Bırakın gitsin mi Ne yerse yesin mi
Eski Huyu nüksedince
Önce kendi kaynaklarımızı kullanalım; doğru haber, doğru insanlardan öğrenilir hükmünce…
3 Şubat Çarşamba günü yazmış gazetemizde Adnan Öksüz. “bir zamanlar Bülent Arınç” tefrikasından payına düşen duyumlarını.
İlk beş bölüm sayın Arınç’ın Tayyip güzellemeleri… Yıl 2002… Milletvekilliği tadını daha önceden almış bir Arınç’ın oturacağım çok makam var, rahatlığı cabadan…
Altıncı bölüm ise, bir itiraftan ziyade Batı’nın günah çıkarma kültürüne daha uygun.
“Ben rahmetli Özal’ı zamanında en çok eleştirenlerin başında geliyordum. Fakat zamanla anladık ki bu eleştirilerimizin tümünde haklı değilmişiz. Toplumla bütünleşmesi, ordu ve kurumlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi ve ülkeyi 28 Şubat gibi bir badireye götürmemesi yönünden takdir ediyorum şimdi.”
Şimdi dediği tarih, yukarıda da belirttik 2002. Takdir edilen T. Özal. Takdir eden Bülent Arınç. Getti getti, T.Özal bu günleri göremeden, sayın Arınç’ın kendisini takdir ettiğini duyamadan getti.
Altıncı bölümü baştan inceleyelim. Ne diyor o zat-ı Arınç bey
T.Özal’ı eleştirmiştim. Eleştirilerimin tümünde haklı değilmişim.
Refah Partisi muhalefetine gönderme yapıyor bir. İkincisine ise savunma demek daha doğru. T.Özal’ın yanından gelen arkadaşlarını koruması var. Zira kurdukları parti kendileri artı T.Özal artıkları öncelikli idi.
T.Özal ne yapmış da sayın Arınç’ın takdirlerini kazanmış sualine gelince…
Toplumla bütünleşmiş,
Ordu ve kurumlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmiş,
Ve ülkeyi 28 Şubat gibi bir badireye götürmemişmiş..
Sayın Arınç ilk iki şıktaki iddiasını, hiç ispat şansı olmasa da asıl üstünde durmak istediği üçüncü şıkkı güçlü kılmak için söylemiştir.
Ülkeyi 28 Şubat’a götürmek, 28 Şubat badiresine götürmek…
Refah Partisi’ni ve onun Genel Başkanı rahmetli Necmeddin Erbakan’ı, T.Özal malzemesini kullanarak karalamaya çalışmak ancak bu kadar olurdu ve bunu da ancak sayın Bülent Arınç yapabilirdi… 2002 yılındaki bu başarısından biz haberdar olmadık ya da gözümüzden kaçmış, ama mesajı ulaşmış istediği yerlere. (İstediği yer açılımını burda şimdilik yapmıyoruz.)
O günlerde, yani konuştuğu o 2002 yıllarında şu soruyu sormadığımıza şimdi yanarım.
1995 yılında RP’den milletvekili oldun.
28 Şubat’ın yılı ise 1997.
Mademki ülkeyi 28 Şubat badiresine, daha önce T.Özal’ın oturduğu makama oturanın götürdüğü kanaatinde idin, iddiasında idin, suçlamasında idin, peki neden 1999 yılında o liderin Fazilet Partisi’nden tekrar milletvekili oldun
Dahası, o seçimde oyunu istediğin insanlara bu iddianı seslendirdin mi
Sayın Arınç’ın bu son cümlesini duyan insanlarımız, Rahmetli Erbakan Hoca’mızın 28 Şubat’ta yanında olduğunu sandıklarıyla da yorucu bir mücadele ettiğini hatırlamışlardır mutlaka, lakin hiç biri o zat diyerek bozmamıştı suskunluklarını. (Benim nasıl gözümden kaçmış bu demeç. Adnan Öksüz’ün 2002’de bizde yazıyor olmamasından mı acaba )
Eğrisi doğrusu, etlisi, sütlüsü
Yukarıdaki bu uzun girişi , AKP’li eski milletvekili Bülent Arınç ve partidaşları, yandaşları, yoldaşları, arkadaşları arasındaki nazlanmaları ve sevişmeleri “Biz”ce yorumlamak için yazdık.
Bir tv programına katılan sayın Arınç, partisi AKP’ye eleştirilerde bulunmuş. Tepkilerin twitterli olanı en dikkat çekiyor.
“Manisalı Lawrance’ın son çırpınışları…”
Sayın Arınç’ın troliçe dediği bir havuzlu medya köşecisi hemen bu tepkiyi vermiş.
Manisalı Lawrance..
İnsanın sorası geliyor. Daha başka şehirlerin de Lawrance’leri var mı sizce
2002’den beri birlikte idiniz. Lawrance’leşmesi ne zaman başladı, ne zaman bitti.
Bu ülkenin insanlarının tarihinde verebileceğiniz, yani karşılık gösterebileceğiniz bir örnek yok mu idi, ki siz Lawrance örneğini tercih ettiniz
Ötesi soruları yazmayı kendimize yakıştıramıyoruz, diyelim ve başka AKP’lilerden yansımalara bakalım.
Eğrisini, doğrusunu, etlisini, sütlüsünü duymuş birinin de aklına dua etmek gelmiş.
Menfaati bitince, borçlu olduğu yol arkadaşlarına sırtını dönen insanlardan.. Muhafaza edilmek istiyor.
İnsanın yine sorası geliyor: Mesele menfaat ise, sizinki daha bitmedi mi sayacağız
Bir partinin iktidarında, oturulan makamlar borç karşılığı mıdır Ecevit’in Güneş Motel hükumetleri devri bitmemiş mi idi
Arkadaşlarına sırtını dönmekle suçlamak ise koşucuları hatadır, yanlıştır ve geçersiz sayılmalıdır. Zira arkada kalanlar öne geçenin sırtına bakarlar.
Kim aramış, kim bulmuş
Bir de şöyle sloganları var AKP’lilerin. Buldukları her fırsatta dillendirdiklerinde kendilerini sağlama alınmış sayıyorlar. O da şu: Yola beraber çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen… Ne olurmuş o zaman Hem yolunu, hem de dostunu kaybedermiş insanlar.
Peki deyip, bir soru daha soracağı geliyor insanın, yeni nesillerden olduklarını sandığımız bu AKP’lilere: AKP’yi kuranlar, ilk nerede, ne zaman ve kimlerle yola çıkmışlardı
Konfeksiyon dükkanından
Ha, bir de Cübbeli Bülo başlıkları atmaları yok mu küçük kalemcilerin, normal şartlar altında üzüntülerini ikiye, üçe katlatıyor AKP’ye oy vermiş insanların.
Demekki diyor o insanlar, “cübbeli” sıfatıyla ünlenmiş ve seçimlerde kendilerine oy istemiş birini de çağrıştırmaları, onu da sindirmediklerini gösteriyor aslında.
Haklı olabilirler, değil mi
Twitter Dedesinin Müridleri
Daldan dala gibi olacak, lakin olaya Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da müdahil olmasını istiyor insanlarımızın bir kısmı.
Duyanlardan duydum. Fuat Avni namı twitter fenomenine evliya gibi adam dediğini sayın Arınç’ın.
Yeşil sarıklı ulu hocalarımız anlatmalı bize. Meselenin yanlışı nerde Sayın Arınç’ın kafasının içindeki evliya tanımında mı bir hatalı durum var. Bir zamanlar yanlış insanlara hoca dediği unutulmadı. Yoksa görev aldığı hükumetlerin ve şimdiki hükumetin Fuat Avni’yi bulamamasına böyle tepki vermesinde mi yanlışlık var.
Hem sonra neden laik bir ülkede, dinin saygı yüklü kelimeleriyle twitter oyuncularını anlatmaya çalışıyor Diyanetimiz, hizmet içi eğitim almış sayın Arınç’ı ikaz etmeli. Bari evliyalarımızı rahat bıraksınlar.
At kimin
Partisinin insanlarından tepkiler alınca, onları listelemiş sayın Arınç, tek tek cevaplıyor. Kiminin doğum tarihini önemsemiş, sen doğmadan önce ben şurada oturuyordum demek için, kiminin de dedesinin adını söylüyor, birlikte çorba içtiğimizi hatırlayanlar olur diyerek.
Merhametli hakimi insafa getirir inancındaki avukat düşüncesiyle kaleme aldığı karşı savunmayı medyaya verdiği saati ve dakikayı da önemsemiş birileri. Tam 17.25’te teslim etti. Sanki Yüksek Seçim Kurulu’na ucu ucuna yetiştirilen aday listesi.. Belki de sayın Arınç’a, 17.27’de verseydin bakmaz geçerdik, diyorlardır. Malum 17.25 kimine uğurmuş, kimine uğursuzluk. Bülent Arınç’a da herhalde kerametini hatırlatıyordur.
Aklıma takılan ve cevabını da verdiğim bir soru var: Sayın Arınç, iktidar mensuplarının sık göründüğü tv’lerde konuşamaz mı idi
Konuşamazdı. Çünkü dikkate alınmak istiyordu. Uçak yolcularının programları arasında kaybolmak istemiyordu..
Orda konuşunca da böyle konuşulurdu.
At sahibine göre kişner, demişler.
İNSANIN ADI YOK
Eskiden gazetelerin şehir haberleri sütunları vardı. Yanmayan sokak lambaları, kapatılmamış belediye çukurlarının sebep olduğu kazalar, vapurlarda unutulan eşyalar konu edilirdi genellikle. Günümüzde manşetlere çekilen cinayet, tecavüz haberleri olmadığından.
Caddebostan’da tecavüz, son günlerde en çok konuşulan şehir haberi olmalı. Gece yarısından sonra yalnız başına evine dönen bir kızın uğradığı saldırı, kimi insanlarımıza tweet atma konusu olmuş.
Kadıköy’ün eski bir belediye başkanı, “Orası Caddebostan değil, caddenin marka değerini düşürmeyin” demiş mesela.
Orası dediği yer ile tecavüzün yaşandığı cadde arasında Berlin Duvarı gibi bir ayrım şekli mi var İkisi de aynı semtin caddeleri değil mi Birinde yapılan, diğerinde yapılamaz mı
Ama adam belediye başkanlığı yapmış. Marka derdi var, tecavüz mağduru insan derdi yok.
Fakat bu düşünce şekli bizim ülkemizde az bulunur değil. Kayıpların arandığı cinayetlerin çözüldüğü bir tv programında da seslendirilmişti. Hem de o şehrin kadın bilmem ne başkanı tarafından.
Çözülememiş bir cinayet tekrar konu edildiğinde, şehrimizin adı lekeleniyor demişti. Maktulun bir kadın olduğu ve o şehrin bir sokağında katledildiğini hiç dikkate almayarak.
Ne işi var bir kadının o saatte o caddede, gibi soruları soranlarımızda az değil bizim.
Yaşadıkları şehrin bir güvenlik merkezi olmasını arzulamıyorlar da, kendilerini, hangi kadının, hangi saatte, nerede olması gerektiğini bilen uzmanlar sanıyorlar.
KURŞUNLARI YAĞLI MIDIR
AD medyasının gazetecileri, kalemşorları her fırsatta zeytinyağılaşıyorlar: Sizin seçmeniniz de bizim gazeteleri okuyorlar.
Ya da bir alıntı yapıldığında, bizim gazetemizi okuyorsunuz ama… Gözünüz bizim gazetelerde… Diyorlar.
Belki haklılar. Sadece kendileri gibi olanlar, beyazlar okusun diye neşrediyorlardır gazetelerini.
Yıllardır onca hükumet desteğine, devlet desteğine ragmen, hazineden beslenmelerine ragmen tirajlarının halinden bunu anlamak mümkün ama..
Karşı taraftan birinin aklına düşse veya muhatap alsa da şunu söylese, ne diyecekler
Evet, sizin gazetelerinizi aldığımız, okuduğumuz doğru. Ama biz almasak, bizimkilerle eşitlenmez misiniz
Sizinkiler mi Neden yerlerde
Ne yazdıklarını, ne yazacaklarını bildiğimizden.
İhtimaller artırabilinir. Lakin şunu da göz ardı etmemeli AD’nin tetikçileri.
Tedbir almak, tedbirli olmak için de alınıyor olabilir gazeteleri, iktidara oy vermiş insanlarca.
Tehlikenin geleceği yere karşı uyanık olmak durumu söz konusudur. Su uyur eskidendi.
SİYONİSTLER İŞİ ÇÖZMÜŞ
Türkiye gibi temelleri sağlam,
Zor bir kale mi satınalacaksın
Usta ekran kurtlarını doyurup,
Her bir kalemi satınalacaksın!..
OKUMA YAZMA
Rabb’ın ilk emri ilk ayet,
Okuma yazma sayılır;
Okuyup geçersek şayet,
O kuma yazma sayılır.
ALLAH ZİKRİ
Dikkat et, Allah zikri ile,
Mutmain kalp, olur mücevher;
Pas yığını zikirsiz kalpler,
Curufla bir olur mu cevher !.
EKREM ŞAMA