Tarih; 15 Kasım 1999
TBMM Kürsüsü’nde bir konuşmacı ateşli bir nutuk çekmektedir..
Önce o konuşmadan satır başları:
- Geriye baktığımızda ve gelecek nesillere baktığımızda iki değişik istikbal hayal etmek mümkün; fazla zorlanmadan, bir pesimist kişi karanlık bir gelecek görebilir: Barış yolları parçalanmış bir Ortadoğu, Saddam’ın kontrol altına alınmayan saldırganlığı, Ortaasya ve Kafkaslar’da yıkılmış demokrasiler, bölgede yayılan aşırı uçlaşma ve terörizm, Balkanlar’da yükselen şiddet, Pakistan ve Hindistan’da önlenemeyen bir nükleer gerginlik; ancak, bir de farklı bir vizyon var ki, bu da, güçlü bir Türkiye’yi gerektiren, dünyanın yol kesişiminde üç büyük inancın birleştiği, haklı rolünü oynayan Türkiye ile zenginliğin yükseldiği ve çatışmaların azaldığı bir gelecek…
- Toleransın, inancın bir parçası olduğunu ve terörizmin saçma bir inanç olduğuna inanılan bir gelecek; insanların inançları doğrultusunda hareket edebileceği ve geçmişlerini ilan edebilecekleri, kadınların eşit saygı gördüğü, milletlerin geleneklerini korumak ve dünyadaki yaşama ayak uydurmak arasında ayrıcalık görmediği bir gelecek; farklılıklarımızı ve insanlığımızı koruyan, insan haklarına saygının arttığı bir gelecek ve özellikle, çoğunluğu Müslüman olan milletlerin, Müslüman olmayan milletlerle ortaklığının arttığı, insanların küçük ya da büyük ümitlerini yerine getirmek için beraber çalışılan bir gelecek.
- Türkiye’deki Kürt vatandaşların doğuştan hakları olan normal bir hayatı yakalayabilmeleri için yollar açılıyor; fakat hakkında ülkelerimizin ilk kez yakın temas kurduğu elli sene öncesinden bahsedilen Evrensel İnsan Hakları Deklarasyonu’nun söz verdiklerini yakalayabilmek için daha yapılacak çok şeyler var. Bu ilerleme, yeni yüzyıla girerken, Türkiye’nin inancının ve başarısının en büyük göstergesi olacak.
- Sorunlu yüzyılımızdan aldığımız ders odur ki, yazarlar ve gazeteciler kendilerini özgürce ifade ettiklerinde, sadece temel haklarından birini kullanmakla kalmayıp ekonomik kalkınma için önemli olan fikir alışverişini de körüklemektedirler. Böylelikle barış korunur. İnsanlardaki normal olan farklılıklardan söz etmenin barışçı yolları sağlandıkça, barış sürdürülebilir. İnsanlar kültürlerini ve inançlarını başkalarının haklarına mâni olmadan kutlayabildikleri sürece, ılımlar, aşırı uç haline gelmezler.
Bu konuşmayı TBMM Kürsüsü’nden dile getiren kim dersiniz
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton…
Peki, bu konuşmayı neden verdim
Yıllar önce bir ABD Başkanı’nın Türkiye’de yaptığı konuşmanın günümüze yansımasını, cümleler arasında verdiği mesajları ve de hepsinden önemlisi aralardaki `şifre’leri çözebildiniz mi
Yıllar önce, “Kürt vatandaşlar hakkında yapılacak daha çok şeyler var” derken ABD Başkanı ne demek istemiştir
O mesajlarla, Obama’nın aracılığıyla sürdürülen `Türkiye-İsrail’ dayatmaları arasında nasıl bir ilinti-ilişki vardır, hiç düşündünüz mü
Ve de, henüz ne olduğu net olarak belli olmayan ama sözde `özür’le örtüştüğü anlaşılan sözde `ateşkes ve çekilme’ senaryolarını…
999’dan, 2013’e…
Bir kez daha düşünme zamanıdır…
Merak ettim…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı hemen her adımdan sonra kamuoyu araştırması yaptırdığını biliyoruz…
Son günlere damgasını vuran 2 önemli gelişme var;
1) SÖZDE ÖZÜR: Mavi Marmara baskınıyla, 9 vatan evladını şehit eden Ortadoğu’nun vahşi bekçisi İsrail’le barış dönemine geçilmesi, Mavi Marmara baskını ile doğan tüm uluslararası davaların geri çekilmesi ve ailelerin de davalarını yok sayması, bu ülkeye dönük tüm uluslararası engellemelerin kaldırılması…
2) APO’NUN MESAJI: İmralı’da hapis yatan terörist başı Abdullah Öcalan’ın 21 Mart Nevruz Bayramı’nda verdiği, “Silahlar sussun, militanlar sınır dışına çekilsin” mesajı…
Acaba…
Başbakan Erdoğan bu iki konuda kamuoyu araştırması yaptırdı mı
Yaptırdıysa sonuç ne oldu
Türk halkının kaçta kaçı atılan bu adımları tasvip ediyor
Merakım budur…
Baykal kaseti ve sprey!..
Son bir not hayatın daha bir içinden…
Başlığa bakıp sprey de ne diyeceksiniz!
Hele hele de Baykal kaseti…
Anlatayım;
Gazeteciler için vazgeçilmez haber kaynaklarından biridir berberler ve ticari taksiciler…
Adeta haber verirler…
Geçenlerde bindiğim bir taksici çok ilginç bir şey anlattı;
-Abi, şimdi şehrin birçok noktasında EDS (Elektronik Denetim Sitemi) var ya!
-Evet, biliyorum. Trafik hatalarını, suçlarını yakalayan merkezi sistem. Ne olmuş
-Abi aslında trafik hatalarını o sistem de yakalayamıyor…
-Neden, ne olmuş ki
-Anlatayım abi. Plakalara sprey sıkıyorlar. Dolayısıyla diyelim ki kırmızı ışıkta geçtiniz. Ya da bir başka trafik suçu işlediniz… Ya da köprülerden, paralı yollardan geçerken…
-Eeeee…
-O spreyden plakalara sıktığınızda EDS o plakayı okuyamıyor. Plaka yansıma yapıyor. Dışardan baktığınızda normal plaka gibi ama EDS tespit edemiyor…
-İyi de bundan Emniyet güçlerinin, devletin haberi yok mu
-Vaaar…
-Peki, neden o zaman önlem alınmıyor
-Abi bu spreyler internetten satılıyor, 50–60 TL. Google amcaya `sprey’ yazın hemen geliyor zaten. Ama internet sitelerinin kaynağı Türkiye değil, yurtdışında çıkıyor. Sanıyorum devlet bu sebeple fazla bir şey de yapamıyor. Tıpkı Deniz Baykal’ın kasetinde olduğu gibi…
“Taksici de ne çok şey biliyor” dedim kendi kendime…
Lâ havle…
NOT: Bugün 25 Mart 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…