O oy ne oymuş; kendi altını oymuş!

Abone Ol

Önce röportajında dikkatleri çeken cümlelerini okuyalım.  Belgeli kayıt sayfasıdır burası.

“Okuma yazma bilmeyen, oyuna parmak basan bir kardeşimizle, ablamızla, annemizle 3 üniversite bitirmiş birinin birer oy hakkı olması adaletli mi geliyor size sorarım. Hiç hakca değil.”

Ünlü sanatçı, ünlü şarkıcı tanıtım sıfatlı insanlarımızdan Erol Evgin demiş bunları. 

Neden demiş, niçin demiş, ne zaman demiş Bianenaleyh oy sayımı yapmak ona mı kalmış Üç üniversite bitirmiş vatandaşlarımıza şarkıcılarımızın yeni haklar vermesi fevkalade hatadır, yanlıştır, ayıptır. Herkes işine baksın!

Demirel tonunda itirazlarla girdik konuya. Şarkıcılık üstüne, herkesin olamayabileceği ilan edilen sanatcılık üstüne konuşabilseydi, konuşma gücü olsaydı, yani parmakla gösterilenlerden olsaydı, parmak basanlarla hesaplaşmaya mı kalkardı

Üslubu beyan, aynıyla insan diyerek tanıtmaya çalışalım Erol Evgin’i.

“Okuma, yazma bilmeyen…”

Farzedelimki onlar var. Sen şunu mu demek istiyorsun Okuma yazmaları yoksa, oy hakları da olmasın Sonra, hangi haklarının olmamasına gelecek sıra

CHP’li bir aileden geldiğini itiraf etmese de yasakcılığından kolayca anlaşılırdı ünlü şarkıcının bu özelliği..Önemli olmalı.

Üç üniversite bitirmek meselesine gelince…

CHP’nin iktidar yıllarında ve tüm ihtilal zamanlarında hiçbir CHP’li böyle bir cümle kurmamıştı. Şimdi üç üniversite bitirmiş insanlardan bahsediyorlarsa, muhalif oldukları insanların başarısını ancak böyle kabul edebiliyorlar demek değil mi bu Hem de sayıları tartışmalara örnek verilecek rakamlara gelmiş.

Şarkıcı Erol Evgin’in gündem olan cümlesine kuşbakışı değerlendirme yapılırsa, söylenecek bunlardır. Lakin kelimelerin içine girerek yaparsak analizimizi, başka neler diyebiliriz Bir de ona bakalım…

Üç üniversite bitirmek…

Bir insan bu ülkede neden üç üniversite bitirir Eskiden olsaydı, askerlikten uzakta durmak mazereti akla gelirdi ama.. Üç üniversite… İnşaatcılık oku, olmadı sosyoloji oku, o da olmayınca dişcilik de mi karar kılınıyor Yani şarkıcımız Erol Evgin üniversite turuna çıkan zengin çocuklarımızı görüyor da biz mi bilmiyoruz

Yoksa tv kanallarımızın vazgeçilmezi doktorlarımızın spordan siyasete, tarihten her türlü yemek tarifine kadar herşeyi bilmelerine bakarak mı iddia ediliyor bu üç üniversite meselesi Fakat bu durum bize özel. Ayrıca onlardan hangisi, mesela alışverişe çıktığında manav dükkanı önündeyken filan, benim oyun değerli olsun dedi

Şu ihtimali de kastetmiş olabilir şarkıcı Erol Evgin. Bir üniversite bitiren, gider bir başka üniversitede yüksek ihtisas yapar, bir başkasında da doktorasını verebilir. O zaman zaten adının önüne profesor sıfatı koymuş olurki, onların oylarının tasası şarkıcı Erol Evgin’e düşmezdi.

Bu konuların uzmanları vardır ve onlar yazarlar, çizerler… Murat Bardakcı üstadımız gibi.. Şarkıcı Erol Evgin’in ya olanlardan haberi yok, ya da Murat Bardakcı gibi bilim adamlarının emeklerinin üstünü örtmek istiyor.

“İntihalcilerle en fazla didiştiğim dönem, Prof. Kemal Gürüz’ün YÖK’ün başında bulunduğu günlerdi.”

“Mesela, İngiltere’deki bilimsel bir kongreye katılan bir grup Türk akademisyenin ortaklaşa hazırladıkları tebliğin çalıntı olduğu anlaşılmış, kongreden kapıdışarı edilmişler ve düzenleme heyeti tarafından Avrupa’nın önde gelen mesleki yayınlarına ‘Bu adamlar hırsızdır, makale gönderdikleri takdirde sakın ha yayınlamayın, çalmış olabilirler’ diye unvanlı hırsızlarımızı ve üniversitelerimizi rezil eden uyarılar yollanmıştı.” (Murat Bardakcı, Habertürk Gazetesi, İntihali yakalama programlarına dünyanın parası veriliyor ama işe yaramıyor! 13 Haziran 2016)

Şarkıcı Erol Evgin bir yerde haklı yine de.. Adamlar, diplomalarının sayısını söylemiyor hırsız dediklerinin. Kovun diyorlar ama, oyları değersiz olsun demiyorlarki.

CHP’li aile çocuğu ünlü şarkıcılarımız, bu ülkenin insanlarından daha fazla bildikleri için gazeteciler giderler, röportajlar yaparlar. Onların kıymetini bilmek ve söylediklerine karşı tedbirli olmak da bizim görevimiz.

Vatan müdafaası sözkonusu olduğunda, parmak basanlarla üç diplomalılar aynı saflarda mı olacaklar. Şarkıcı Erol Evgin bu noktalara da dikkat çekmek istemiştir.

Üç diplomalılar taburu, dikkat!

O yedi düvellerden kaç tanesi durabilir bunların karşısında Mangal gibi üç diplomaları boşuna mı taşıyorlar

CHP’li aile çocuklarını koruma kapsamında olduğu için ondan daha iyi söyleyen ve müzik bilenlerin yolu tıkandı, elendi, harcandı.. Dolayısıyla öyle bir şeyler söyleyen şarkıcı yapıldı. İtiraz eden yok. Alan razı, veren razı… Gibi bir tezi olan insanlarımız, şarkıcı Erol Evgin’in tatminsizlik günlerine erdiğini, siyasete yön vermek istediğini, ve fakat ancak böyle röportajlar verebildiğini de söyleyeceklerdir. CHP’li aile çocuğu olmayanların çoktan hazırdır evet’leri…

Ertesi günü de takip ettirmiş kendini kendi medyasına şarkıcı Erol Evgin. Adaletten, eşitlikten, demokrasiden yana olduğunu söylerken, Koç ailesinin sığınaklarında alıyor soluğu. Nasıl bulduysa oraya yolu .

“Rahmetli Vehbi Koç’un sözleri benim anayasamdır: Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız.”

Bu ülkenin ünlü işadamı merhum Vehbi Koç bir gün gerektiği için böyle konuşmuş olabilir. Merhum Vehbi Koç’un bu dediklerinin, oylarına daha fazla değer isteyen üç diplomalılarla ilişkisini söylemek için insanın illa CHP’li aileden gelen şarkıcı olması mı gerekiyor Araştırmalıdır… Araştırmacı yazarlar bölüğü uçaklardan inmediler mi daha

“Demokrasi varsa hepimiz varız.”

Bil ki şarkıcı Erol evgin, demokrasinin olmadığı ihtilal günlerinde biz vardık. Hapishanelere vardık, darağaçlarına vardık..

Arkasına saklandığı merhum Vehbi Koç’un o günlerde yaşadıklarını yazan yiğit gazeteciler oldu. Biz de onlardan öğrenmiş ve aktarmıştık. Bir daha aktaralım.

Yassıada günleri… Vehbi Koç tanık sıfatıyla o mahkemenin huzurundadır. Yargı heyeti bir duyum almış olmalı ki, sanık yapılanları Vehbi Koç’un tanıklığıyla vurmak ister. İşte öyle bir şey… Şantaj gibi bir şey…

“DP’ye bağışta bulundunuz mu ”

Cevap evet olursa, gelecek soru belli. Sizi nasıl zorladılar bu işe…

Merhum Vehbi Koç, cevabını yazılı vermek istediğini söyler. Verilen kağıda birşeyler yazar ve başhakim Başol’a uzatır. Başol notu okur ve gidebilirsiniz der. Tutanaklara geçen hiçbirşey yoktur. Olay bir gazetecinin gözünden kaçmaz. Ara verildiğinde Vehbi Koç bey’e sorar: O kağıda ne yazmıştınız Açıklanacak bir şey olsa, orada açıklanırdı. Otuz yıl sonra gel, o zaman cevaplayayım bu sorunuzu…

Dile kolay, otuz yılın dolmasını saya saya beklemiştir o gazeteci. Dualar etmiştir belki de Vehbi Koç bey’in ömrünün bereketine…

O gün geldiğinde gider Vehbi Koç bey’in yanına. O kağıda ne yazdığınızı şimdi söyleyin. Neden olmasın Tehlike geçmiştir çoktan.

“DP’ye yaptığım bağış kadar, CHP’ye de yaptım!”

İşte böyle CHP’li aile çocuğu şarkıcı Erol Evgin. Demokrasi varsa, hepimiz varız, diyorsunuz ama, darağaçlarınız dolayısıyla olmayanlarımızı biz biliyoruz.

Ve hiç unutmuyoruz!

Not I: Mübarek günleri yaşıyoruz. Hayırla yadedeceğimiz ölülerimizden merhum Vehbi Koç yaşanmışını yazmamızı bir olumsuzlukla ilişkilendirmesin hiç kimse.

Orada oynanan tiyatronun tarihine bir not düşmüştür. Düşünün şimdi: Salondan biri kalksa ve haykırsa: O notu açıklayınız! Ya da o güne kadar en çok idam kararı veren hakim olmakla ünlenmiş Başol zabıtlara yazdırsaydı o notta yazılanları.. Neler olmazdı neler… Vehbi Koç Yassıada’nın kahramanlarındandır. 30 yıl sonra olsa da o açıklama ile yerlere sermiştir CHP’li aileler zamanlarını.. Ona da rahmet olsun!

Not II: Bu kadar yazı fazla değil mi Şarkıcı Erol Evgin’in dediklerinden bize ne diyen, diyecek olan ve demeyi düşünenlere: Fakat otuz küsur yıldır onu dinliyorsunuz! Şimdi mi aklınıza geldi, yanlış yaptığınız

BİLGİ VE BELGE; BİLGELİK NERDE

Cumhurbaşkanı’nın verdiği davetlerden birine katılan sanatçılarımızdan İbrahim Erkal, yakasına taktığı kancalı iğneye takanlara bir cevap vermiş.  “Osmanlı döneminde saygıyı belirtmek babında kaftanın yakası üstten çengelli iğneyle bir araya getirilirdi. Benim de davete karşı şükran ifadem böyle oldu.” Kancalı iğne, çengelli iğne, emniyetli iğne.. 1960 yılında yayınlanan Hayat mecmualarının birinden aldığımız hayat bilgisini, hayat okuyucuları artık olmadığından, kalmadığından sayfamız okuyucularının dikkatlerine sunuyoruz şimdi.

(Osmanlı böyle bir iğne kullanmışsa, Avrupalının 1960’da piyasaya sürmesini biz niçin bekledik Cevabı olan var mı )

KAHRAMAN UCUZ İSE...

Yıl 1940. Birinci Teşrin 31

Şeker Bayramı gelmiş.

Onun sayesinde gelmiş(!)

CHP’nin yayın organı dergiye bu kapak resmini yapan Cemal Nadir, milletlerarası birkaç Türkten biri olmakla övülüyor içerideki sayfalarda. Ücreti böyle mi ödendi acaba Fakir Ölmüştü.

İşte o günlerde,

İstanbul’da karartma geceleri yaşanıyor, 

Filistin’de bir yahudi ordusu kuruluyordu.

İngiliz hava mareşalini İtalyanlar esir almış, 

Hususi otomobiller trafikten kaldırılmıştı. Karikatüristler tramvaylarda gösteriyor artık devrin zenginlerini.

Şeker bayramı gelmiş..

Şekerin çok ucuz satıldığı tek ülkenin Türkiye olduğu iddiası da bir işlenmiş, bir işlenmiş…

Kapak resmi kızı, elinde tuttuğu şekeri gösterirken, senin sayende demesi, bu ucuzluğu (!) vurgulamak için olmasın..

Kapak resmindeki adam belki bunu başarmıştır.

RAMADAN VE BİZ

Rahmete muhtaç toplum, bir ay sürecek şifa,

Nefsin azgınlıkları kalkacak şimdi rafa,

Allah’ımız emretti, Kuran’da ayetler var;

Bize öğretti Resül, Muhammed Mustafa!..

Yaradan’ın verdiği ödevi kavramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

İsyankar kul gevşetmiş, Yaradan ile bağı,

Günah bulutu sarmış, toplumdaki her dağı,

Yeni bir tefekkürle, yeniden bulup Hakk’ı;

Raflara kaldırmalı, tabak ile bardağı.

Hakk’ın divanına bir kez bile duramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Bak etrafına nasıl yaşar, aç, açık, yoksul,

Yoksulun hatırını sorar mı acep bir kul,

Ekmeğinde suyunda nice kulun hakkı var;

İşte tam zamanıdır, ver haklarını kurtul.

Bir fakirin semtine, bir kere uğramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Ezik ezik ezilen, işte milyonla mazlum,

Bense sırtımı dönmüş, kafa kumda bir kulum,

Tıkadım kulağımı, sarmadım hiçbir yara;

Mazlum benim kardeşim, bu ay uzansın kolum.

Mazlumun yarasını, el atıp saramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Zalimler birlik olmuş, eziliyor kardeşim,

Kuran benim kitabım, birlikse benim işim,

Darmadağın olmuşuz, düşman bayram ediyor

Nerde elim ayağım, nerde gövdem ve başım. 

Zalimin karşısına çıkıp durduramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Nefisler şaha kalkmış, bıyığı kesmez balta,

Güreş tutsalar bile, ruh gidiyor hep alta,

Şeytana güneş doğmuş, tutuyor balıkları;

Dolu dolu çıkıyor, attığı her bir olta.

Nefsi emmaremizi, sabırla kıramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Hepimiz düşünürüz, malı mülkü kasayı,

Sanki parayı saymak için vardır her sayı,

Hayır işine koşan birkaç gayretli mümin;

Onlar toplarlar sevap namına her parsayı.

Hiçbir hayırlı işe el atıp yaramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Sokaklar çocuk dolu, çıplak, sefil, karnı aç,

Kaderi okşanmamak, darma dağın olmuş saç,

Titreşirken görünce yol değiştirmişiz hep;

Belki de yemekten çok, şefkatli ele muhtaç. 

Yetim başı okşayıp, derdini soramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

Ömür boyu işledik durduk binbir günahı,

Biz olduk sanki günah dolu dünyanın şahı,

İşte tevbeye imkan, bakın Ramadan geldi;

Başka imkan bulunmaz, hesap günü sabahı.

Tertemiz bir defterle huzura varamadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

EKREM ŞAMA