Binaenaleyh iki partiyi bir parti yapamadınız. Güniz Sokakta oturdum, kaldım.

- Sen yine iyisin the şapgalı Baba. Bin Ali hasta imiş yahu.

- Benim bin alim, in alim, cin alim hasta olmuşsa fevkalade bir salgın var demektir. Binaenaleyh tedbirli olmak lazım. Bugün şubatın kaçı yavrum Mesut

- Sen de amma abartıyorsun the Şapgalı Baba. Mübarek bile tedaviyi, kontrolü kabul etmemiş.

- Prostat kontrolünü mü kabul etmemiş. Binaenaleyh kontrol kimin elinde imiş Bizim fevkalade doktorlarımız var yavrum Mesut.

- Seni de o doktorlar mı tedavi etti the şapgalı Baba

- Bizim öyle tedaviye ihtiyacımız olmasın diye 28 Şubat yaptırdık yavrum Mesut. Binaenaleyh canım çok tatlıdır benim.

- Kaddafide sıkıntıdaymış the şapgalı Baba. Sen onu da ziyaret ettin mi yahu

- Bizim çadırda çalgımız olmaz yavrum Mesut. Binaenaleyh ben 9. senfoni çaldırmış, işte çağdaş Türkiye diye bağırmış bir adamım.

- Bağıra bağıra gidiyorlar. Sen ne diyorsun yahu

- Nereye gideyim yavrum Mesut Binaenaleyh bin Alinin bini varmış, benim yüzüm yok. Nurlu deseler de kimse buna mübarek diyemez, inatcılığımız iknacılığımız fevkalade odalardan bellidir bizim.

- Konuş the şapgalı Baba konuş. Konuş da duysunlar, dinlesinler yahu. Bin yılın dolmasına daha çok var.

DİNLEN DİNLEN

Kılıçdaroğlu "Dinleniyorum!" demiş.

Bunu duyan bir gazeteci, tarafsız ve bağımsız bir gazeteci, yandaş dediği ve iktidar yanlısı saydığı bir meslektaşına şöyle demiş: "Şimdi dinleniyor. Hele bir çalışmaya başlasın..."

GELENEKLERİ GENLERİNDEDİR

Kılıçdaroğlu, "Ergenekon nerde Gideyim ben de üye olayım." demiş.

Daha Yassıadada duruşmalar başlamamışken bu karikatürü yayınlayan CHP yayın organı dergi o gün ne demek istemişse, Kılıçdaroğluda bugün onu söylüyor.

İLK ER TOKER, SON ER KİM

Bir internet gazetecisinin gözaltına alınma yankıları sürüyor. Gelenekci CHP yöneticileri gereğini yapmanın peşindeler. Lakin bu yeni CHPnin eski CHP kadar şansı yok.

Nerde o Millî Damat Metin Tokerin gözaltına alındığı günler Türkiye ayaklandırılmıştı. İnönünün damadı gazeteci Metin Toker nasıl gözaltına alınır.

27 Mayıs ihtilalinin görünmeyen en büyük sebebi budur: DP iktidarında Millî Damat Metin Tokerin üç gün gözaltında tutulması.

Şimdiki yeni CHP bir milli damatlarının olmaması sıkıntısını yaşıyor. Dolayısıyla tepkileri de görev savma icabı.

Gözaltına alınan gazetecilerin kazancı ne olur Metin Tokerle cevaplayalım soruyu. Yıllarca kontenjan senatörü olur. Kontenjan senatörlüğü hayatının yedi yıllarını Çankayadan Senatoya atanmakla geçirmek demektir. Vatana hizmet böyle olur  CHPye damat olunca.

Sıfatı gazeteci ve Millî Şefin kızına talip. Cevap evetse, bir sevinç bir sevinç sormayın tarafsız, bağımsız gazetecilerimizde. Haberin başlığı çoktan hazır: Türk basını şeref kazandı!

Millî Şefe damat olan, gazeteci olur da Türk basını şeref kazanmaz mı Demekki kazanmış. Fakat bir kişi itiraz ediyor duruma. Şinasi Nahit Berker. Diyor ki: Türk basınının şerefi Metin Tokerin bacak arasına mı bağlıdır ya da orasıyla mı ilgilidir Hâlâ cevaplanmadı bu soru, Millî Şefci gazeteciler tarafından.

Metin Toker Türk basınına şeref kazandırmanın ötesinde başka ne kazandırmıştır Milli Şefin Milli Damadı olarak Senatoya kontenjan senatörü kazandırmıştır, bizzat ve şahsen orada yıllarca oturarak.

Çekemeyenler/kıskananlar şunu da söylemediler değil: İnönü ile ilgili anılarını tam ve gerçek olarak yazmasın diye kontenjandan Senatoya oturtuldu.

HAMİŞ: Bu ülkede 1960 yılının futbolu oynanır ya da 1960 yılının neticeleri alınır da 1960 yılının karikatürleri yayınlanmaz mı

Özgürlükçü CHPlilere bir yardımımız olsun istedik...

e-mail

Sayfamızı sevenler, beğenenler, bir diyeceği olanlar, katkı vermek isteyenler...

info@necatituncer.com

adresinden bize ulaşabilirler...

Necati Tuncer