ÖCALANIN DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ ÇAĞRISI

Abone Ol

Fransız Kardinal Mazarin’e atfedilen ve Münster Antlaşması, Osnabrück Antlaşması ve Westphalia Barışı’nı da içine alan geniş spektrumlu Vastfalya Anlaşması (Pax Westphalica)’nda olduğu gibi; Abdullah Öcalan, Mazarin’i aratmayacak şekilde tek yetkili gibi hareket ederek Kürt sorununa farklı boyutlar kazandırmaya çalışmaktadır.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın son dönemlerde İslam üzerinden politikalar devşirerek İslami referanslara başvurması ve en nihayetinde Diyarbakır’da “Demokratik İslam Kongresi” çağırısında bulunması anlam yüklüdür. Kendi fikri fikriyatıyla büyük çelişki oluşturan son siyasi atraksiyonu aslında geleceğe yönelik kaygılarının ipuçlarını ortaya koyması bakımından anlam yüklüdür.

Öcalan, kendinden menkul ifadelerle El Nusra ve El Kaide gibi İslam’a ihanet içerisinde olduğunu iddia ettiği kesimlere karşı adeta İslami kaygılarla hareket etmeye çalışması ve Diyarbakır’da Demokratik İslam Kongresi yapılmasına ilişkin çağrısı bir bakıma aslında otuz yıldan beri uygulamakta olduğu şiddet politikası ile taban tabana zıt bir görünüm arz etmektedir.

Abdullah Öcalan, Türkiye’deki gelişmeleri de göz önüne alarak, işin ana menşeinden (commencer ab origine) başlayarak politika tayin etmeye çalışması bir bakıma barış süreci içerisinde karşısına çıkabilecek en büyük gücü absörbe etmeye yönelik olsa gerek. Bu adımla, El Nusra ve El Kaide gibi kesime atıfta bulunarak Batı’ya, “terör gömleği”ni bırakmaya hazır olduğunun ipuçlarını vermeye çalışmaktadır.

Kürtlerin, PKK’ya karşı mesafeli olduğu ve en çok kuşkuyla yaklaşmaya çalıştığı temel konuların başında hiç şüphesiz İslami kaygılar gelmektedir. PKK, bu kaygıları ortadan kaldıracak “melle projesi” gibi farklı metot ve adımları zaman zaman denemesine rağmen pek başarı elde ettiği söylenemez.

Öcalan’ın, Demokratik İslam Kongresi adı altında kapsayıcı bir hamle ile kurumsallaşmaya yönelik yeni hedeflerinin ne derece başarılı olacağını şimdiden kestirmek zor olmasa gerek.

Örgütün Türkiye sınırlarını terk etmeleri konusunda kararlı gözükmeye çalışmasına rağmen, bunu göz ardı edip Türkiye’yi çok sınırlı olarak terk eden örgüt mensupları üzerinde dahi tam otorite sağlamada zorluklar yaşayan Öcalan, yıllarca İslami hassasiyetlerinden dolayı sorgulamaya çalıştığı Kürtlerin üzerinde oluşturmaya çalıştığı bu kongre vasıtasıyla ne derece hâkimiyet sağlayabileceği ise gayet açık seçik olarak ortada yer almaktadır.

Anlaşılan o ki, otuz yıldan beri toplum gerçeğinden uzak kalan ve İslami değerlerle adeta alay eden Öcalan, Demokratik İslam Kongresi ile yeni mevzi kazanma konusundaki son hamlesi, Kürtler üzerinde yeni bir heyecan yaratma yerine, ilgisizliği ön plana çıkaran ataraksiya etkisi yarattığı ayan beyan ortadadır.